1.Bölüm

1247 Kelimeler
1.Bölüm   Sabah sularını akıp geçmiş, keskin güneşli ve sıcak bir hava bırakmıştı. Tepeden başının üstüne gelen sıcak bedenini kasıp kavuruyordu. Elindeki soğuk sudan bir yudum alarak, ferahlamayı denedi. Genç kız, durakta fren yaparak duran otobüsten aşağı kırmızı bavuluyla birlikte indi. Okulun ilk günüydü. Lise’nin kapısından içeri aheste adımlarını ilerlemesini sürdürürken, meraklı gözleri etrafı tarıyor; gelen geçen öğrencileri izliyordu. Heyecanını bastırmayı denerken derin bir iç çekti ve soluğunu sakince dışarı bırakmayı denedi. Bu fiili bile oldukça başarısızdı. Yeşil gözleri bahçenin sol konumunda kalan ağaç altındaki okulun koydurduğu boş masalara takılmıştı.  Beyaz ayakkabılarını sakince masanın yanına kadar taşıdığında, bavulunu dik biçimde koyarak bıraktı. Okulun giriş kapısını görecek biçimde masaya oturmuştu. Etraftaki her detayı inceleyerek süzgeçten geçiriyordu. Her birey kendi dünya meşgalesi arasında savrulup gidiyor, herkes bir amaç uğruna ortalarda dolanıyordu. Kimleri aileleriyle vedalaşarak sımsıkı sarılıyor, kimisi bir başına etrafı inceleyerek hafızasına kazıyordu.  Birde birinci sınıfların ürkek bakışları vardı elbet. Ne yapması gerektiğini bilmeyen ve elini nereye koyacağına tereddüt eden endişeli bir kesim… Tüm vedalaşma yığınını ve kargaşayı izleyen genç kızın bakışları hemen yanı başında beliren uzun boylu zayıf ve mavi renkli gözlere sahip olan genç adama çevrilmişti. Gözler tanıdıktı, gözlerinin içine uzun süre arsızca bakarak ne istediğini anlamaya çalışırcasına bakıyordu. Sanki karşısında dikilen cüssenin mavi gözleri ona bakarak konuşuyor, o bunu idrak etmeye çalışıyordu. Karşısında duvar gibi dikilen Ekrem’di. Kendisine bir şeyler söylemek ister gibiydi fakat sessizliğini sürdürerek konuşmamakta ısrar ediyordu. Genç kız umursamayan tavırla yeşil gözlerini önüne çevirdi. Bej tonlarındaki sırt çantasını sırtından çıkarttı. Fermuarını açarak dün yarıda bırakmış olduğu romanını çıkarttı. Güzel yeşil gözlerini aheste ve ritmik hareketlerle satırlarda uyum içinde dolandırıyordu. Ekrem dikildiği yerden sakince hareketlendi yanındaki boş yere oturduğunda bej çantası aralarında bir set gibi kalmıştı. Kollarını masaya koydu, sıkıntılı ve rahatsız hareketlerle parmaklarıyla oynamaya başladı. Hareket ettikçe avuç içleri terliyordu, sonunda cesaret ederek kısık ses tonunu gergin ortama bahşetmişti. “Merhaba.” Dedi mavi gözlerini genç kıza dikerek. Kız kafasını kaldırarak boş bakışlarını Ekrem’e dikti. Konuşurken zorlanıyor gibiydi, sanki acı çekiyordu. Sanki kelimesi fazlaydı, adeta derin bir acı çekiyordu. “Merhaba.” Dedi yeşil gözlerin sahibi olan geç kız. Gözlerini uzaklara kaçırarak, sohbet eden iki kızın hallerindeki samimiliği izliyordu. Düşüncelerini öfkesinden uzaklaştırmaya çalışarak, sakin olmaya çalışıyordu. “Nasılsın Melike?” dediğinde soluğunu sıkıntıyla verdi. Onunla konuşmak için can atmıyordu.  "İyiyim, teşekkür ederim. Sen nasılsın?” dediğinde sesi oldukça imalı ve belli bir tondaydı. Anlamazlıktan gelerek davranmaya devam edecektir, konuşmayı klasik bir rutinde ilerletecekti. Ekrem’de bu rutinin dışına çıkmak istemiyor gibiydi. Tek amacı çocukluk arkadaşının halini hatırını sorarak, arkadaşlık vazifesini yerine getirmekti. "İdare eder.” Dedi ve ekledi. "Tatilin nasıl geçti?" "İyiydi." Dedi Melike dudak bükerek. Uzunca sohbete girerek gereksiz konuşma diyaloğunda bulunmak istemiyordu. Konuşmayı kestirip atmıştı. Ona olan öfkesi konuşmasını, hatta ona bakmasını dahi önlüyordu. Ekrem Melike’nin aklından geçenleri öğrenmek için, soru yöneltmesi gerektiğini düşündü. Kendi babası ve Melike’nin babası ortak iş yaptıkları için oldukça sık görüşüyorlardı. Ailecek gelip gitme durumları vardı. Melike o gün babasıyla birlikte eve teşrif etmemişti. "Geçen akşam baban bize geldi. Sen neden gelmedin?" dedi kısık sesli tonda. Konuşması oldukça güçsüz ve cesaretsiz çıkmıştı. Siniri hafiften bedenine sirayet ederken, yüz hatları ve teni gerilmişti. Ekrem kaçak dövüşmek istiyordu. Kendisi de kaçak dövüşerek konuşmayı sürdürecekti. Gerçekçi ve net konuşmaya başlamasını ondan bekliyordu. Daha fazla hayatını kurcalayan taraf olmak istemiyordu. Ona bu şekilde yardım edemezdi. "Bir ay kadar önce baban iş görüşmesi için bize geldiğinde, sen neden gelmemiştin peki?" dediğinde yeşil gözlerini tekrardan Ekrem’in mavi gözlerine dikti. Melike konuşmak için ağzını açacak gibi oldu, sonra vazgeçti. Kollarını birbirine bağlamış, Ekrem’den geçerli bir sebep bekliyordu. Geçerli bir sebep sunamayacağını biliyordu, yine de derin bir bekleyiş içindeydi. Kendisine sunacağı her bahaneye inanmaya hazırdı. Ve sıkıntı içinde nefes alarak; "Seni dinliyorum." Dedi yeşil gözlerini kaçırmadan. "Sadece seni rahatsız etmek istemedim." Dediğinde mavi gözleri etraftaki insanlara kaçırmıştı. Bir bahane sunmasını beklemişti lakin bu kadar saçma bir bahane sunmasını o bile beklemiyordu. Dakikalardır elinde tuttuğu kalın romanı yavaşça kapattı. Bej çantasının içine yerleştirerek fermuarını sonuna kadar çekti. "Eminim öyledir.” dedi ses tınısına ima ve kırıklık ifadesi katarken.  Ses tonu oldukça kısık ve tonlamalı çıkmıştı. Ayağa kalkarak bavulunu aldı. Adımlarını onun aksi istikametine yönlendirdiği sırada, yüzünde kızgınlık ve öfke ifadeleri belirdi. Yüz hatları gerginleşmiş, yeşil gözleri çakmak çakmak olmuştu. Cılız bedenin adımları yürüyen adımlarının önüne geçerek bedeniyle set çektiğinde, gözlerini başka istikamete çevirdi. "Melike, lütfen yapma." Dedi ses tonunu kısıklaştırarak. Melike’yle mücadele edecek gücü yoktu. "Neyi yapmayım?" dedi gözlerini karşısında dikilen cüsseye dikti. Anlamamazlıktan gelerek, soruya yönlenmişti. Ellerinin içi terliyordu. Hafifçe tırnaklarını el ayalarına batırarak, kaşımıştı. Konuşmasını bekledi. "Biz çocukluktan arkadaşız. Kardeş gibi büyüdük, Böyle davranma bana, uzun süredir soğuk ve uzak davranıyorsun.” "Uyuşturucu kullandığını öğrendiğimden itibaren demek istedin herhalde." Dediğinde sesini kısık tonda tutmuştu. Ekrem’in bakışları etrafa kaydı. Söylediğini kimse duymamıştı. Melike adımlarını ilerleterek okul girişine doğru ilerlerken, Ekrem’in adımları bir kez daha önüne geçerek yürümesini engellemişti. “İsteyerek kullanmaya başlamadım.” Dedi kısık ve ciddi ses tonunu Melike’ye yönelterek. İlk kez bu konu hakkında yanıt veriyordu. Yaşadıkları o büyük kavga anından bile; bu konu hakkında ağzını açmamış, susmakla yetinmişti. Demek ki kendisiyle konuşacak cesaretini toplamıştı. "Öyle mi? Peki…” dedi alaycı tonda duraksayarak ve ekledi. “İsteyerek kullanmaya başlamadın. Neden şu an satıcısın? Yada daha beni ilgilendiren taraftan sorayım. Neden bırakmaya mereti bırakmaya çalışmıyorsun?" Ardı arkası kesilmeyen sorularım karşısında bitkin gözlerini yere devirdi. Uykusuz görünüyordu, halsizdi. Bedenindeki duruş kendisini ele veriyordu. "Bırakmayı denedim, ama olmadı. İnan bana." "Neden satıyorsun?" dediğinde suskunluğunu koruyarak başını yere eğdi. Sorusunun cevabını yanıtsız bırakmıştı. "Söyleyecek bir şeyin yok değil mi? Çünkü isteyerek dağıtıyorsun." Dedi Ekrem’in gözlerine doğru eğilerek keskin yeşil gözlerini onun mavi gözlerine dikmişti. Dakikalarca hareketsiz kalarak yanıt vermesini bekledi. Yanıt vermemişti, suskunluğu tercih ediyordu. Melike yeşil gözlerini önüne çevirdi, bavulunu sürükleyerek yürümeye başladı. Bir kez daha önüne geçerek okula girmesini önlediğinde öfkesini bastırmak için gözlerini kapadı. Lanet olası ağzından kelimeler adeta kerpetenle alınıyordu ve bu durumdan oldukça rahatsızdı. Benliğini öfkenin içine hapis etmesine sebep oluyordu. Ekrem’le konuşmak dümdüz bir duvara konuşmaktan farksızdı. "İsteyerek değil. İnan bana isteyerek değil." Gözlerimi usanmış biçimde yummuştu. Bir kaç saniye içinde açarak, eğildi ve bavulunu bırakarak, çantayı da üzerine koymuştu. Kollarını samimi biçimde dinlemek istediğini belirterek bağlamıştı. Beden dili onu dinlemek için hazır görünüyordu. "Peki ya, neden?" dedi merakla. "O işten para kazanıyorum, kendime aldığım ürünleri de ucuza alıyorum." Dediğinde kendince açıklamalar sunmaya çalışıyordu, lakin daha da derin bir dehlize dalmıştı. Dip kapkaranlıktı ve Ekrem o dibe inmeye kararlıydı. Okyanusun derin ve karanlık yerlerine kulaç atarak ilerliyordu. Bu karanlığın kendisini çekerek girdaba hapis ettiğini göremiyordu. Melike,yeşil gözlerine acı ve tiksinen ifade yerleşirken, gözlerinin yanındaki teni hafifçe gerilmişti. Ekrem’in mavi gözleri saniyelerce baktı. Belki de dakikalarca… Göz yaşlarının yeşil gözlerine hücum etme hissi bütün bedenini ele geçirmişti. Hayal kırıklığıyla birlikte bedenine sunulan can acısı ve kalp sıkışmasını kendi içinde gizlemeye çalışıyordu. Artık en yakın dostu, çocukluk arkadaşı bir zehrin kurbanı olmuştu. Bütün bedenini ele geçirerek onu yönetmeye başlamıştı. "Bu meret seni ele geçirmiş.” Dedi alt dudağıyla üst dudağını birbirine bastırarak. Hafifçe ona doğru eğilirken ses tonu titrek, gözleri kan çanağıydı. “Ekrem görmüyor musun?” dedi tekrar yutkunarak. Yeşil gözlerini etraftaki tüm insanlara çevirirken ses tonunu kısık tutmak için büyük bir çaba sarf etti.  “Etrafına bak! Herkes bu zehrin esiri olmuş durumda." Dedi ve işaret parmağımı Ekrem'in göğsüne batırarak ittirmişti. Gözlerindeki acının ifadesi değişerek yerini kocaman bir öfke yığını kapladı. "Ve siz dağıtıcılar; zehirlenmemiş hayatları da zehirliyorsunuz. İstemeyen kişilere habersizce bu zehirleri içirip, bu illete alıştırıyorsunuz. İnsanlar kendilerini birkaç saat mutlu hissetmek için kapılıyorlar. Siz gerçekten güzel ve mutlu hayatları da karartarak katil ediyorsunuz! Parlak ışıkları karartıyorsunuz. Sırf kötü emellerinize ve çıkarlarınıza alet etmek için." Dedi ve yutkunarak nefes aldı.  
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE