2.Bölüm

1150 Kelimeler
2.Bölüm Soluk soluğa kalmıştı. Aralıksız konuşmak boğazına ağrı girmesine sebep olmuştu. Ekrem’in başı önüne eğilirken sadece sustu. Ne söyleyeceğini ve kendisine ne bahane uyduracağını bilemez vaziyetteydi. Kendisine söylediği yalanla, onu kandıramazdı. Buna sadece çocuklar ve acınası insanlar inanırdı… Belki de çocuklar bile inanmazdı. İnsanın kendini kandırarak bir illüzyon içine sürüklemesi ve bataklığa saplanması demek ki böyle bir şeydi. “Çok değiştin Ekrem, seni tanıyamıyorum." Dedi ses tonunu kısıkta tutarak. Ekrem kafasını kaldırdı ve mavi gözleriyle Melike’nin yeşil gözlerine baktı. "Hayır Melike ben değişmedim . Hala eski Ekrem'im." "Öyle mi?” Yavaşça elimi Ekrem'in pantolonun sağ cebine soktu. Cebinde eline takılan sert cismi dışarı çıkarttı. Elinde tuttuğu çakıyı Ekrem’e uzatarak gözlerini etrafta gezindirdi. Herhangi bir şahsın kendilerini görüp görmediğini kontrol ediyordu. Çocukluk arkadaşının başını belaya sokmak istemezdi. Ne olursa olsun bir geçmişleri ve bir dostlukları vardı. Belasını bulacaksa da, bu onun yüzünden olsun istemiyordu. "Eski Ekrem cebinde çakı taşır mıydı?" "Çakı taşımamın bununla alakası yok. Eskiden küçüktük Melike." Öfkeleniyordu. Beyninden aşağı inen sıcak bir ısı nabzının artmasına sebep olarak, içindeki öfke ateşine odun atıyor hatta benzin dökerek o ateşi körüklüyordu. Bağırırken ses tonu yükseldi. "Yalan söyleme! Seni; bunu kaç kişinin boğazına dayamış, köşede kıstırmış bir şekilde gördüm! Biliyor musun? İnan tahmin bile edemezsin.” Ekrem’in başını önüne eğmesiyle ses tonu güçsüz çıkmıştı. "Senin hayal kırıklığına uğrattığım için üzgünüm." Dedi mavi gözlerini etrafa kaçırarak. Bakışları sabit bir noktaya takılmıştı. "İnan bana Ekrem, benim kadar üzgün olamazsın. Gözleri dolmuş biçimde uzun süre gözlerini ona dikti. Sesinin titremeyeceğinden emin olduğu zamanı bekledi ve bir süre sustu. Konuşma cesaretini bulduğunda, suskunluğunu bozdu. Yeşil gözlerini yalvarırcasına ona dikmişti. "İzin ver sana yardım edeyim. Bu pis bağımlılıktan kurtulmalısın." "Yapamam." "Söz veriyorum, yanında olacağım." Ekrem dolmuş olan gözlerini belli etmemeye çalışarak gözlerini uzaklara dikti. "Hayır, yapamam." "Özür dilerim, elimden ancak bu kadarı geliyor. Ben sana yardım etmek istedim ama sen kabul etmedin. İstemediğin sürece senin için yapabileceğim hiçbir şey yok. Anlıyor musun?" Yerden bavulunu alarak kenara geçti.  Ekrem’in yanından geçerek ileride ki banka doğru yürümeye devam etti. Sonunda kendini tutamamıştı. Gözlerinden yaşlar dışarı taşmak istercesine akıyordu. Çocukluk arkadaşı ve kardeşi bilinmez kocaman bir bataklığın içine düşmüş, ona uzattığı yardım elini tutacak cesareti bile yokken yardım edememek; tüm vicdanını yiyip bitiyordu. Adımları aheste hareketlerle ilerlerken ardından birisi seslenmişti. Ses oldukça tanıdıktı. Ağlayan gözlerle gülümseyerek, yaşlarını elinin tersiyle temizledi. Ardından bavulu yere bırakarak arkasını döndü. "Cenker." Melike’ye doğru bakarak tatlı tatlı gülümsüyordu. Üç aydır görüşmemişlerdi. Onu çok özlemişti. Koşarak boynuna atladığında, o da sımsıkı sarılarak karşılık vermişti. Geri çekildiğinde yüzünü ellerinin arasına aldı. Bakışlarını ciddileştirdi. "Ne oldu? Sen neden ağlıyorsun?" "Ekrem'le konuştuk az önce.” Dedi duraksayarak. Dudaklarına ulaşan yaşları temizlemek için yaladığında, devam etti. “Yanından ayrılınca kendimi tutamadım, ağlamaya başladım.” "Ekrem'i az önce gördüm. Demek ki o yüzden ateş püsküren bakışlarıyla okula girdi.” Dedi ve sustu. “Ne konuştunuz peki?" diyebildi. Melike’nin sakinleşmesini bekliyordu. "Aynı konu." Dedi üzerinde durmak istemezken. Cenker Melike’nin gözlerine baktı ve yanaklarından akan yaşları parmaklarıyla temizledi. "Tamam. Hadi ağlama artık. Bak Melike bizim yapabileceğimiz hiçbir şey yok. Tabi o istemediği sürece..." "Elimden bir şey gelmemesi beni daha çok üzüyor. Çocukluk arkadaşım ve altı yıllık kardeşim o benim." "Şuan yapabileceğimiz hiçbir şey yok ama belki ileride ikna olur. Ne dersin?" "Sanmam." "Hadi toparlan. Ağlamak yarar sağlamıyor, aksine daha da yıpranıyorsun." Haklıydı. Cenker'i dinleyerek ellerini yüzüne götürdü ve akan tüm yaşları güzelce bir kez daha temizledi. Kendine bir türlü engel olamıyordu. Onu kaybetmek çok ağır geliyordu. Hayatta bazı dostların yeri dolmazdı. Ne kadar doldurulmaya çalışılırsa çalışılsın, başarılı olunamazdı. "Seninle dertleşmeyi bile çok özlemişim." Dedi Cenker. Cenker'in gözlerine bakarak hafifçe gülümsedi. O da gülümseyerek Melike’ye karşılık vermişti. "Bende çok özledim, okulda her gün beraberiz. Üç ay göremeyince zor oldu doğal olarak." Tekrardan Cenker’e sarıldı ve sadece onun duyacağı şekilde mırıldanmıştı. "Evlerimiz bu kadar uzak olmak zorunda mıydı?" "Haklısın. Neredeyse İstanbul dışında oturuyorum." Sarılmayı bırakarak ondan ayrıldı ve geriye çekilmişti. Bu kadar sarılma faslı yeterdi. "Neyse böyle daha iyi. Hem konuşacaklarımız birikmiş oluyor." "Evet ama önce elimizdeki bavullardan kurtulmalıyız. Şimdi ilk yatakhaneye gidelim ve eşyalarımızı yerleştirelim. Sonrasında yatakhanede karışıklık yaşanıyor biliyorsun." "Evet, haklısın. İlk önce yerleşelim. Bugün derste yok, akşam yemeğine kadar beraberiz." "Evet. İşte bu! Kötü bir günün en güzel haberi." Ellerindeki bavullarla yatakhaneye doğru yavaş adımlarla yürümeye başlamışlardı. "Bir sorun mu var?" dedi Cenker. "Biliyorsun bu okulu sevmiyorum. Bu berbat yer sen olmadan asla çekilmez." "Haklısın. Dipsiz, pislik bir kuyunun içine düşmemek için çırpınıyoruz. Lakin çırpınanlar sadece biz değiliz. İyi tarafından bak." Dedi Cenker bakışlarını önüne çevirirken. Kızlar yatakhanesinin önündeki büyük kapıda durmuşlardı. "Neyse Kızlar Yatakhanesi'nin önüne geldik." Melike yatakhanenin kapısına doğru yöneldi ve bakışlarını Cenker'e çevirmişti. "Kırk dakika sonra bahçedeki masada buluşalım." Dedi. Cenker gülümsedi ve geri adımlarla sakince geriledi. "Orada olacağım." Cenker arkasını dönerek gitmişti. Melike yatakhaneden içeri girerek odasını buldu. Yatakhanenin içinde bir çok oda vardı ve bir odada beş kişi kalıyordu. Odalar olabildiği kadar büyüktü. Ortam idare ederdi. Odadan içeri yavaş adımlarını atarak içeri girdi. Hiç kimseye bakmadan ve konuşmaya dahi tenezzül etmeden dolabının yanına gitmişti. Adımlarını önünde durdurdu. Eşyalarını yerleştirecekti. Tuğçe kendisine bakarak bir süre onu izlemişti. Yanına gelerek adımlarını hemen yanına taşımıştı. Melike istifini bozmayarak eşyalarını dolaba yerleştirmeye başlamıştı. "Vay vay. Buzlar kraliçemizde gelmiş." Dedi alaycı ses tonunu takınırken. Melike’nin bakışlarına hafifçe öfke eklenirken, Tuğçe’nin ne kadar salak olduğunu bir kez daha aklından geçirmeden edememişti. Sanırım uyuşturucu ve onun bir çok türevlerini kullanmaktan aptallaşıyorlardı. Beyinleri uyuşuyor olmalıydı. Sergiledikleri tavır bazen çok  gereksiz ve tutarsız olabiliyordu. Kullandıkları zehir; zihinlerini ne derece tahrip ediyor bilinmezdi. Kurdukları cümleler bile normal insanların kullandıklarından farklıydı. Bambaşka bir dünyanın içinde yaşıyorlardı. Elbette Ekrem ile diğer kullanıcıları aynı kefeye koymuyordu. Onun davranışları bir nebze daha tutarlıydı. Güzel yeşil gözlerini Tuğçe’ye çevirerek dikti ve tek elini beline koydu. "Bir şey mi vardı?" dedi ses tonundaki ciddiyeti koruyarak. Melike’ye bakarak yapmacık gülümsemesini yüzüne takınmıştı. "Seni geçen sene okuldan ayrılırsın diye bekliyordum. İki yıldır bu kadar pislik içinde pislenmeme mücadelesi verdiğin için..." dedi susarak Tuğçe. "Evet veriyordum, hala da veriyorum. Kaçmadım. Okul bitene kadarda buradayım." Derin bir iç çekerken bıkkınlık barındırıyordu. "Her zaman ki gibi çok gerginsin. İstersen sana bir tane yasaklıdan ısmarlayayım, gerginliğini alır." Tuğçe Melike’ye bakarak göz kırptığında sesi oldukça tok ve net çıktı. "Git başımdan, yoksa okulun ilk günü karışıklık çıkacak." "Çıkart. Çıkartan sensin. Ceza alacak olan kişi sensin.” "Merak etme. Başım yanarsa senin de başını yakarım." Dedi Tuğçe’yi tehdit ederek. Bir adım Tuğçe’ye doğru atarak sol kulağına eğildi ve sessizce fısıldamıştı. "Ne de olsa o ufak sırrını biliyorum değil mi?" Geri çekilerek Tuğçe’nin yüzüne baktı ve gülümsedi. Tuğçe'nin yüzündeki alaycı ifade birden solarak ciddileşmişti. "Öyle bir şey yaparsan seni Ekrem'e söylerim." Bu kız gerçekten komikti. Melike kıkırdayarak gülmeye başladı. "Deli misin? Ne gülüyorsun?" "Ah Tuğçe’ cim, canım benim. Hadi hemen git Ekrem'e söyle. Melike beni tehdit ediyor, de." Haince gülerek bavulunu açarken , tekrardan bir şey söylemeyi unutmuşçasına Tuğçe'ye döndü ve konuşmaya devam etti. "Ha ama...” dedi duraksayarak ve ekledi. “Altı yıllık kardeşin olan Melike demeyi de unutma.?" "Sen benimle kafamı buluyorsun?" Dedi Tuğçe. Dalga geçtiği yoktu. Dediklerinde söylediklerinde oldukça ciddiydi.  
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE