Sandalyeler sıralanmış, yemeklerin kokusu havada dolaşıyordu. Nazar, sofrayı son kez kontrol ederken göğsünde hafif bir sıkışma hissetti. Her şey yerli yerindeydi. Ama içindeki o huzursuzluk… bir türlü gitmek bilmiyordu. Berzan, salon kapısında durmuş, ellerini cebine sokmuştu. Gözleri avlunun içini, karısını, koşturan çalışanları izliyordu. Başını hafif yana eğdi. Nazar’ın telaşını, titizliğini, her detayı kendi elleriyle düzeltmesini görünce içinden bir gülümseme süzüldü. Tam o sırada… kapı çaldı. Emine Hanım hemen koştu, kapıyı açtı. Ve Yekta… yanında anne ve babasıyla, ağır adımlarla içeri girdi. Üzerinde koyu renk bir takım elbise, bakışlarında eskimiş bir yorgunluk vardı. Gözleri hemen Nazar’a kaydı. Nazar, başını hafifçe eğerek selam verdi; mesafeli, zarif bir selam. Berzan, di

