Mira, Kael’in varlığını sorgulamaktan kendini alamıyordu. Buraya gelmeden önce hapishane hakkında tüm istihbaratı toplamıştı. Mahkumların listesine, kaybolan insanların dosyalarına, burada dönen karanlık işlere kadar her şeyi biliyordu. Ama Kael’in adı hiçbir yerde geçmiyordu. O burada olmamalıydı.
Kael, Mira’nın gerçek kimliğini anlamıştı ama onu hemen ihbar etmedi. Bunun yerine onun ne kadar ileri gidebileceğini görmek istedi. Mira, onun gözlerinin içinde saklı olan bilinmezliğin farkındaydı. Oyun oynamayı seviyordu.
“Burada kalırsan, gerçekleri göreceksin,” dedi Kael sessizce. “Ama gerçekleri bilmek, kurtuluşun değil, felaketin olur.”
Mira kaşlarını çattı. “Beni korkutmaya mı çalışıyorsun?”
Kael gülümsedi. “Bence buraya gelmeden önce neyle karşılaşacağını bildiğini sanıyordun. Ama yanıldığını fark ediyorsun, değil mi?”
Mira hiçbir şey belli etmemeye çalışsa da içindeki huzursuzluk büyüyordu. Kael, onun geçmişini öğrenmiş olabilir miydi? Eğer öyleyse, bunu kendi lehine kullanabilirdi. Mira, güçlü görünmeliydi. Kael, onun açığını arıyorsa, ona hiçbir fırsat vermeyecekti.
Hapishanenin soğuk duvarları arasında ilerlerken, Kael onu hiç kimsenin uğramadığı, karanlık bir köşeye götürdü. Eskiden depo olarak kullanılan bu alan, şimdi terk edilmiş gibiydi. Ama Mira, buranın normal bir yer olmadığını sezmişti. Kael bir duvara yaslandı, eski bir hava menfezini kaldırdı ve arkasında gizli bir bölme açıldı. İçeride, zayıf bir ışık altında cam kafesler içinde hareketsiz duran insanları gördü.
Gözleri donuktu. Nefes alıyorlardı ama tepki vermiyorlardı. Kendi iradeleri yok gibiydi.
“Zihinleri silindi,” dedi Kael, bakışlarını onlardan kaçırarak. “Burada denenen ilaçlar, insanları tamamen kontrol edilebilir hale getiriyor. Yüksek düzeyde savaşçılar yaratıyorlar.”
Mira’nın midesi bulandı. Bu hapishane sadece suçluları tutan bir yer değil, aynı zamanda devletin gizli bir deney laboratuvarıydı. Bunu kanıtlayabilirse, buradaki bütün sistemin çökmesini sağlayabilirdi. Ama Kael’in varlığı…
Mira gözlerini Kael’e dikti. “Sen de bir denek misin?”
Kael sessizce güldü. “Sence?”
Mira, onun bir testten geçirilip geçirilmediğini anlayamıyordu. Ama eğer öyleyse, diğerlerinden farklıydı. Kael, kendi iradesine sahip gibiydi. Ama bu mümkün değildi. Bu deneyler zihinleri silmek için yapılıyordu. Peki, Kael nasıl oluyordu da kendi kararlarını verebiliyordu?
Tam bu sırada, hapishanede bir şeyler ters gitmeye başladı. Koridorlarda yankılanan acil durum sireni, içeride büyük bir şeylerin döndüğünün habercisiydi. Mira ve Kael birbirlerine baktılar.
“Galiba deneklerden biri kontrolden çıktı,” dedi Kael sakince.
Mira derin bir nefes aldı. Artık burada sadece hayatta kalmak değil, gerçeği ortaya çıkarmak için de savaşmak zorundaydı. Ama bir sorunun cevabını bulması gerekiyordu:
Kael, gerçekten kimdi?