Bölüm 8
“Tutun bana.”
Selin, Leyla’yı belinden tutup desteklerken ayağı incinmiş olan kadın ağırlığını çok vermeden parmak ucunda basarak ilerlemeye çalışıyordu.
Nejat, karısının tek olmadığını anladığında ayağa kalktı. Kapıya yöneldiğinde Selin’in Leyla’ya yardımcı olduğunu, içeri girdiklerini gördü. Hemen yanlarına gidip “Neler oldu?” diyerek öğrenmek için sordu.
Selin biraz yorulduğundan “Yardım et!” dedi. Leyla kilolu bir kadın olmamasına rağmen Selin için ağır kalıyordu.
Nejat karısının bıraktığı boşluğa geçerek kolunu Leyla’nın beline doladı.
Leyla biraz mahcup “Aslında yürüyebilirim, Selin kabul etmedi. Size yük oldum.” Dedi. Nejat’ın bu kadar yakın olmasından hiç hoşlanmamıştı, ancak reddetmesi yanlış anlaşılabilirdi.
“Biraz dinlen, zaten iyi olacağını söylediler.” Diyen Selin arkasına döndü, geniş koltuğa rahatça uzanması için yastıkları düzeltti.
Nejat, Leyla’yı avucunun içinde tuttuğu kuş gibi dikkatle kavrayıp destek olurken ayağına yüklendiğini görünce “Ayağının üzerine basma, ağırlığını bana ver.” Dedi. Onu daha sıkı kavrayıp kendine çekti.
Leyla’yı koltuğa oturttuktan sonra geri çekilip karısının yardımcı olması için yer açtı.
Selin ayağını yukarı kaldırıp, sırtının arkasındaki yastıkları düzeltti.
“Teşekkür ederim.” Diyen Leyla’nın aklında Fırat vardı.
Nejat “Nasıl oldu?” diye sorunca karısı ona bakıp “Yürüyüşe çıkmıştık, bileğini burktu. Acili aradım, beraber hastaneye gittik. Önemli bir şey yok ama birkaç gün dikkat etmesi gerekiyor.” Diyerek Leyla’ya gülümsedi.
“İstediğin bir şey var mı?”
“Su alabilirim.”
Selin mutfağa ilerlerken Nejat Leyla’nın karşısındaki koltuğa oturup bacak bacak üstüne attı. Karısının neden onu eve getirdiğini anlamamıştı, kendi evine götürebilirdi. Hiçte Selin’lik bir hareket değildi.
Ciddi bakışlarla ayağına bakıp gözlerini Leyla’ya çevirdiğinde onun rahat olmadığını gördü. Yüzü bazen acılı bazense sıkıntılıydı.
“Ağrıyor mu?” diye sorunca Leyla “Çok değil.” Dedi. Başını kaldırıp Nejat’a açıklamak ister gibi “Selin Fırat’ı aradı ama dışarı çıkmış, anahtarı o evde diye yanıma almamıştım! Selin bahçede beklememi de istemedi. Pazar günü sizi rahatsız ettim.” Dedi.
“Rahatsız etmediniz, önemli olan ayağınızın iyi olması.” Dedi ama yüzünde en ufak tebessüm yoktu. Mavi keskin bakışları kati, ciddi ve resmiydi.
Leyla onunla samimi olmanın derdinde değildi ancak Nejat’ın duruşu, konuşması, mesafesi onu ürkütüyordu. Özgüvensiz biri olmamasına rağmen bunu nasıl hissettirdiğine şaşıyordu.
Şu an adam konuşmuyor öylece bakıyordu. Ne düşündüğünü anlayamıyordu Leyla. Bir şey söylemek istemedi. Bir an önce Selin’in gelmesini bekledi. Sadece su getirmek bu kadar uzun sürmemeliydi. Başını çevirip mutfağa bakarken onun tezgahın karşısında durduğunu gördü.
Nejat, Leyla’nın Selin’e baktığını gördüğünde kalkıp mutfağa gitti. Karısının yanına geçip gözünün yine komşuların bahçesinde olduğunu görünce ona eğilip sessizce “Karşı evin sahibi buradayken ayıp olmuyor mu?” diye sordu, durumdan hiç hoşlanmamıştı.
Başını kaldırınca kocasının iğneleyici bakışlarıyla karşılaşan Selin “Düşündüğün gibi değil!” dedi. Nejat bahçede oluşan hareketlenmeye gözü takılınca oraya baktı, ardından karısına dönüp başını hafifçe eğdi.
“Fırat bey karısına sürpriz yapmak için yardım istedi. O yüzden evine götürmedim! Bitirmiş mi diye bakıyordum.”
Selin’in sessiz ama dik cevabı sonrası Nejat başka bir şey sormadı. Selin’de tuhaflıklar vardı. Yeni komşuları geldiğinden beri başlayan tuhaflıklar.
Selin önde Nejat arkada Leyla’nın yanına geçtiler.
Leyla suyu içtikten sonra “Telefonumu alabilir miyim?” diye sordu. Selin cebinden çıkarıp “Unutmuşum!” dedi.
Leyla gülümsemeye çalışarak önemli olmadığına karşın bir şeyler eveleyip geveledi.
Nejat kadının neden gergin olduğunu anlamazken karısı diğer zamanlara göre fazla müşfik görünüyordu.
“Karnın acıktıysa bir şeyler getirebilirim. Kahve, çay?”
Leyla siyah saçlarının yana dökülmesine sebep olacak kadar başını eğdi. “Çok incesin Selin, yanımda olmasan ne yapardım bilemiyorum!” diyerek minnetini belirtti.
“Yürüyüşe çıkalım diyen bendim, birazda benim yüzümden oldu.”
Onun suçluluk duymasına izin vermemek için “Benim dikkatsizliğim, yeni ayakkabılara henüz alışamamışım!” dedi.
Yukarı kattan kızların sesi gelince Selin onların eve gelmiş olduğunu anca idrak etti. Onları duyduğu özlemi hatırlayarak “Ben kızlara bakıp hemen geliyorum.” Diyerek yukarı çıktı.
İki yabancı sessizlikle dakikaları geçirirken Leyla Fırat’a mesaj atıyor, ne zaman geleceğini sorup duruyordu.
Nejat mutfağa gidip sıcak bir şeyler hazırlamaya karar verdi. “Çay yapacağım, sever misiniz?”
“Hiç ayırt etmem.” Diyerek fark etmeyeceğini söyledi. Yalnız kalmak, Nejat’la yalnız kalmaktan çok daha iyiydi.
Nejat mutfağa giderken Selin aşağı indi. Leyla’nın yanına gelip gülümseyerek “Kızlar biraz yaramazlık yapmış, üstlerinde boyamadıkları tek yer yok. Onları temizleyip hemen geleceğim. Sorun olmaz değil mi?” diye sordu.
Nejat mutfakta olduğu için rahatça “Hayır tabi ki.” Dedi.
Leyla yine salonda yalnız kalırken telefonuyla meşgul oldu.
Nejat çay hazır oluncaya kadar bahçe de gezdi. Gelen kişilerin depoyu yenilediğini ara sıra geçen konuşmalarda duydu.
Mutfağa geçtiğinde 3 tane ajda bardağa çayı koydu. Leyla’nın yanına geldiğinde onun uyuya kaldığını gördü. Tepsiyi sehpaya bırakıp koltuğun kenarındaki hasır sepetten ince bir örtü çıkardı. Leyla’nın üzerine örterken genç kadın irkilerek başını kaldırınca göz göze geldiler.
Nejat onun neden korktuğunu anlamaya çalışırken Leyla’nın kahve gözlerindeki girdaba doğru sürüklendiğini bilmiyordu. Korkuya bulanmış ürkek bakışları tedirgince titriyordu. Bilinçli olmadan bu etkiden sıyrılmak için “Şşş.” Dedi fısıltıyla. “Sadece üzerini örtüyordum.”
Şefkat dolu sesi Leyla tarafından duyulmuyordu. Zihnin arka planında öylesine bir ses olarak duymuştu ve önemsizce terk etmişti. Çünkü baktığı mavi gözlerden kendini alamamıştı. Manyetik alana girmiş demir parçası gibi ona bakıp kalmıştı. Derince nefesi ciğerlerine doldurduğunda beynine oksijen gitmiş gibi bakışlarını ondan çekti.
Elini boynuna koyup gözlerini kapatıp açtı. “Bir an düşüyorum sandım. Bilirsin herkese olur.”
Nejat doğrularak ondan uzaklaşırken “Uyandırmak istemezdim.” Deyip tepsideki çaylardan birini ona uzattı. “Madem uyandın.”
Leyla çayı alırken “Gece başım ağrıyordu, pek uyamamıştım. İçim geçmiş olmalı.” Diye açıkladı.
Nejat dün gece onun kocasıyla kavga ettiğine şahit olmuştu, anlaşılıyordu ki basit bir konu değildi. Baş ağrısına sebebiyet verecek kadar şiddetliydi.
“Ben Selin’e bakayım, çayı soğumasın.” Deyip yukarı adımlayınca karısının kızlarıyla birlikte basamakları indiğini gördü.
Selin kızlarını Leyla’yla tanıştırırken kapı çaldı. Fırat’ın gelmesini ümit eden Leyla kapıya doğru bakarken Nejat’ın açtığı kapının ardından kocasının sesini duyunca sevindi.
“Leyla! Nasıl oldun?” diyen Fırat karısının yanına dikkatle oturmuş biraz endişeyle sarılı olan bileğini inceliyordu.
“Selin’le hem yürüyor hem de sohbet ediyorduk, dengesiz bastım sanırım aniden oldu.” Diye açıklama yaparken o anlar Selin’in hafızasında yeniden canlandı.
Atkuyruğu bağlanmış sarı saçını savurarak Leyla’ya bakan Selin “Ne konuda?” diye merakla sordu. Bu kadar mükemmel bir çift olamazlardı ve onlardaki kusuru duyacağı için sevinmişti. Kendisinin evliliği gibi eksiklikler, inişler, çıkışlar mutlaka olmalıydı.
Tamda karşılarında, sürekli gördüğü mıç mıç hallerinden başka bir yanlarını duymak Selin’i kendi evliliğin sağlamasını yaparken daha pozitif olmaya itecekti.
Leyla ise hafifçe gözlerini kapatıp açtı. Dün gece yaşadıkları tartışma, Leyla’ya duygusallık katmıştı.
Selin sorunca söylediğinin yanlışlığını fark etti. Daha dün tanıştığı birine özel konularını açmaması gerekirdi. Üstelik neredeyse söyleyecek olduğu kişi devamlı yüz yüze bakıp, bir araya gelecekleri komşusuyken. Hiç kimse bilmiyordu, öyle olmaya da devam edecekti.
Cevap vermemesi yanlış anlaşılmalara sebebiyet verecek, doğruları söylemesi ise Fırat’la oluşturduğu imaja zarar verecekti. Bundan başka türlü kurtulmalıydı.
“Ah!” deyip kendini hafifçe yana attı. Tek ayağını havaya kaldırıp Selin’e tutunmaya çalışırken “Ayağım!” dedi.
Selin şaşkınlıkla “Ne oldu?” deyip onu düşmesi için tutmaya çalıştı, Leyla acıyla gözlerini kapatıp “Sanırım ayağımı burktum! Çok acıyor!” dedi sıktığı dişlerinin arasından konuşarak.
“Şuraya otur, bakayım.”
Tamda Leyla’dan istediğini alacakken kadın bileğini incitmişti. Fırat’ın söylediğine dikkat kesilerek “Acildekiler çok önemli olmadığını söylediler, ağrı kesici krem verdiler. Birkaç güne iyi olur.” Dedi onun endişesini yok etmeye çalışarak.
Fırat Selin’e “Çok teşekkür ederim.” Dedikten sonra Leyla’ya dönüp “Hemen gelemedim, kusura bakma. Önemliydi.” Dedi.
Leyla gülümseyerek komşularına bakıp “Selin ve Nejat bey ilgilendiler,” dedi, kocasına dönüp “Onları daha fazla meşgul etmeyelim.” Diye ekleyince Fırat ayağa kalktı.
Tekraren onlara teşekkür edip Leyla’yı kaldırdı. Ayağının üzerine basmakta tedirgin olduğunu görünce “Sen gel böyle.” Deyip beklemeden karısını kucağına aldı.
“Fırat!” diyen Leyla biraz utanarak “Yürüyebilirdim. Eve kadar yorulacaksın!” Dedi.
“Sen beni düşünme!” diyen Fırat dış kapıya yönelecekken Nejat “İsterseniz bahçe kapısını kullanın, daha kısa olur.” Diye teklif etti.
Fırat onun yönlendirmesiyle önce mutfaktan sonra açtığı bahçe kapısından kendi bahçelerine geçti.
Nejat’a başıyla selam verdikten sonra karısını en yakındaki bahçe koltuğuna oturttu. Onun hizasında eğilip mutlulukla “Sana bir sürprizim var.” Dedi.
Leyla yine aynı şeyleri yaşadığını hissederek “Fırat!” dedi. Kocası onun ne söyleyeceğini bildiğinden engel olmak için “Leyla, lütfen.” Dedi. Gerçekten anlaşılmaya ihtiyaç duyarak “Kavga ettiğimiz için değil, önceden planlamıştım. Bozma beni.” Dedi.
Leyla gerçek duygularını belli etmemek için bakışlarını kaçırıp sessizce “Tamam.” Dedi, her zaman olduğu gibi karşı gelmedi, gelse de değişen bir şey yoktu.
Fırat onun neler düşündüğünü biliyordu, uzun, ince parmaklarıyla karısının çenesini kavrayıp kendine çevirdi. “Bir yolunu bulacağım! Söz veriyorum!”
Leyla bunu beklemiyordu genelde Fırat sessiz kalırdı. Çözüme yönelik adımları olsa da bununla ilgili konuşmayı tercih etmezdi.
Çözümün olup olmamasını önemsemedi, içinde bir çiçek açtı. Katı yüz ifadeleri yumuşadı.
Fırat ona gülümseyip “Gel benle!” diyerek yine kucağına aldı.
Depoya ilerleyip açık olan kapısını ayağıyla iterek araladı. Leyla gördüklerine inanamazken “Yeni atölyen!” dedi. Odanın içine ilerleyip etrafında yavaş birkaç tur döndürerek karısına gösterdi.
Oda temizlenmişti. Kapının hemen yanındaki büyük camlardan aldığı ışıkla aydınlık görünüyordu. Duvara monte açık raflara dizilmiş farklı markalarda boyalar, spatulalar, vernikler, rengarenk simler, sedefler, yaldızlar ve aksesuarlar duruyordu. Odanın en geniş yerinde birkaç şövale ve başka boyutlarda tuvaller vardı. Kapının yanında mini buzdolabı, üzerinde de müzik seti vardı. Kullanacağı ne varsa hepsi hazırdı.
“Harika! Hepsi harika olmuş!”
Ses tonundan karısının gerçekten beğendiğini anlayan Fırat onun yanağına bir öpücük kondurdu.
“Ne yapmak istersen onu yap ama sergi çalışmasına dönmeni dört gözle bekliyorum!”
Duyduğuyla ister istemez hüzünlenen Leyla odada bakışlarını gezdirip ağlamamaya çalıştı. Derin bir nefes alıp kocasına döndü.
Onun kastını çok iyi bildiğinden “Uğraşacağım!” dedi. Fırat hafif bir tebessümle dudaklarına küçük bir öpücük bıraktı.
&&&&
Her şeyin sıradan ve olduğu hal üzerine geçtiği iki haftanın ardından Selin arabasını sokağa park etti. Havalar daha da soğuktu, kabanına sıkıca sarılıp arabadan indi ve kilitledi. Bahçe kapısını açıp içeri gireceğinde siyah Mercedes limuzin Leyla’ların evine yanaştı.
Selin kimin ineceğini merakla beklerken yakında eylem gerçekleşmeyince merdivenleri inmek zorunda kaldı.
Eve doğru ilerlerken aklı kimin geldiğindeydi. Ya da onları götürmek için ayarlanmış bir araçtı. Bu ihtimali daha yüksek bulduğunda adımlarını hızlandırdı. Bahçe duvarından diğer taraf görünmüyordu. Eve geçmeli ve oradan bakmalıydı.
Ne yaptığının farkında olmadan mutfağa geçmeye çalışırken kabanını hızla üzerinden çıkarıp yere bıraktı.
Tezgahın karşısına geçer geçmez kapı açıldı, Leyla dışarı çıktı. Üzerinde siyah uzun elbise, ellerinde aynı renk eldiven ve siyah paltosu vardı. Siyah saçları ensesinde bağlıydı. İnce topuklu ayakkabılarıyla bahçede ilerledi. Selin’in görüşünden çıktığında mutfaktan çıkıp antredeki pencereye yöneldi. Perdenin mekanizmasını açıp aralıktan baktı. Leyla merdivenleri çıkıp yukarı ulaştığında arabanın arka kapısı açıldı.
Fırat onu bindirdi ve diğer taraftan binmek için dolandı.
Selin görebileceği kimse kalmayınca perdeyi kapattı. Ada merdivenleri inerken “Anne!” diye seslenince Selin kızının yanına gitti.
Onu kucaklayıp öptükten sonra “Beren nerede?” diye sordu.
Küçük kız “Nilü’yle ders yapıyor.” Cevabını verdi. Selin işten gelinceye kadar kızlarıyla Nilgün adında genç bir kız ilgileniyordu.
Selin “Hadi onlara bakalım.” Deyip ayağa kalktı. Yerdeki kabanı alıp vestiyere astı.
******
Siyah, krem deri döşemeli koltuğun üzerinde kıpırdanan Leyla “Çok uzun sürdü. Nereye geldik?” diye sordu, kocasının neden gizem yarattığını anlamıyordu. Ayağını yavaş ama belli ritimde sallayıp duruyordu.
Davete katılmaları gerektiğini Fırat işe gittikten sonra açtığı telefonda öğrenmiş, dolabında hiç giyilmedik ve uygun elbiseler olsa da, Fırat’ın tarifi üzerine dolaba gizlice yerleştirilmiş olan siyah elbiseyi giymesini istemişti.
Olağan dışı olmasa da Leyla farklı hissediyordu.
Fırat uzun bacaklarının rahatça sığacağı limuzinde başını eline dayamış dururken karısına baktı. Gülümsemeye çalışıp “Biraz daha var.” Dedi. Kolundaki rolex saate baktı.
Düğmeye basıp mini barı açtı. Her ikisine de biraz viski koyup bardağı Leyla’ya uzattı.
“Gevşeyelim, iyi gelir.”
Leyla art arda birkaç küçük yudum aldı. Fırat ise koyduğunun hepsini tek seferde kafaya dikti. Hızla karısına dönüp elini sırtına koyarak kendine çekti. Aynı hızla dudaklarını öpmeye başladığında Leyla şaşkındı. Öyle ki kocasına karşılık veremiyordu.
Fırat dudağını çekip gözlerine bakarak “Hadi!” diye fısıldayınca Leyla tahrik oldu, dudakları açık olsa inleyebilirdi. Onun gerçekten istediğini anladığında dudaklarını aralayarak kocasını öptü. Fırat’ın dili diliyle buluştuğunda ıslandığını hissetti. Uzun süredir böyle hissetmemişti. Davet umurunda değildi, kocasıyla eve gitmeli ve bu öpücükler gece boyu sürmeliydi.
Ruju tamamen dağılıp kayboluncaya kadar sadece öpüştüler. Leyla’nın eli Fırat’ın boynunda dururken adam geri çekildi. Altın jelatine sarılmış çikolatayı açıp koyulaşmış gözleri arzuyla kendine bakan karısının ağzına koydu.
Ağzında erimeye başlayan çikolatayı ağır ağır çiğneyen Leyla aldığı tatla yüzünü buruşturdu.
Fırat çikolatayı yiyor olmasına rağmen Leyla’nın dudaklarına bir öpücük bırakıp yine gözlerini ondan ayırmadan nefesini sesine karıştırıp “Bu gece çok başka olacak!” dedi.
Yan tarafında duran siyah kutuyu Leyla’ya uzattı. Çikolatası yumuşak bir şekilde boğazından geçip giden kadın kutuyu alıp aralarındaki boşluğa koydu. İçinde ne olacağını tahmin edebileceği bir kutu değildi. Mat siyah standart bir kutuydu sadece. Açmadan önce Fırat’a baktığında bakışlarına anlam yükleyemedi.
Taviz vermez, dik ve meraklı diyebilirdi belki. Açmasını beklediğini anladığında kapağı kaldırdı ardından da şaşkınlıkla kaşlarını.