İnsanın hayat, hafızanın geçmiş karşısındaki acizliği su götürmez bir gerçektir. Hayat, hiçbir zaman tek başınıza size ait olmadığı gibi, hafıza da sizi mutlu eden, size iyi gelen anılardan çok, acı hatıraları sunar. İnsan hafızasının, mensubu olduğu bedene yaptığı en büyük kötülüktür bu. Mesela ne zaman bir taksiden inen, özgüvenli ve dik duruşlu bir kadın görsem; taksiye verecek paramız olmadığı için annemi yarı baygın halde, tıklım tıklım otobüslerde, şanslıysam oturmasını sağlayarak, değilsem de zayıf bedenimi ona dayanak gibi sunarak hastaneye götürüşüm aklıma geliyordu. Elimizde kalan son parayla karın doyurmak mı yoksa annemi rahatlatan ilacı almak mı gerek diye kara kara düşündüğüm zamanlar, bir eczanenin ya da lokantanın önünden geçerken habis bir ur gibi kendini hatırlatıyordu.

