Ilgın kalemi eline aldığında eli titremedi.
Bu kez teslim olmuyordu, şart koyuyordu.
ILGIN TARAFINDAN DÜZENLENEN MADDELER
Madde 1 – Çalışma Hakkı (Değiştirilmiştir)
Ilgın, evlilik sonrasında da mesleğini icra etme hakkına sahiptir. Öğretmenlik yapmaya devam edecektir. Bu hak devredilemez, askıya alınamaz.
Madde 2 – Aile Ziyareti (Eklenmiştir)
Ilgın, iki haftada bir kendi baba evine gitme hakkına sahiptir. Bu ziyaretler süre, sebep ya da izin şartına bağlanamaz.
Madde 3 – Yaşam Alanı (Değiştirilmiştir)
Taraflar aynı konutta yaşayacaktır.
Ancak Ilgın’ın kendisine ait, özel ve dokunulmaz bir yaşam alanı olacaktır.
Bu alan kişisel sınır kabul edilir.
Madde 4 – Sosyal Hayat (Değiştirilmiştir)
Ilgın’ın karşı cinsle herhangi bir duygusal ya da özel ilişkisi yoktur ve olmayacaktır.
Ancak hemcinsleriyle ve meslektaşlarıyla olan sosyal, profesyonel ve insani ilişkilerine müdahale edilemez.
Ilgın kalemi masaya bıraktı, bu maddeler bir pazarlık değildi. Bu, var olma şartıydı. Telefonu eline aldığında artık telaş yoktu.
Yerini kararlılık almıştı. Ekrana baktı, kısa bir mesaj yazdı;
Sözleşmeyi düzenleyip imzaladım. Alabilirsin.
Gönder tuşuna bastığında içinden tek bir şey geçti; artık geri adım yok.
Kutay kapıyı çaldığında Ilgın hazırlıklıydı. Dosya masanın üzerindeydi. Kapıyı açtığında Kutay onu bir an süzdü;
"Sert bir sabah olmuş," dedi.
Ilgın dosyayı uzattı;
"Sert bir hayat."
Kutay dosyayı aldı, tek kelime etmeden döndü. Arabaya bindiğinde içinden “Bu kadın sıradan değil” diye geçirdi.
Oktay dosyayı ofiste açtı. Maddeleri tek tek okudu. Yüzü değişmedi. Kaşları çatılmadı.
Gülümsedi de. Kalemi aldı.
Dosyanın en altına, tek bir madde ekledi.
EK MADDE
Ilgın Sancak tarafından değiştirilen tüm maddelerden doğacak her türlü maddi, manevi ve hukuki sorumluluk bizzat Ilgın Sancak’a aittir. Bu maddelerin doğuracağı sonuçlardan Karahan ailesi sorumlu tutulamaz.
Kalemi durdu. İmzaladı. Dosyayı kapattı;
"Kutay!"
Kutay içeri girdi;
"Evet?"
"Bunu geri götür. İmzaladım.."
Kutay dosyayı aldı, çıkarken sordu:
"Kabul edecek mi?"
Oktay pencereye baktı;
"Başka seçeneği yok."
Ilgın dosyayı eline aldığında ek maddeyi gördü. Gözleri satırda durdu. Her türlü zarardan bizzat kendisi sorumludur.
Dudakları kıvrıldı;
"Zaten hep öyleydi," diye fısıldadı.
Kalemi aldı, imzaladı.
Kutay dosyayı geri aldığında Ilgın’a baktı;
"Akşam için hazırlıklı ol, eve gelmen gerekiyor."
"Neden?"
"Aileyle tanışma."
Ilgın başını salladı;
"Saat?"
"Yedi."
Kapı kapandığında ev bir anda sessizleşti.
Ama bu sessizlik, başlangıçtı. Akşam üstü Oktay eve girdiğinde annesi salondaydı;
"Bu akşam misafirimiz var, nasıl biri?" dedi kadın.
Oktay ceketini çıkarırken tek bir cümle söyledi:
"Kolay biri değil."
Saat yediye doğru kapı çalındığında,
Ilgın Sancak o evin kapısından içeri girerken artık sadece bir kadın değildi.
Bir anlaşmanın imzasıydı. Bir savaşın ilk adımıydı. Ve Oktay, ilk kez şunu düşündü.
Bu evlilik, planladığından daha pahalıya patlayacaktı.
Kapı kapandığında evin içindeki hava değişti. Ilgın, ne acele etti ne de ağırdan aldı. Olduğu gibiydi, salona geçtiğinde Oktay’ın annesi koltukta oturuyordu. Bakışları Ilgın’ın üzerinde bir an durdu, sonra başka bir noktaya kaydı. Ne ayağa kalktı ne de hoş geldin dedi. Sessizliği bilinçliydi.
Kemal Karahan ise yerinden doğruldu. Yaşı ilerlemişti ama duruşu hâlâ sertti. Elini uzattı;
“Hoş geldin Ilgın Sancak.”
Ilgın elini uzattı, tokalaşma kısa ama netti;
“Hoş bulduk Kemal Bey.”
Oktay kenarda durmuş, sahneyi izliyordu. Müdahale etmedi. Babasının konuşacağını biliyordu. Kemal, oturmasını işaret etti. Ilgın koltuğa geçti. Sırtı dikti, çantasını dizlerinin üzerine koymadı, yere de bırakmadı yanına aldı. Küçük ama bilinçli bir detaydı. Kemal konuşmaya başladı:
“Dosyayı okudum.”
Ilgın başını salladı;
“Ben yazdım.”
Kemal’in kaşları hafifçe kalktı. Beklediği cevaptı ama yine de memnuniyetini gizleyemedi;
“Cesur maddeler.”
“Gerekli maddeler,” diye düzeltti Ilgın.
O an Oktay’ın annesi başını çevirdi. Ilgın’a baktı ama yine tek kelime etmedi. Bakışı bir tartı gibiydi. Tartıyor, ölçüyor, konuşmadan hüküm veriyordu.
Kemal devam etti:
“Bu evde kadınlar genelde susarak yaşar.”
Ilgın gözünü kaçırmadı;
“Ben susarak var olamam.”
Kemal kısa bir kahkaha attı. Alaycı değildi. Daha çok kabulleniş gibiydi;
“Belli.”
Bir anlık sessizlik oldu. Saatin tik takları duyuluyordu;
“Şunu bil,” dedi Kemal. “Bu evlilik senin sandığın kadar romantik değil.”
Ilgın sakin bir sesle karşılık verdi:
“Ben romantizm için gelmedim.”
Oktay’ın annesinin parmakları koltuğun kenarında sıkıldı. İlk kez bir tepkiydi bu.
Kemal başını eğdi, Ilgın’a daha dikkatli baktı;
“Peki ne için geldin?”
Ilgın bir saniye bile düşünmedi:
“Kaybolmamak için.”
Bu cevap Kemal’i durdurdu. Uzun yıllardır kimse ona böyle net konuşmamıştı;
“Bu evde güçlü olmanın bedeli vardır,” dedi.
Ilgın’ın sesi yumuşamadı ama sert de değildi:
“Bedel ödemeye alışığım.”
Kemal arkasına yaslandı. Oktay’a kısa bir bakış attı. O bakışta bir şey vardı; uyarı mıydı, takdir mi belli değildi. Sessizliği bozan, mutfaktan gelen yardımcının sesiydi;
“Yemek hazır.”
Kemal ayağa kalktı;
“Bu daha başlangıç Ilgın Sancak. Ama şunu söyleyeyim… bu eve gelen çoğu kadın önce korkar.”
Ilgın da ayağa kalktı;
“Ben korkuyla gelmedim, şartlarla geldim.”
Kemal’in dudak kenarı kıvrıldı;
“Belli.”
Oktay o an içinden geçen düşünceyi bastıramadı. Bu kadın bu evde ya her şeyi değiştirecek… ya da evi başına yıkacak.
Ve ikisi de pahalıya patlayacaktı.
Yemekten sonra erkekler salondan çıktı. Kemal önden yürüdü, Oktay sessizce peşinden gitti. Kapı kapandığında evin içi bir anda daraldı. Sanki duvarlar biraz daha yaklaşmıştı. Salonda yalnızca üç kadın kalmıştı. Ilgın, Meliha Karahan ve hizmet için bekleyen yardımcı kadın. Meliha Karahan ağır ağır koltuğa oturdu. Sırtını yasladı, ellerini dizlerinin üzerine koydu. Bakışlarını Ilgın’a çevirmedi bile;
“Çay,” dedi.
Sesini yükseltmesine gerek yoktu. Emir olduğu belliydi. Yardımcı kadın hemen mutfağa yöneldi. Kısa süre sonra tepsiyle geri döndü. Önce Meliha Hanım’ın önüne bıraktı bardağı. Sonra Ilgın’a uzattı.
Ilgın bardağa bakmadı bile;
“Teşekkür ederim,” dedi sakin bir sesle. “İçmeyeceğim.”
Yardımcı kadın duraksadı, Meliha Hanım’a baktı. Meliha çayından ilk yudumu aldı. Yavaş içti, bilinçliydi. Sonra nihayet Ilgın’a döndü;
“Bu evde çay içilir, ama başka bir isteğin varsa onu da kendin hazırlarsın..."
Ilgın’ın sesi yumuşak ama netti:
“Yemek yeterli benim için, isteğim olursa da kendim hallederim merak etmeyin.”
Meliha Hanım kaşını bile kaldırmadı;
“Bazı kurullara böyle uymak zorunda kalırsın.”
Ilgın gözlerini kaçırmadı;
“Zorunda kaldığım hiçbir yere gelmem.”
Bir anlık sessizlik oldu. Yardımcı kadın nefesini tuttu. Meliha Hanım çayını masaya bıraktı;
“Bak Sancak kızı, bu evde düzen vardır. Saat vardır, kurallar vardır. Gelin olarak bunları öğrenmen gerekir.”
Ilgın başını hafifçe eğdi. Saygıdan değil, netlikten;
“Ben gelin olmadan önce kendimdim, o hâlimi korumak için buradayım.”
Meliha Hanım’ın sesi ilk kez sertleşti:
“Bu evde kadınlar ses yükseltmez.”
Ilgın aynı tonda karşılık verdi:
“Ben yükseltmiyorum. Olduğu yerde duruyor.”
Meliha Hanım Ilgın’ı tepeden tırnağa süzdü;
“Anlaşma imzalamış olabilirsin, ama bu evin iç düzenini ben belirlerim.”
Ilgın hiç düşünmeden cevap verdi:
“Ben de kendi sınırlarımı.”
Meliha Hanım çayından son yudumu aldı. Bardağı sertçe masaya bıraktı;
“Burada ya uyum sağlarsın ya da yalnız kalırsın.”
Ilgın ayağa kalktı. Sesi hâlâ sakindi;
“Yalnız kalmaktan korksaydım, şart koyamazdım.”
O an Meliha Karahan anladı.
Bu kız itaat etmeye gelmemişti.
Ilgın’a tekrar baktı:
“Bu ev seni değiştiremezse, bedelini ağır ödetir.”
Ilgın kapıya yönelirken arkasını döndü:
“Bedelini ödeyenler genelde kural koyanlar olur,” dedi.
Salondan çıktığında Meliha Karahan ilk kez uzun süre yerinden kalkmadı. Ve şunu düşündü: Bu kız bu eve gelin değil, sınav olmuştu.