....GEÇMİŞTEN BİR GÜN...
7 AĞUSTOS 2014
Kalbim yerinden çıkmak üzereydi.
Bu ses onun sesiydi ve ben bu sesi ilk defa duymuştum.
Bir sesin kalbimde böyle bir etki bırakabileceğini asla düşünmezdim. Kalbim sanki patlamak üzereydi.Kalbimin içine bir bomba yerleşmişti ve saniyeler sonra o bomba patlayacakmış gibi hissediyordum. Derin bir nefes aldım ve bu kalbimi mümkünmüş gibi daha da kötü bir hale sürükledi. En iyisi nefes almamaktı. Bir an önce sakinleşmeliydim.
Nefesimi tutmuş öylece duruyordum. Ayşe’nin gözleri beni bulmuş kocaman açılmış gözleri ile bana bakıyordu. Ellerim zangır zangır titriyordu. Derin bir nefes almaya çalıştım ama nefesim boğazıma takıldı. Küçük çaplı bir öksürük krizi beni esir aldı. Ayşe endişelenerek yanıma geldi. Yavaşça sırtıma vurmaya başladı. Elimi havaya kaldırdım. Arkamda ki adım seslerini işitiyordum. Bize doğru geliyordu ve kalbim her an yerinden çıkacak gibi atıyordu. Hiç iyi değildim. Gitmek istiyordum ama aynı zamanda sonsuza kadar bu anda kalmak istiyordum. Sakin olmalıydım. Ne olursa olsun sakin olmalıydım. Yüzümde anlamsız bir gülümseme oluştu. Yanaklarım alev alevdi. Yanımda beliren bedene çevirdim kafamı usulca. Nefesim kesildi.
Mümkün müydü?
Bir hafta önce gördüğüm bir adama bu denli yoğun hisler beslemem mümkün müydü?
Tam bir hafta önce kalbim bu hale gelmişti.
Kalabalık bir grup bu kafeye yemek yemeye gelmiştik. Tek derdim bir an önce yemek yiyebilmekken kapıdan içeri adım atar atmaz gözlerim direk onu bulmuştu. Adım attığım ilk an kalbim ona tutulmuştu. Olduğum yerde öylece durup sessizce onu izlemiştim. Üzerinde siyah bir gömlek vardı. Kolunda oldukça şık bir saat vardı. Yan durmuş başı öne eğilmiş bir şeylerle uğraşıyor aynı zamanda da telefonla konuşuyordu. O beni görmemişti, fark etmemişti ama ben onu girer girmez fark etmiştim. Başka türlüsü mümkün değildi zaten. Yavaşça benden tarafa döndüğünde zihnimde ki son beyincik kırıntıları da kaybolup idareyi tamamen kalbime bırakmıştı. Sertçe elinde ki defteri masanın üzerine attı. Telefonu kapayıp avuç içlerine alıp sıktı. Başını arkaya atıp saçlarını karıştırdı. Ardından bana doğru gelmeye başladı. Her bir adımında kalbim sertçe çarpıyordu. Ellerim terden sırılsıklam olmuştu. Her bir adımı kalbimin en derinine saplanan bıçak gibi yakıyor, acıtıyordu. Bir elini cebine soktu. Gözleri bir an olsun bana değmemişti. Dudaklarımı sıkıca birbirine bastırdım. Ölmek üzereydim. Hiç iyi değildim. Bakışları bana kaydığında gözlerim yuvalarından fırlamak istercesine kocaman açıldı. Ağzım istemsizce yuvarlak bir hal aldı. Nefesimi tutmuş ona bakıyordum. Çok kısa bir bakıştı ama ben adeta erimiştim. Vücudum pelte kıvamına çoktan gelmişti. O çoktan yanımdan geçip gitmişti ama ben hala aynı pozisyonda yanı şekilde durmaya devam ediyordum.
‘’Feraye’’
Ayşe kulağımın dibine girip bağırararak adımı söylediğinde olduğum yerde sıçradım. Hızla arkamı dönüp onu görmeye çalıştım ama o çoktan gitmişti. O günden beri her gün buraya geliyordum belki yine onu görürüm diye ve şimdi hemen yanımda durmuş bana bakıyordu.
‘’Garsonunuzun tavırlarından şikayetçiyiz. ‘’
Gözlerini benden çelip Ayşe’ye çevirdiğinde bir an kafasını tutup kendime çevirecektim. Ellerimi sıkıca yumruk yaptı. Bakışları Ayşe’den garson kıza kaydığında dudaklarımı dişlemeye başladım. Bir süre sessizce birbirlerine baktılar ve bu durum beni rahatsız etti. Bana baksın istiyordum.
‘’Şey..’’
Ney Feraye ney..
Aptaldım. Aslında aptal demek bile basit kalırdı. Tam bir salaktım. Niye bu kadar çok heyecanlanmıştım ki sanki.
Aptalca konuşmak için konuşmuştum ve ağzımdan çıkan sözcük sadece şey olabilmişti. Neyse en azından bakışları bana doğru dönmüştü. Kaşları havalanmış bir şekilde bana bakıyordu. Dudağımı dişlemeyi bıraktım. Kibar bir şekilde elimi ağzıma kapayıp boğazımı temizledim ve belki de hayatımda ki en büyük hatamı yaptım farkında olmadan. Elimi ona doğru uzattım ve gülümsedim.
‘’Feraye ben’’
Gülümsedi.
Beni benden aldı.
Bana gülümsedi.
Kalbim alev aldı.
Daha sonra kalbimi küle çeviren o hareketi yaptı. Elimi usulca sıktı. Oldukça yumuşak bir dokunuştu. Gözlerim kapanmamak için yoğun bir mücadele içerisindeydi.Elini hiç bırakmak istemiyordum. Bana neler oluyordu böyle.Bunlar hiç normal duygular değildi ya da ben ilk defa hissettiğim için bu kadar garip geliyordu.
Yumuşak ve sıcak. Gözlerim birleşen ellerimize kaydı. Dudaklarımı birbirine bastırdım. Ellerimizin bu halini çok sevmiştim ama o elini geri çekti.Gülümsemem sönerken ona baktım .
‘’Sorun nedir Feraye’’
İsmim bir anda bambaşka bir boyuta geçmişti.Ben Feraye’ydim ama daha önce kimse bana bu şekilde Feraye dememişti. Hızlı hızlı nefes alıp veriyordum.
Sırıtıyordum. Bildiğiniz pişkin pişkin sırıtıyordum. Bana direk Feraye demişti. Ağzım kulaklarımdaydı resmen. Başımı aşağı yukarı salladım. Ardından saçma bir şekilde kollarımı sağa sola salladım. Anlamsız hareketler yapıyordum çünkü içim kıpır kıpırdı. Dışarı çıkıp nefesim kesilene kadar koşmak istiyordum. Durmadan koşmak ve çığlık atmak istiyordum. Hoplamak,zıplamak istiyordum. Dans etmek istiyordum.
‘’Sorun yok’’
Diye fısıldadım. Hala kollarımı saçma saçma sallamaya devam ediyordum ve hala sırıtıyordum. Gülümsemesi genişledi dişleri ortaya çıktı. Hayran hayran ona baktım. Başım sol omzuma düştü. Sonuna kadar burda onunla bakışabilirdim.
‘’O zaman mesele yok demektir.’’
Kafamı hızlıca aşağı yukarı salladım. Artık kafa sallamayı bırakmam gerekmez miydi .Durmadan kafamı aşağı yukarı sallıyordum. Neden bu kadar heyecanlanmıştım. Bir anda bambaşka bir insana dönüşmüştüm. Daha önce hiç yaşamadığım duygulardı bunlar ve bana çok yabancılardı. Galiba benim için değerli ,önemli olmalarının sebebi de buydu. Daha önce hiç yaşamamış olmamdı.
‘’Ne demek mesele yok. Garsonunuzun bizi bir kovmadığı kaldı ki gerçi onu da yaptı’’
Ayşe ellerimi belime koyup önüme geçtiğinde öfkeli gözlerimi ona diktim.Göz göze geldiğimizde ona kaş göz yaparak susmasını söyledim ama anlamadı.
‘’Ayrıca sen ne saçmalıyorsun Feraye ya. Şu kafanı sallamayı bırakır mısın artık’’
Gözlerim irileşti. Sertçe Ayşe’nin bel boşluğuna dirseğime geçirdim de çığlık attı. Gülümseyerek onun önüne geçtim. Elimi tekrar karşımda ki adama doğru uzattım evet aptaldım . Kendimi rezil etmede üstüme yoktu.
‘’Siz?’’
Karşımda ki adamın önce şaşkınca kaşları havalandı ardından gülümsedi. Kafasını yanında duran garsona çevirdiğinde suratım düştü. Garson kız tüm suratsızlığı ile bana bakıyordu. Ona dil çıkarmamak için kendimle yoğun bir mücadele verdim derken bakışları tekrar bana kaydı. Derin bir nefes alıp gülümseyerek ona baktım. Bakışları havada asılı duran elime kaydı. Eli bana doğru yöneldiğinde gözlerim irileşti. Önce parmaklarıma parmakları değdi ardından az öncekinin aksine sıkıca kavradı elimi. Usulca kendine doğru çektiğinde boşluğa düşüp bir adım ona doğru yaklaştım. Gözlerim hala birleşene ellerimizdeydi. Tutuşu oldukça sertti. Oysa az önce ne kadar da yumuşak tutmuştu. Kafamı ellerimizden kaldırıp ona çevirdim. Yüzünde ki gülümseme yavaşça kayboldu. Yüz hatları keskinleşti. Ben nefesimi tutmuş öylece ona bakıyordum. Delirmiş gibiydim. Kalbimde patlamak üzere duran bomba onun adını duymamla birlikte patlayıp tüm bedenimi yerle yeksan etmişti.
‘’Behzat’’