"Yanlış Adımlar"5

1275 Kelimeler
Evime geldim. Kapıyı kapatıp içeri girdiğimde derin bir nefes aldım. O kadar karışıktım ki, zihnimde bir sürü düşünce birbiriyle savaş halindeydi. Dün akşam Emre ile geçirdiğim o anlar, kafamı daha da karıştırmıştı. Her şeyin, sanki çok hızlı gelişen bir film sahnesi gibi olması beni biraz korkutuyordu. Onun bana olan ilgisi, sabrı… Düşünmek bile zorlaşıyor. Ama şu an düşündüğüm tek şey, “Ben buna hazır mıyım?” Kapıyı kapatıp salonun ortasında dururken gözlerim, boş duvarlara kaydı. Bir yanda babamın bana dayattığı hayat, bir yanda Emre ile geçirdiğim o güzel akşam. Bir şeyleri doğru yapıyormuşum gibi hissediyorum ama diğer taraftan, bütün bu kararların ne kadar yanlış olduğuna dair bir his var içimde. Bu kadar karmaşanın içinde doğru olanı bulmak ne kadar zor, bunu kimse bilmiyor. Telefonum çaldı. Ekranda Emre'nin adı vardı. İçimde bir kıpırtı hissettim, ama bir yandan da bir ses, "Açma," diye fısıldıyordu. Diğer ses ise, “Belki de bir şans vermelisin,” diyordu. Bir an tereddüt ettim ama sonunda telefonu açtım. “Güneş, seni görmek isterim. Ne zaman müsaitsin?” Sesindeki o samimiyet beni iyice kıskaca aldı. Bir yanda istemediğim bir şeyler vardı, diğer yanda ise Emre’nin bana olan o ilgisi... Onunla geçirdiğim zamanlar beni hafifçe rahatlatmıştı. Ama bu his, daha da karmaşık hale geliyordu. "Yarın belki... Yarın seni ararım," dedim, sesimi mümkün olduğunca sabırlı tutarak. Telefonu kapattım ve derin bir nefes aldım. Birkaç saniye boyunca olduğum yerde donup kaldım. Kalbim hala hızlı atıyordu, ama bir şeyleri kabul etmek zorunda olduğumu hissediyordum. O kadar rahat hissetmiyorum ki, ama... bir şekilde devam etmeliyim. Babasının baskıları, annemin hayalleri ve Emre... Her şey birbirine karışmıştı. Ne yapmam gerektiğini bilmiyorum. Bir yanda içimdeki boşluğu doldurmak için hep bir şeyler ararken, diğer yanda tüm bunlardan kaçmak istiyordum. Emre'yi düşününce, gülümsemesi hala gözlerimdeydi. Ama bu, hem huzur verici hem de karmaşık. Bilmiyorum… Sadece, doğru olanı bulmak o kadar zor ki. Dersten çıktım ve biraz nefes almak için dışarı adım attım. Hava, güneşin batışından sonra serinlemeye başlamıştı, ama içimde bir sıcaklık vardı, Emre’yle buluşmak beni hep rahatlatıyordu. Telefonumda onun mesajını görünce, kalbim hızlıca çarpmaya başladı. “Buluşalım mı? Biraz hava alalım.” Mesajı birkaç kez okudum. Hemen cevap vermek istedim, ama nedense bir an duraksadım. Ne kadar çabuk cevap vermem gerektiğini düşündüm, ama bir yandan da acaba bir şeyleri fazla mı hızlandırıyordum? İçimden bir ses, durmam gerektiğini söylüyordu. Ama başka bir ses de, “Sadece git, Güneş,” diyordu. Sonunda telefonumu tuşlayıp, “İyiyim, birazdan geliyorum,” yazdım ve gönderdim. Cevap almak için beklemedim, sadece telefonu cebime koyup yavaşça yürümeye başladım. Yolda yürürken, kafamda bir sürü şey dönüyordu. Her adımda, “Ne yapıyorum ben?” diye düşündüm. Emre’yle geçirdiğim zaman beni huzurlu hissettiriyordu ama aynı zamanda bazen onunla vakit geçirdiğimde, bir şeylerin fazla hızlı ilerlemesinden korkuyordum. Ama şimdi, ona bir şans vermek istiyordum. Geriye bakmamaya karar verdim. Sadece anı yaşamalıydım. Zaten her şey o kadar karmaşık ki… Emre'nin yanında olmak bana huzur veriyordu, en azından şu an için. Yavaşça yürüdüm, kafamda neler olup bittiğini anlamaya çalışarak. Gerçekten de içimde bir rahatlık vardı, ama bir o kadar da huzursuz. Bunu Emre’yle buluştuktan sonra daha iyi anlayacağımı hissediyordum. Emre'nin evine yaklaştığımda, kalbim yine yerinden fırlayacak gibi atıyordu. Adımlarım hızlandı, kendimi bir türlü sakinleştiremiyordum. Kafamın içinde karışan düşünceler, başımı ağrıtacak kadar yoğunlaşmıştı. Ne yapıyordum? Bu kadar hızlı mı hareket etmeliydim? Ama bir yandan da, onunla olmak beni bir şekilde rahatlatıyordu. Bütün bu duyguların arasında, içimde bir yerlerde bir şeyler uyuşuyordu. Kapısını çaldım ve Emre'nin güler yüzüyle karşılaştım. Yüzü, bana doğru yaklaştıkça daha da belirginleşti. Gözlerinde bir sıcaklık vardı, her zaman olduğu gibi. Bir anda gerginliğim azalmış gibi hissettim. “Hoş geldin, Güneş,” dedi. Onun bu sıcak karşılaması, tüm endişelerimi bir nebze olsun unutturdu. “Merhaba,” dedim, sesim neredeyse fısıldayacak kadar düşük çıkmıştı. Bir an ikimizin arasındaki sessizliği izledim, kendimi toparlamaya çalışarak. “İçeri girebilir miyim?” dedim, cümlemden bir tedirginlik süzüldü. Hemen ardından ekledim: “Bazen ben de anlamıyorum kendimi.” Emre hafifçe gülümsedi. “Sadece rahat ol. Her şey yolunda, değil mi?” Başımı salladım ve içeri girdim. Ev, her zaman olduğu gibi sade ama çok şık bir şekilde döşenmişti. Her şey yerli yerindeydi, ama onun içindeki rahatlık, beni yine huzurlu bir şekilde hissettirmişti. Bana doğru adım attı, bir an birbirimize doğru yaklaştık. Gözlerim yere kaydı. Hala endişeliydim, hala bu hızla ilerlemek beni korkutuyordu. Ama Emre’nin varlığı, o kadar huzur vericiydi ki, bir an her şey kayboldu gibi hissettim. "Seninle olmak her şeyden daha rahatlatıcı," dedim, istemsizce. Emre hafifçe gülümsedi ve başını eğdi. “Seninle olmak da öyle, Güneş,” dedi, sesindeki yumuşaklık bana iyi geldi. Bir an, gözlerimdeki korku kayboldu. Belki de bir adım daha atmalıydım, belki de duygularımı sadece bir kez daha dinlemeliydim. Ama bir yandan da kendimi çok fazla açmak istemiyordum. Her şeyin kontrolünü kaybetmekten korkuyordum. Emre birden parmaklarını şıklatarak bir fikir bulmuş gibi gözlerini parlatarak bana döndü. "Ne dersin, bir film izlesek? Korku filmi, biraz adrenalin. Hem seninle bir şeyler paylaşmak da güzel olur." Bir an ne diyeceğimi bilemedim. Korku filmleri genellikle bana fazla karışıktı ama... "Tamam, neden olmasın?" dedim, biraz da neşeli bir şekilde. "Ama ben korkmam, dikkatli ol sen!" Emre gülümsedi, "Ben korkarım da senin yanındayken korkmam, merak etme," dedi, gülümseyerek televizyonu açtı. Birkaç dakika içinde film başladı. Karanlık bir atmosfer, gerilim dolu bir sahne ve o an filmde bir şey hareket etti. Emre'nin yüzü bembeyaz olmuştu. O kadar korkmuştu ki, gözleri neredeyse fırlayacak gibiydi. Bunu görünce gülmemek için kendimi zor tuttum. "İyi misin, Emre?" dedim, alaycı bir gülümsemeyle. "Sadece bir film, rahat ol." Ama o öyle bir bakış attı ki, sanki gerçek bir canavar görmüş gibiydi. "Bu film cidden çok korkutucu," dedi, sesi biraz titreyerek. "Bir şey çıkarsa, sana sarılırım!" Ben yine gülmemek için kendimi zor tutuyordum. "Ne yaparsan yap, ben seni korurum," dedim. "Yalnız, senin korkman, filme olan ilgimi biraz daha artırıyor." Film devam ettikçe Emre'nin korkusu arttı, sürekli perdeye göz atıp arada bir yutkunuyordu. Her seferinde bana doğru yaklaşıyor, bir şeylerin çıkmasından korkuyordu. Hangi sahnede ne olacak diye tahminler yapmaya başladık, ama her tahminde Emre korkmuş bir şekilde hemen hemen beni sarılıyordu. Bir ara, bir anda ekranda korkunç bir şey belirdi ve Emre büyük bir çığlık attı. "Aman Tanrım, o neydi!" dedi ve neredeyse beni kucaklayarak masanın kenarına doğru kaymıştı. Gülmekten karnım ağrımaya başlamıştı. "Bu kadar korkmak zorunda değilsin, Emre," dedim. "Sadece biraz daha sakinleş." Ama o kadar komik bir durumdaydık ki, gülmemek elde değildi. Film bitmeden önce, Emre'nin gerçekten korktuğu anlar oldukça fazlalaşmıştı. Ama bana göre en eğlencelisi, izlediğimiz film değil, Emre'nin korkusunu görünce oluşturduğumuz komik atmosferdi. Film izlerken, Emre'nin korkusuyla gülmekten kırılırken, bir anda ortamın havası değişti. Ekrandaki korkunç sahneler bir anda silikleşti, bir sessizlik tüm odayı kapladı. Emre’nin elleri hala benim belimdeydi, ancak ne o ne de ben bir şeyler söyleyemedik. O an, her şey aniden durdu, sanki zaman yavaşladı. Gözlerim onun yüzüne kayarken, derin bir nefes aldım. Ne düşündüğümü ya da ne hissettiğimi bilemiyordum. Sadece… o an her şeyin ne kadar yakın olduğunu fark ettim. Emre’nin elleri belimde, bir adım daha atabilirdim. Birlikte hareket edebilirdik. Ama ikimiz de durakladık. Sessizlik içinde birbirimize doğru çekildik, içimizde bir şeyler kaynıyordu. Emre’nin gözleri bende sabitlendi, bu kez korku değil, bir şey daha fazlası vardı. Bir an için, o kadar yakındık ki, nefesini duyabiliyordum. İçindeki bu karmaşayı, benden çok kendi içinde yaşıyor gibiydi. Sonra, hiçbir şey söylemeden, sadece bir adım daha yaklaşıp, ellerimle saçlarından tutarak onu öptüm. Her şeyin içinde kaybolduğum an buydu. Hissiyatımda sadece onun sıcaklığı vardı. Sessizlikte, bütün dünyayı unuttum. Emre’nin de beni beklediğini, duygularının yoğunlaştığını hissedebiliyordum. Her şey bir anda çok gerçekti. Öpücüğümüz, garip bir şekilde sakinleştirici ama aynı zamanda tutkulu bir hal almıştı. Film ve korku tamamen geride kaldı, sadece bu an vardı. Yavaşça ayrıldık, gözlerimiz birbirine kilitlenmişti. Ne yapmam gerektiğini bilmiyordum ama o anın içinde sadece Emre vardı.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE