bc

YILDIZLAR ARASINDA

book_age18+
391
TAKİP ET
3.8K
OKU
billionaire
revenge
love-triangle
one-night stand
family
HE
second chance
arrogant
badboy
boss
stepfather
heir/heiress
drama
tragedy
sweet
bxg
campus
city
office/work place
cheating
love at the first sight
wild
like
intro-logo
Tanıtım Yazısı

("Bu kitap, psikolojik ve fiziksel şiddet, taciz ve diğer rahatsız edici temalar içermektedir. Okuyucuların, içerikteki hassas konulara dair dikkatli olmaları ve kendi sınırlarını göz önünde bulundurmaları tavsiye edilir.")

Ona bakmak… Gerçekten baktım. Ama bakınca, içinde olduğum o boşluğu hissettim. Onun eski halinden eser yoktu. Yatıyor, hiç kımıldamıyordu. Bedeni, sanki her şeyin yükünü taşıyamayacak kadar zayıflamıştı. Kemikleri neredeyse görünüyordu. Yüzü solmuştu, her tarafı morluklarla doluydu. Ve en korkunç olanı ise; her yerinde o acı veren izler vardı.

O kadar derin, o kadar belirgindi ki, ne düşündüğümü anlatmak imkansız. Gözlerim, onun derisindeki ince izleri, iğne izlerini tararken içimdeki her şeyin parçalandığını fark ettim. Gözlerim doldu, ama buna izin vermedim. Kendimi toparlamaya çalıştım, ama her şey gözlerimin önünde çökmeye devam etti.

Ama sonra… En büyük darbe…

Karnı… Şişmişti. Gözlerim o kadar dikkatli baktı ki, o an gerçek her şeyin ne kadar korkunç olduğuna kanıt gibiydi. O şişkinlik, bana her şeyi anlatıyordu. Ve bir an sonra, o şişkinliğin içinde, cam parçası görünüyordu. Bunu anlamam, beynimi alt üst etti.

Güneş hamileydi.

Her şeyin sonu gibi hissediyorum. O kadar umutsuz, o kadar çaresizim ki, anlamamı engelleyecek bir şey kalmamıştı. Her şey… Güneş’in, hayatını kaybetmiş gibi hissettiği bir süreçte, sonunda daha da kötüleşmişti.

Kafamda bir çığlık yükseldi ama sesim çıkmadı. Kalbim, boğazımda sıkışan o acıyla atmaya devam ediyordu. Bunu hak etmediğini biliyordum. O kadar saf, o kadar masumdu ki, buna layık değildi. Ama işte, o cam parçası… her şeyin sonu, gerçekti.

Yavaşça, yanına doğru ilerledim. Ama ne kadar çırpındıysam da, içimdeki o korku, acı ve kaybolmuşluğu hissederek yaklaşabildim. Güneş, o kadar kırılmıştı ki, ben her şeyin yerine getirebileceğimi hayal ediyordum ama bu bana yetmedi. O kadar fazla şey kaybetmiştim ki, belki de bir daha geri kazanmak imkansızdı.

Güneş’in içinde kaybolduğum her şey, onun yaşadığı acılara eşlik ediyordu. O kadar kararmıştık ki, tek bir şeyin bile çözümü yoktu.

Güneş’in ellerini tuttuğumda, bir şeyler benden kopuyordu. Bir yandan onu hissediyor, bir yandan da her geçen saniye, o soğuyan ellerin bana ne kadar uzak olduğunu fark ediyordum. Gözlerimden akan yaşları engellemeye çalışırken, kalbim her an daha da sıkışıyordu. Güneş, bir zamanlar hayatımda en parlak yıldızken, şimdi önümdeki bu zayıf, kırık haliyle yerle bir olmuştu.

Elini tuttuğumda, o ince parmaklarının her birini sarmaya çalıştım, ama bir yanda o ellerin bana ne kadar yabancılaştığını hissetmek… Her şey bir anda paramparça olmuş gibi hissediyordum.

O an gözlerim, bir şeyler söylemesini bekledi. Kafamda bir milyon soru vardı ama tek bir ses bile duymak istiyordum. Ve sonunda, ağzından dökülen sözlerle her şey bir kez daha yok oldu.

"Ben istemedim, Uzay. Bir daha onun çocuğunu taşımak istemedim…"

chap-preview
Ücretsiz ön okuma
"Kırılma Noktası"1
Babamın ofisine girdiğimde, kalbim yerinden çıkacak gibi atıyordu. Hızla çarpan kalbimi duymamak için derin bir nefes aldım ve kendimi toparlamaya çalıştım. Ama ne kadar uğraşsam da içimdeki panik ve korku geçmek bilmiyordu. Babam, elleriyle belgeleri karıştırırken bana bakmadı bile. O an, öylesine yalnız hissettim ki, kelimeleri doğru seçmek bile zorlaşmıştı. O kadar çok konuşmak istiyordum ki… Ama hiç bir şey söyleyemedim. Gözlerim doldu, ama kesinlikle ağlamayacaktım. "Baba, lütfen, bunu yapma," dedim, sesimi zorla duyurabildim. "Beni zorla bir adamla evlendirmene izin veremem." Babam başını kaldırmadan, soğukkanlı bir şekilde kağıtları karıştırmaya devam etti. "Bu işin sonunda senin de iyiliğin var, Güneş. Emre'yle tanışmanı istiyorum. Bu, hem senin hem de bizim için en iyisi olacak." Sözlerini duyduğumda, kalbimde bir kırılma hissettim. Nasıl olur da bana bunu yapabilirdi? Kendimi bir oyunun parçası gibi hissettim, her şey onlar için bir hesaplaşma, bir strateji gibi görünüyordu. Babamın beni koruma adına yaptığı şeyin tam tersi olduğuna dair bir hisse kapıldım. Emre’yle tanışmak, kendi hayatımın kontrolünü kaybetmek demekti. Ve içimdeki duygulara engel olamıyordum. "Ben… Ben, kimseyle evlenmek istemiyorum. Hala üniversitedeyim, hayatımı yaşamak istiyorum. Kendi kararlarımı vermek istiyorum!" dedim, sesimdeki titremeyi saklayamayarak. İçimdeki çaresizlik, ne kadar güçlü olsam da beni alt ediyordu. Babam bir an duraksadı. Sonra derin bir nefes alarak, "Bunu senin iyiliğin için söylüyorum, Güneş," dedi. "Emre, seninle ilgili her şeyin farkında, çok başarılı bir genç adam. Senin de onun gibi biriyle evlenmen, hem şirket için hem de senin geleceğin için çok önemli." "Baba, bu benim hayatım!" diye bağırmak istedim ama sustum. Çünkü ne diyeceğimi, nasıl bir karşılık vereceğimi bilmiyordum. Onun gözlerinde bana verdiği sorumluluk, yaptığı seçim, beni iyice sıkıştırıyordu. Emre, babamın bana gösterdiği o "mükemmel adam" portresinin bir parçasıydı. Ama benim içimdeki hiçbir şey, onunla evlenme fikrini kabullenmiyordu. Babam ne kadar doğru olduğunu düşünse de, benim içimdeki bu yıkımı kimse göremiyordu. Dışarıdan bakıldığında her şey kusursuz görünüyordu, ama içimde bir şeyler darmadağındı. Gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım. “Benim ne hissettiğimi anlamıyorsunuz," dedim, kendi içimdeki boşluğu doldurabilmek için. Babam sessizdi. Sonunda, "Emre ile tanışacaksın, Güneş. Ve seninle evlenmesi için sana biraz daha zaman vereceğim, ama bu seni şekillendirecek, bu kaçış değil." dedi. O an her şey bana hüsran gibi geldi. Babamla, ona yıllardır baktığım, ona her şeyimi verdiğim ilişkimi sorgulamaya başladım. O kadar çok huzursuzdum ki, bir şeyler patlamak üzereydi. Ailemin bana her şeyin "iyi" olduğunu düşündüğü bu hayat, aslında hiç de istediğim bir şey değildi. Ama şimdi her şeyin içinden çıkılması zor bir hal almıştı. Bir yandan ona karşı duyduğum sevgiyi, diğer yandan bana dayatılan hayatı düşündüm. Ve Emre'nin kim olduğunu bilmediğim halde, onun bana nasıl hissettireceği konusunda zihnimde soru işaretleri vardı. Kimseyle evlenmek istemediğimi düşündüm ama babamın tüm bu baskısı, bana bir adım bile attıramıyordu. Kapıdan çıkarken, içimdeki duygular birbirine karıştı. Bir yanda, annemin bana öğrettiklerini, babamın da aynı yolda beni görmek istediğini düşündüm. Diğer yanda, sadece kendim olmak istiyordum. Ama bunlar, sadece dile getiremeyeceğim bir hayaldi. Şimdi ne yapmalıydım? Ailem ve onların istedikleriyle savaşarak mı yaşayacaktım, yoksa ne kadar istemesem de, onları memnun etmek için kendi hayatımı mı kuracaktım? Gözlerimden bir kaç damla yaş süzüldü. Ama ben, kendimi çoktan kaybetmiş gibiydim. Babamın ofisinin soğuk kapısını arkamdan kapattığımda derin bir nefes aldım. Koridorun o boğucu sessizliğinde ayaklarım sanki betona saplanmış gibiydi. Duvarlar üstüme geliyordu; ailemin yıllardır inşa ettiği bu düzenin bir parçası olmak istemediğimi fark ettiğim an, hayatımın ipleri ellerimden kayıp gidiyordu. Yavaşça ilerlerken avuçlarımı sıktım. Tırnaklarım avuç içime batıyordu ama bu acı, içimde kopan fırtınayı bastırmaya yetmiyordu. Ben neydim? Kimin için yaşıyordum? Bir anda bu sorular beynimde yankılandı. Babamın sesi, odada bıraktığım soğuk emirleriyle hâlâ kulaklarımda çınlıyordu: “Emre ile tanışacaksın.” Bu, bir emirden farksızdı. O an bir karar verdim. Kalbim o kadar hızlı atıyordu ki, ciğerlerim nefes almayı reddediyordu. Ayağa kalkıp karşılarına dikilmenin, onlara "Hayır" demenin zamanı gelmişti. Ama bunu nasıl yapacağımı bilmiyordum. Bir süre salonun ortasında donup kaldım. Ne kadar sessiz olsam da içimdeki çığlıklar kulaklarımı sağır ediyordu. Tam o sırada, annemin ayak seslerini duydum. Beni görmezden gelerek salondaki kristal vazoyu düzeltti. Onun için her şeyin düzgün olması şarttı; düzen, itaat, mükemmeliyet... Göz göze geldiğimizde, gözlerindeki o yorgun ifadeyi gördüm. Ne hissettiğimi anladığını sandım bir an, ama sonra yüzündeki duvarı tekrar ördü. Anladım ki o da aynı hapishanenin mahkûmuydu, sadece zincirlerini daha çok benimsemişti. "Anne..." diye başladım ama sesim çatallandı. Onun derin bakışları arasında kayboldum. "Yapma Güneş," dedi usulca. "Baban senin iyiliğini düşünüyor. Sen de bu ailenin bir parçasısın. Hepimiz fedakârlık yapıyoruz." Fedakârlık mı? Bu fedakârlık bana ait olan hayatı hiçe saymak mıydı? Kafamı iki yana salladım, dudaklarımı ısırarak ağlamamak için direndim. "Ya benim istediğim hayat ne olacak? Hiç düşündünüz mü?" diye fısıldadım. Ama o sadece gözlerini kaçırdı. Kendimi bu eve, bu kurallara ait hissetmiyordum. Babamın istediği hayat bana göre değildi. Annemin sessiz kabullenişi bana dokunuyordu. Ama en kötüsü, her ne kadar kaçmak istesem de, bu zincirleri kırmanın ne kadar zor olduğunu biliyordum. Ayağım geri geri gitti. Oradan, o evden, o baskılardan uzaklaşmak istiyordum. Ellerim titrerken, kapıya doğru hızla yürüdüm. Koridorda yankılanan ayak seslerim, özgürlüğe doğru attığım her adımda kalbimde yankı buluyordu. Ben, Güneş Aras. Kendi hayatımı yaşamak isteyen, kendi hikâyesini yazmak isteyen bir kadınım. Ve bu hikâyeyi kimse benim adıma yazamazdı. Kapıyı açtım ve balkona adım attığımda, yüzüme çarpan serin rüzgâr beni bir nebze olsun rahatlattı. Bütün hayatımı planlamışlardı, benim fikrimi bile sormadan. Benim duygularım, hayallerim, düşüncelerim... Hepsi yok sayılmıştı. Babamın yüzündeki o soğuk ifade, bana ne kadar “önemsediğini” anlatmaya yetiyordu. Ellerim yumruk oldu. O kadar sıkmıştım ki tırnaklarım avuç içime batıyordu. Ama acı, içimdeki öfkeyi bastırmaya yetmiyordu. Koridorun sonundaki büyük pencereye doğru yürüdüm ve dışarıdaki şehrin kalabalığına baktım. Trafik ışıkları, koşuşturan insanlar, hiçbir şeyden haberi olmayan o kalabalık... Hepsi ne kadar özgürdü. Oysa ben, bir kafesin içine hapsedilmiş gibiydim. “Emre…” diye fısıldadım kendi kendime. Henüz tanımadığım bu adamın adı bile tüylerimi diken diken etmeye yetiyordu. Ailem onu “mükemmel” olarak tanımlıyordu. Ama benim için hiçbir anlam ifade etmeyen bir adamla hayatımı paylaşmak… Bu düşünce bile midemi bulandırıyordu. Kendi hayatımı kontrol edememek, beni delirtmenin eşiğine getiriyordu. İçimde bir ses çığlık atmak, duvarları yıkmak, bu lanet düzenden kaçmak istiyordu. Ama dışarıdan hâlâ o “mükemmel, uslu kız” rolünü oynuyordum. Oysa ben, hiçbir zaman bu kalıba sığmadım. O an bir karar verdim. Bu sefer susmayacaktım. Kendimi, hayallerimi, isteklerimi koruyacaktım. Bu hayat benimdi ve kimsenin beni bir başkasına satmasına izin veremezdim. Derin bir nefes aldım, titreyen ellerimi sakinleştirmeye çalışarak. Babamın gölgesinden çıkmam gerekiyordu. Bunun kolay olmayacağını biliyordum, ama en azından ilk adımı atmaya hazırdım. Arkamı döndüğümde annemle göz göze geldim. Koridorun başında durmuş, endişeyle bana bakıyordu. Onun gözlerinde gördüğüm o ince kırılganlık, kalbime bir kez daha dokundu. “Anne…” dedim usulca. Sesim titredi. Gözlerim doldu ama ağlamayacaktım. Ağlamayacaktım çünkü bu savaşı gözyaşlarıyla değil, kararlılıkla kazanacaktım. “Her şey düzelecek,” dedi annem, ama sesi bile inanmıyordu söylediğine. Dudaklarında yarım yamalak bir gülümseme vardı. O an fark ettim: Annem de bir zamanlar benim gibiydi. Hayalleri olan, özgür olmak isteyen bir kadındı. Ama sonunda babamın kurduğu dünyaya teslim olmuştu. Ben o teslimiyeti istemiyordum. Kendimi daha önce hiç hissetmediğim kadar güçlü ve öfkeli hissediyordum. Bu hayatı kendim için kuracaktım, başkalarının planlarına uyarak değil. “Bu sefer farklı olacak, anne,” dedim kararlı bir sesle. “Beni onların kurduğu bir oyunun parçası yapmalarına izin vermeyeceğim.” Annem gözlerini kaçırdı. Ama ben kaçmayacaktım. Artık değil. Gözyaşlarımı içime akıtarak, koridor boyunca yürüdüm. Her adımda içimdeki o ateş biraz daha büyüdü. Kendimi yeniden doğmuş gibi hissediyordum. Bu savaş yeni başlıyordu. Ve ben, bu kez kendi hikayemin kahramanı olacaktım.

editor-pick
Dreame-Editörün seçtikleri

bc

MARDİN KIZILI [+18]

read
529.3K
bc

AŞKLA BERDEL

read
81.0K
bc

CEO'NUN FİRST LADY'SI (+21)

read
44.1K
bc

Ağanın Sözde Karısı

read
58.2K
bc

HÜKÜM

read
225.7K
bc

Bal dudaklım (Ağır bedeller)+18

read
22.1K
bc

Ne Olacak Halim (Türkçe)

read
14.4K

Uygulamayı indirmek için tara

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook