YILDIZLAR ARASINDAGüncellenme zamanı Mar 20, 2025, 04:37
("Bu kitap, psikolojik ve fiziksel şiddet, taciz ve diğer rahatsız edici temalar içermektedir. Okuyucuların, içerikteki hassas konulara dair dikkatli olmaları ve kendi sınırlarını göz önünde bulundurmaları tavsiye edilir.")
Ona bakmak… Gerçekten baktım. Ama bakınca, içinde olduğum o boşluğu hissettim. Onun eski halinden eser yoktu. Yatıyor, hiç kımıldamıyordu. Bedeni, sanki her şeyin yükünü taşıyamayacak kadar zayıflamıştı. Kemikleri neredeyse görünüyordu. Yüzü solmuştu, her tarafı morluklarla doluydu. Ve en korkunç olanı ise; her yerinde o acı veren izler vardı.
O kadar derin, o kadar belirgindi ki, ne düşündüğümü anlatmak imkansız. Gözlerim, onun derisindeki ince izleri, iğne izlerini tararken içimdeki her şeyin parçalandığını fark ettim. Gözlerim doldu, ama buna izin vermedim. Kendimi toparlamaya çalıştım, ama her şey gözlerimin önünde çökmeye devam etti.
Ama sonra… En büyük darbe…
Karnı… Şişmişti. Gözlerim o kadar dikkatli baktı ki, o an gerçek her şeyin ne kadar korkunç olduğuna kanıt gibiydi. O şişkinlik, bana her şeyi anlatıyordu. Ve bir an sonra, o şişkinliğin içinde, cam parçası görünüyordu. Bunu anlamam, beynimi alt üst etti.
Güneş hamileydi.
Her şeyin sonu gibi hissediyorum. O kadar umutsuz, o kadar çaresizim ki, anlamamı engelleyecek bir şey kalmamıştı. Her şey… Güneş’in, hayatını kaybetmiş gibi hissettiği bir süreçte, sonunda daha da kötüleşmişti.
Kafamda bir çığlık yükseldi ama sesim çıkmadı. Kalbim, boğazımda sıkışan o acıyla atmaya devam ediyordu. Bunu hak etmediğini biliyordum. O kadar saf, o kadar masumdu ki, buna layık değildi. Ama işte, o cam parçası… her şeyin sonu, gerçekti.
Yavaşça, yanına doğru ilerledim. Ama ne kadar çırpındıysam da, içimdeki o korku, acı ve kaybolmuşluğu hissederek yaklaşabildim. Güneş, o kadar kırılmıştı ki, ben her şeyin yerine getirebileceğimi hayal ediyordum ama bu bana yetmedi. O kadar fazla şey kaybetmiştim ki, belki de bir daha geri kazanmak imkansızdı.
Güneş’in içinde kaybolduğum her şey, onun yaşadığı acılara eşlik ediyordu. O kadar kararmıştık ki, tek bir şeyin bile çözümü yoktu.
Güneş’in ellerini tuttuğumda, bir şeyler benden kopuyordu. Bir yandan onu hissediyor, bir yandan da her geçen saniye, o soğuyan ellerin bana ne kadar uzak olduğunu fark ediyordum. Gözlerimden akan yaşları engellemeye çalışırken, kalbim her an daha da sıkışıyordu. Güneş, bir zamanlar hayatımda en parlak yıldızken, şimdi önümdeki bu zayıf, kırık haliyle yerle bir olmuştu.
Elini tuttuğumda, o ince parmaklarının her birini sarmaya çalıştım, ama bir yanda o ellerin bana ne kadar yabancılaştığını hissetmek… Her şey bir anda paramparça olmuş gibi hissediyordum.
O an gözlerim, bir şeyler söylemesini bekledi. Kafamda bir milyon soru vardı ama tek bir ses bile duymak istiyordum. Ve sonunda, ağzından dökülen sözlerle her şey bir kez daha yok oldu.
"Ben istemedim, Uzay. Bir daha onun çocuğunu taşımak istemedim…"