bc

"VELİAHTLAR" (+18)

book_age18+
288
TAKİP ET
5.5K
OKU
revenge
dark
family
opposites attract
playboy
badboy
badgirl
mafia
gangster
heir/heiress
tragedy
bxg
kicking
scary
cheating
enimies to lovers
cruel
love at the first sight
like
intro-logo
Tanıtım Yazısı

Kapıyı açtığımda üstünde hâlâ geceden kalma siyah gömleği vardı.

Kollarını kıvırmış, dövmeleriyle birlikte bakışları da keskinleşmişti. Sigaranın dumanı dudaklarının kenarından sızarken, o gözlerini bana dikti.

Beni ezberlemiş gibiydi.

Ve ben... ezberlenmekten hiç hoşlanmam.

"Yine kaçmaya mı çalışıyorsun?"

Sesi sakindi, ama altındaki buğulu öfkeyi tanıyordum.

O kadar tanıdık ki, bazen aynı öfkeyi aynada kendi gözlerimde görüyordum.

"Hayır," dedim, dudaklarımı ıslatırken.

"Bu sefer nereye gideceğimi bile bilmiyorum. Ama senden uzağa olmayacağı kesin."

Bir adım attı. Sonra bir adım daha.

Ve nefesi artık tenimdeydi.

"Bu oyun ne zaman bitecek Lara?"

"Sence bu oyun mu Arel? Çünkü ben sahneyi çoktan yaktım."

İçimde bir yer, onu ilk gördüğüm geceye dönmek istiyordu.

O karanlık köşeye. Duman altı bir bara.

İki yabancı gibi göz göze geldiğimiz, ama sanki yıllardır birbirimizi tanıyormuşuz gibi bakıştığımız ana.

Ben onunla yanmayı seçtim.

O da beni kendi cehennemine aldı.

"Veliahtlar" böyle sever çünkü. Ölümüne...

-------------------

Dudaklarımı ısırdım. Yumruğumu bir kez daha torbaya savurdum. O da torbayı sabitledi. Bu temas... lanet olası bu yakınlık beni delirtiyordu.

Bu oyunu kim kazanacak bilmiyorum ama biri eninde sonunda diz çökecek. Ya ben… ya da o.

Nefesim düzensizdi. Yumruklarımı savurdukça içimde biriken her şey dökülüyordu ama yeterli değildi. O buradaydı. Sessizce, gözlerini üzerimden çekmeden beni izliyordu. Sanki bir avı izleyen yırtıcı gibi. Ve her geçen saniye, bu bakışlar beni daha da sinirlendiriyordu.

Son bir yumruk daha savurup durdum. Vücudum titriyordu, alnımdan akan ter yüzüme damlıyordu. Göz göze geldiğimizde ise artık tutamadım.

"Sen… beni nereden tanıyorsun?"

Sözcükler ağzımdan istemsizce döküldü. Beni tanıyordu. Mekandaki ilk gece… ismimi söylemeden beni biliyordu. Melis’ten öğrenmiş olamazdı, çok daha önce tanıyor gibiydi.

Arel’in gözleri bir anlığına hafif kısıldı. Yanağındaki çizgi belirginleşti. Bir şey düşünüyordu. Ama cevap vermek yerine, gözlerini benden kaçırmadan torbadan elini çekti.

"Senin gibi biri dikkat çeker."

Dudaklarımı sıktım.

"Saçmalama. Adımı biliyordun. Bu alelade bilinen bir isim değil. Hadi dürüst ol, beni nereden tanıyorsun?"

Arel yüzüme baktı. Hiç gözünü kırpmadan, bana yavaşça doğru bir adım attı. Aramızdaki mesafe birkaç santime indi. Gözlerimin içine baktığında, nefesim hızlandı.

"Senin hakkında konuşuluyor." dedi. Sesi tok ve rahatsız edecek kadar sakindi.

"Yurtdışında iş yapan bir mafyanın sağ kolu... ve veliahtı. Soykanlar ailesiyle uğraşan herkesin kulağında senin adın var."

Gözlerimi kıstım.

"Yani araştırma yapmışsın?"

"Hayır." dedi hafifçe gülerek.

"İşim gereği bilmem gerekenleri biliyorum. Ailen yok, ama bir adam seni sahiplenmiş. Onunla büyümüşsün. Hukuk okuyorsun ama mahkeme salonlarından çok, mermi sesleriyle iç içesin."

Bu kadarını nereden biliyordu? Boğazımda oluşan yumruyu bastırdım.

"Bu bilgiye herkes sahip olamaz."

"Ben herkes değilim."

Kelimeleri öyle bir özgüvenle söyledi ki, içimdeki öfke yerine, sanki yerini meraka bıraktı. Ama bunu da hemen bastırdım.

"Seninle ilgili neden hiçbir şey bilmiyorum o zaman?" diye sordum, içimdeki huzursuzluğu gizleyemeden.

"Adını Melis’ten öğrendim. Sahip olduğun mekanı da. Ama seninle ilgili gerçek hiçbir şey yok ortada. Ne okudun, ne yaşadın, ne hissettin... hiçbir şey. Sıfırsın. Sadece Arel."

"Yeterli değil mi?"

Donakaldım.

"Senin geçmişin yokmuş gibi davranıyorsun." dedim.

"Çünkü geçmişimden biri yaşasaydı, şu an burada olmazdım."

Sözleri karanlık bir tonla döküldü ağzından. İlk defa… ilk defa gözlerinde bir boşluk gördüm. Acı değil, öfke değil… tamamen bir boşluk.

"Senin gibi insanlar, geçmişle değil sonuçla ilgilenir. Ve sonuç şu: Karşında duran adamı tanımak istiyorsun. Ama korkuyorsun."

"Hayır." dedim, dişlerimi sıkarak.

"Ben sadece kendimi koruyorum."

"Koruduğun şey kalbin değil. Gücün."

Sessizlik çöktü. Aramızdaki o birkaç santimlik mesafe bir dağ gibi büyüdü o an. Bakışlarını üzerimden çekmedi.

"Sen ne kadar kaçarsan kaç, Lara... ben buradayım." dedi fısıltı gibi bir sesle.

Ve o an, bütün dünya sustu.

chap-preview
Ücretsiz ön okuma
1:Göz Göze
14 yaşındaydım. Ne ailem vardı, ne de bir tanıdığım. Islak çarşaf kokan yetimhane odalarında, tavanı izleyerek geçen gecelerden sadece nefret doğar. Ve ben o nefretle kaçtım. Üzerimdeki yırtık montla, Taksim’in arka sokaklarında sürtünürken karşılaştım onunla. Siyah bir araba, dörtlüleri yanıp sönüyor. İçinden bir adam indi. Ceketi siyah, bakışı daha da siyah. O an düşündüm: ya ölürüm ya da kurtulurum. Ama o sadece, "Üşüyorsun." dedi. Ve ben, onun o soğuk sesiyle beraber kendime ilk defa ait hissettim. O günden beri Celal benim abimdi. Kan bağımız yoktu ama bazı bağlar kana ihtiyaç duymazdı. Bana kimse dokunamadı ondan sonra. O bana sahip çıktı, ben de onun dünyasına girdim. Hem hukuk okudum, hem de silah söktüm. Kafama sıkmak isteyen adamlara, önce ben sıkmayı öğrendim. Sokaklarda donarak büyüyen küçük Lara yoktu artık. Artık ben, Celal Soykan’ın gölgesinde serpilen o karanlık güldüm. "Abi ben çıkıyorum, kızlarla bir şeyler içeceğiz," dedim arkamı dönerken. "Üstünde silah var mı?" "Her zaman." Gülümsedi. Adam gülünce bile tehdit gibi görünüyordu. Kapıdan çıktım, adımlarım topuk sesimle yankılandı. Dar bir siyah elbise giymiştim. Belden oturan, sırtı açık, dizimin birkaç parmak üstünde. Çorap giymedim. Silah, sağ uyluğumda bantlı. Özgüvenim bir silah kadar soğuk, bir viski kadar yakıcıydı. Kızlarla Nox’a gittik. İstanbul’un en pislik ama en lüks mekanlarından biri. İçeri adım attığımda ışıklar gözümü almadı. Gözler bana döndü. Yeşil gözlü, kumral, kalçalarını kıvırarak yürüyen bir kadın… Tehlikeli şeyler genelde güzel görünür. Benim gibi. Barın önüne geçip votkamı söyledim. Melis koluma girdi. "Bugün çok fenasın Lara." "Günlük dozum bu." Gülüştük. Arkamdan gözlerimi yakacak kadar keskin bir bakış hissettim. Sırtım gerildi. Yavaşça başımı çevirdim. Kalabalığın içinde, bir adam... Bana bakıyordu. Takım elbise, sol bileğinde pahalı bir saat, bir elinde kadeh... Ama asıl dikkatimi çeken bakışlarıydı. Öylece bakıyordu. Sanki önümdeki kadının etini değil, kemiklerinin içindeki savaşı görüyordu. Kafamı çevirdim. Gülümsemedim. Tepki vermedim. Ama içimden bir şey kıpırdadı. "Siktir." dedim sessizce. Normalde böyle adamlara bakmam. Hele öyle ciddiyetle dikilenlere hiç. Ama onda başka bir şey vardı. Bir tehdit gibi... Ama aynı zamanda bir mıknatıs gibi. Dans etmeye başladık. Kalabalığın içine karıştım. Gövdem ritme değil, onun bakışlarına hareket ediyordu sanki. O da hala beni izliyordu. Ve ben, hiç tanımadığım bir adamın gözlerinde ilk kez bu kadar çıplak hissettim. Celal’in bana en sevmediğim özelliğini sorarsan, cevabım hazır: “Her seferinde bana koca araması.” Sanki ben, sadece iyi bir soyadının altına sıkıştırılacak bir vitrindim. Güvenli, sessiz, uslu. Ama ben hiçbir zaman uslu olmadım. "Bak Lara," derdi o derin sesiyle, "Bu işlerin sonu yok. En azından yanına adam gibi birini alsan… Evlenirsin, kafam da rahat eder." Evlenmek mi? Daha ilkini bile vermemişim. Ne ruhumu, ne bedenimi. Eğlencemi bile yaşayamamışım. Ben daha bir adamın sabahında kahve içmemişim. Bir mafya evinde guguk kuşu gibi oturmadan önce… Bırak dans edeyim be abi. Bu gece dans etmem gerekiyordu. Terlemem, içmem, bedenimi ritmin içine bırakmam gerekiyordu. Ama o gözler... O adamın gözleri geceyi sıktı boğazıma. Kafamı çevirdiğimde hala bana bakıyordu. İçmiyor. Gülmüyor. Kadınlara bile bakmıyor. Ama beni... Sanki okşar gibi izliyordu. Ve en kötüsü… Hiçbir şey yapmıyordu. Normalde bir adam böyle baksa çoktan yanıma sokulur, bir içki ısmarlar, belime kolunu atmaya çalışırdı. Ama bu... Bu adam kıpırdamıyordu bile. Sanki oyunun kontrolü bende sandıracak kadar sakin, ama perdeyi onun kapatacağı kadar gizemliydi. Melis yanıma eğildi. "Lara... Sana yemin ederim o adam sana bakmıyor, seni yiyiyor." "Gördüm." "Gitsene yanına." "Ne yapayım? Merhaba, bakıştığımız için mi geldim?" "Belki de evet." Güldüm. Ama içim kıpır kıpırdı. Hayatımda ilk defa bir adamın suskunluğu beni bu kadar sarhoş etti. Ve ben… ilk defa bu kadar suskun kalmak istedimedim. Dans pistine döndüm. Işıklar karardı. Müzik değişti. Ritm daha sertleşti, ben de. Kalçamda kıvrılan elbise, sırtımdan süzülen ter... Ama hala bana dokunan yoktu. Sadece o vardı. Karanlık bir köşede, içkisine dokunmadan beni seyreden o adam. Bu gece bana sahip çıkmak isteyen herkes yanımdan geçti. Kadeh kaldıranlar, omzuma hafifçe dokunanlar, davetkâr fısıltılar... Ama ben sadece onun bakışlarına açıktım. Ve o hala kıpırdamıyordu. Sanki ben onun bölgesine girmiştim. Ama o... Kendini saklayan bir avcıydı. Ya da daha beteri: O zaten kazanan taraftı. Ve kazananlar hamle yapmazdı, hamle beklerdi. İçimdeki kontrol takıntım kıvranıyordu. Ona doğru yürümek, gözlerinin önünde durmak, "Ne istiyorsun lan benden?" diye sormak istiyordum. Ama yapmadım. Çünkü bu oyun... Bu gece... Beni ilk defa gerçekten yaşadığımı hissettirmişti. Ve ben ilk defa, kaybetmekten korktuğum bir oyunun ortasındaydım.

editor-pick
Dreame-Editörün seçtikleri

bc

The Rejected Mate

read
599.6K
bc

Coração Sombrio- Estefano

read
3.2M
bc

Chosen By The Cursed Alpha King

read
248.8K
bc

Holiday Hockey Tale: The Icebreaker's Impasse

read
458.3K
bc

Too Late for Regret

read
366.0K
bc

Corazón oscuro: Estefano

read
2.0M
bc

Just One Kiss, before divorcing me

read
1.8M

Uygulamayı indirmek için tara

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook