EMRE
Bazen her şeyin bu kadar karmaşık olacağını düşünmemiştim. Güneş’in yanımda olduğu her an, sanki dünyam aydınlanıyordu, ama aynı zamanda bir noktada kayboluyordum. Onunla her şey güzeldi; ama zaman geçtikçe, bu ilişkiye dair bazı tuhaf şeyler hissediyordum. Yavaşça, ama bir şekilde, içimde bir şeyler değişmeye başlamıştı.
Güneş'in bana olan mesafesi, bazen bir duvara dönüşüyordu. Onun çekingenliği, bazı şeyleri yapmaya hazır olmadığına dair sürekli yaptığı açıklamalar... Hepsi yavaşça beni yıpratıyordu. Artık onu anlamaya çalışırken, kendimi de unutmaya başlamıştım. Ve bazen, ne kadar beklersem bekleyeyim, bu ilişkinin içindeki dengeyi bulamıyordum.
Biraz daha zaman istiyordu, tamam. Ama gerçekten neyi bekliyordu? Benimle olmak için neyi bekliyordu? Bir türlü buna cevap bulamıyordum. Ona hep destek olmaya çalıştım, her zaman yanında oldum. Ama o, her seferinde bir adım geri atıyordu.
Bir süre sonra, her şey birbirine girmeye başladı. Ben onun için ne kadar çabalasam da, karşılık alamıyordum. Gözlerinde, duygularına tam anlamıyla yerleşmiş bir korku vardı. Onun korkusu, benimse sabrımın sınırlarını zorluyordu. Bazen düşünüyorum da, belki de bu ilişki gerçekten toksik olmaya başlamıştı. Onun benden kaçışı, sürekli geri adım atışı, bana bile zarar veriyordu. Ne kadar çok daha dayanabilirdim?
Birlikte olduğumuz her an, bana daha fazla şey veriyordu ama aynı zamanda benden bir şeyleri de alıyordu. Artık içimdeki huzur, kaybolmuş gibiydi. Güneş’in karşısında güçlü durmaya çalıştıkça, daha fazla yıkıldığımı hissediyordum. Herkes gibi ben de insanım. Benim de bir sınırım vardı.
Her şeyin bu kadar karışık hale gelmesini istemezdim. Ama... Güneş’in, ne zaman adım atacağını bilmediği bir ilişki içinde olmak, bir süre sonra bana da zarar vermeye başlamıştı. Artık hislerim, her geçen gün biraz daha kararsız, biraz daha belirsizleşiyordu.
Ve şunu fark ettim: Ben, gerçekten de değişiyordum. Bu ilişki, bana doğru şeyleri değil, sadece her iki tarafın da daha fazla zarar görmesine neden oluyordu. Ama hala ona olan ilgim, kalbimdeki bu garip boşluk, bir şekilde kaybolmuyordu.
Ve bu düşünceler, beni çelişkilerle dolu bir noktaya getirdi. Gerçekten ne yapmam gerektiğini, onunla bu şekilde daha fazla devam edip edemeyeceğimi bilmeden, gözlerimi kapattım.
Zihnimdeki karışıklık, her geçen gün biraz daha büyüyordu. Güneş'le olan ilişkimde ilerleme kaydetmek, her zamankinden daha zor hale gelmişti. Onun bana karşı mesafeli yaklaşması, bir yandan da babamın baskısı… Her şey bir anda fazla ağır gelmeye başlamıştı. Bir şeyler ters gitmeye başladığının farkındaydım ama ne olduğunu tam olarak anlayamıyordum. Güneş'e olan hislerim bulanıklaşırken, bir yandan babamın baskıları altında eziliyordum. O kadar fedakarlık yapıyordum, ama karşılığını alamıyordum.
Babam, evlilik meselesini artık her fırsatta gündeme getirmeye başlamıştı. Güneş'le evlenmek zorundaydım; başka bir seçenek yoktu. Aile şirketinin geleceği, babamın iş dünyasında sağladığı güç ve prestij, her şey birbirine bağlıydı. Güneş'le olan ilişkim, sadece bir aile bağının parçasıydı. Bu baskıyı hissettikçe, içimdeki boşluk büyüyordu. Aslında ne kadar büyüdüğünü kimse fark edemiyordu. Benim için, Güneş’i sevmenin ötesinde, başka bir yük haline gelmişti.
Ve burada en zorlayıcı düşünce kafamda dönmeye başlamıştı: Aldatma. Bu, belki de içimde büyüyen karanlığın en korkutucu yüzüydü. Aldatma, sadece bir çıkış yolu gibi görünüyor, ama belki de gerçekten ondan kaçmak istiyordum. Güneş’in bana uzaklaştığı her an, başka bir kadına daha fazla eğilim göstermeyi düşünmeye başlıyordum. Başka biriyle rahatlayabilir miydim? Bir kaçış noktası bulabilir miydim?
Ama tek bir şey vardı ki, babamın baskısı… O kadar güçlüydü ki, başka bir şey düşünmek neredeyse imkansızdı. Babamın gözünde Güneş, benim geleceğimi garanti altına alacak kişi olmuştu. Onunla evlenmem gerekiyordu. O kadar sıkışıp kalmıştım ki, kendi isteklerimi bile sorgulamaya başlamıştım. Ne yapmak istesem, babamın sesi her an kulağımda yankı yapıyordu. O, her zaman işlerini ve ailesini öncelik almıştı. Şimdi sıra bendeydi ve Güneş’i almak, babamın gözünde en doğru hareket olacaktı.
Aklımda dönüp duran bir başka düşünce daha vardı. Eğer Güneş’le evlenirsek, işler daha da karmaşıklaşır mıydı? Onunla hayatımı birleştirsem, işlerimle de daha fazla iç içe olacaktı. Bu, daha fazla kontrolsüzlüğe yol açabilir miydi? Ailemle, iş dünyasıyla daha da derinleşen bir bağ kurmak zorunda kalır mıydım? Bunu kabul edebilseydim, belki de her şeyin bir anlamı olacaktı.
Ama bir şey vardı ki, her geçen gün daha da netleşiyordu. Benim için bu evlilik, sadece bir zorunluluk gibi görünmeye başlamıştı. O kadar zor bir hale gelmişti ki, Güneş’i gerçekten sevip sevmediğimi bile sorgulamaya başlamıştım. Hâlâ ona duyduğum şeyler var mıydı, yoksa sadece içimdeki boşluğu doldurmaya mı çalışıyordum?
Güneş’in yanında olduğumda, tek bir şey düşündüm: Ne olursa olsun, bu evliliği gerçekleştirmeliydim. Ama içimdeki o karanlık düşünceler, bir yolculuğa başlamama engel oluyordu. Başka birini sevip sevmediğimi, hatta ona sadık kalıp kalamayacağımı düşündükçe, içimdeki boşluk büyüyordu.
Ve ne kadar zor olursa olsun, babamın istediği gibi Güneş’le evlenmek zorundaydım.
"Belki de sadece geçici bir hevestir," diye düşündüm. "Sonra her şey normale döner." Ama bu düşünce de, içimdeki karanlık tarafından boğuluyordu. Bir an, Güneş’in bana yaklaşmak için gösterdiği temkinliliği, başka bir kadınla rahatça yaşadığımda hissettiklerime daha yakın bir şey olarak değerlendirdim. Huzur. Ama bu, Güneş’le olan ilişkimde ne kadar gerçekti? Bu kadar mıydı? Belki de her şeyin temeli, ona olan ilgim değildi, sadece ona yaklaşmanın verdiği güven duygusuydu. Ama bu kadar mıydı?
Güneş’e duyduğum hisleri bir türlü netleştiremiyordum. Bu ilişkiyi devam ettirmek için gerçekten bir gerekçe var mıydı? Yoksa her şey, sadece bir yanılgı mıydı? Bu soruların cevabını bilmek zor olsa da, içinde bulunduğum çıkmazı daha da zorlaştırıyordu. Sonra bir an, "Ya gerçekten aşık olursam?" diye düşündüm. Ama ya sadece geçici bir hevesse? Yine de, Güneş’le olan ilişkimizin bu kadar zorlayıcı hale gelmesi, bana bir şeylerin yanlış olduğunu düşündürüyordu.
Güneş’in bana yaklaşımlarını ve onun çekingenliğini düşününce, belki de sadece daha fazla sabır ve güven gerektiriyordu. Ama her şeyin geçici bir heves olduğuna dair hislerim, bu ilişkideki her adımımı zorlaştırıyordu. Gerçekten ne olursa olsun, Güneş’i kaybetmek istemiyordum ama her geçen gün, bu ilişkiyi sürdürebilmek için mücadele etmenin bana gerçekten ne kadar zor geldiğini fark ediyordum.
“Daha birbirimize ‘seni seviyorum’ bile demedik ki…” diye düşündüm. O kadar uzun bir zaman geçmişti ki, aslında bunun farkına bile varmamıştım. Güneş’le, aramızdaki bağın temeli sürekli bir mesafe ve çekingenlikle şekilleniyordu. Her şeyin bir adı vardı, ama bu adı koymak, her ikimiz için de büyük bir engel gibiydi. Belki de birbirimize böyle dersek, her şeyin gerçek olduğunu kabul etmek zorunda kalırdık ve ikimiz de buna hazır değildik. Ya da belki de, hâlâ bir adım ileri gitmeye cesaret edemiyorduk.
Güneş, bana her zaman bir adım uzak duruyordu. Hangi adımı atmam gerektiğini düşünürken, bir yanda onu gerçekten sevdiğimi biliyor, diğer yanda da buna dair herhangi bir somut şey hissetmiyordum. Belki de sadece o çekingenliği, o mesafeyi sevmiştim. Güneş’in bana yaklaşmaması, bir şekilde onu daha cazip hale getiriyordu. Ama ya gerçekten onu seviyor muyum? İçimdeki bu boşluk, bana her şeyin yüzeysel olduğunu düşündürüyordu.
"Yavaş olmalıyız," diyordum kendime ama bir yandan da içimden bir ses, "Ama gerçekten neyi bekliyorsun? Bu kadar zaman geçmesine rağmen, bir adım bile atamadınız." diyor gibi geliyordu. Bu kadar derin bir ilişkiyi her gün biraz daha derinleştirip, sonra duraksamak... Sonunda ne olacaktı?
Birbirimize ‘seni seviyorum’ demek, birbirimize en yakın olduğumuz anlardan biriydi ve biz bunu hiç yaşamadık. Birbirimize duyduğumuz duyguyu tanımlayamadık, çünkü ikimiz de birbirimize ne kadar yakın olursak, o kadar korkuyorduk. O kadar karmaşıktık ki... Güneş, benden beklediği o güveni hep veriyor, ama ben yine de onun ne istediğinden tam emin olamıyordum.
İçimden bir şeyler fısıldıyordu. Belki de bu ilişki, temelden sarsılmaya başlamıştı. Hani o “bunu hak ediyoruz” hissi, zamanla kaybolmuştu. Belki de bir şeyleri fark etmek için çok geç kalmıştık.
Ama gerçekten, Güneş’i bu kadar kaybetmek mi istiyordum? Bunu sorgulamak zorundaydım çünkü onu kaybetmek, bana her şeyden çok daha zor gelir gibi hissediyordum. Ama bu sürekli birbirimize bir adım atmak için çekişme, ne kadar daha dayanılabilir bir şeydi?