Film şeridi gibi!

5000 Kelimeler
Unutmak için uğraştığı ama asla unutamadığı geçmişi gözlerinin önüne geldi bir anda; 10 yıl öncesine giden aklına mı yansın yoksa acı veren hatıralara mı? Kafenin kapısı gürültüyle açılmış içeri bir grup girmişti. Kızlı erkek grup cam kenarında büyük bir masaya yerleşti. Esra siparişleri almak için masaya giderken günün bitmesini dört gözle bekliyordu. Dışarıdaki kasvetli yağmurlu havayla beraber, sanki biraz kırgınlık vardı vücudunda, hasta olacak gibiydi belli. Sırf hatır için gelmişti bu hafta sonu, patronu eleman eksikliği olduğunu iki günlüğüne yardım etmesini istemişti. Allah’tan ödevlerini cuma akşamından yapmıştı. “Hoş geldiniz. Ne alırsınız?” Diyerek menüyü önlerine koyup siparişleri beklemeye koyuldu. Gençler birbirine yiyip içeceklerini soruyor fikir alışverişinde bulunuyordu. Esra’da bu grubu incelemeye başladı. Yaşlarda bir grup üniversite öğrencisiydi. Beş kişilik grupta iki kız vardı, kumral kızın bakışları camın kenarındaki gençten ayrılmıyordu. Belli ki sevgiliydiler. Yakışıklıydı delikanlı, kestane rengi saçları bal rengine çalan açık kahve gözleri sol yanağındaki gamzesiyle cidden hoş adamdı doğrusu. Esra bunları düşünürken bir anda genç adam başını kaldırıp onunla göz göze geldi. Esra için zaman anlık durmuştu sanki, ne güzel bakmıştı öyle sanki taa içini görüyordu o gözler. O dudaklar kıpır kıpır bir şey diyordu ama uğultudan duyulmuyordu sanki. Kendini toparladı bir için gözlerini kırpıştırdı, uğultu gitmiş ve karşısındakinin sesini duymaya başlamıştı. “İki büyük çay, iki Türk kahvesi, bir tanede bol sütlü ve kremalı neskafe. İki tane de çikolatalı pasta istiyoruz.” Yakışıklı adam siparişi verdi vermiş tatlı bir tebessüm sunmuştu Esra ‘ya eli ayağına dolaşarak, “Hemen getiriyorum efendim.” Dedi demesine ama adım atmak ne sordu böyle Allah’ım. Siparişleri vermeye mutfağa gittiğinde hala kalbi küt küt atıyordu, kesin iyice hasta olmaya başlamıştı. Masada ise daha başka bir sohbet konusu vardı. Sarışın genç adam cam kenarındaki arkadaşına, “Emir o nasıl bakıştı arkadaşım yazık değil mi kıza bayılacak sandım.” Diyerek güldü arkadaşı. “Saçmalama Fatih, Emir çocuklarla ilgilenmez!” diyerek Kumral saçlı kız hemen atlamıştı lafa. Emir her iki arkadaşını dinliyordu ama, aklı çikolata gözlü, ay yüzlü kızda kalmıştı. Utanınca yanakları al al olmuştu kalbine ılık ılık bir şeyler akmıştı doğrusu. Kumral saçlı kıza dönerek, “Neyse, Şenay sen bizimle Giresun’a geldin ama ailenin yanına gideceksin herhalde değil mi?” O sırada diğer adam da lafa karıştı. Buraya gelmek için kendisine ve sevgilisi Hande’ye resmen emri vaki yapmıştı. “Tabi ki Ankara’ya ailemin yanına gideceğim. Bizimkiler beni bekliyor 2 günlük izin aldım ben. “Şenay burnunu hoşnutsuzlukla kıvırarak söyledi, ama içinden gitmek istemiyorum diye çığlıklar atıyordu. Ardından da somurtkanca ekledi. “Tamam Hande ile bende gideceğim zaten. Hem baksana Emir bizi istemiyor galiba sorup durduğuna göre,” diyerek tepkisini dile getirdi. Bu sırada kimse dişlerini sıkarak konuşmayı dinleyen sarışın genç adamı fark etmemişti. Gençler aralarında konuşurken Esra’da siparişlerle masaya gelmişti bile. Servisi yapıp tam gideceği sırada “Nasılsın Esra, Hikmet amca ile Nazife teyze nasıllar?” Diyerek Esra’ya laf atmıştı sarışın genç. Tabi arkadaşları da şaşkınlıkla birbirlerine bakıyordu. Esra biraz şaşkın biraz da tanımaz ifade ile baktı karşısındaki genç adama. Sanki görmüştü bir yerde ama emin de değildi. O yüzden de cevap vermedi genç kız her selam verene cevap verseydi ohooo … “Beni hatırlamadın sanırım Suat ben, annemin adı Fatma, önceden sizinle aynı mahallede oturuyorduk.” Kızın yüz ifadesinden onu hatırlamadığı belliydi. Kendini tanıtma gereği duydu bu yüzden. “Aa hatırladım Fatma teyzeyi, kusura bakma. Annemle babam iyiler, Fatma teyze nasıl?” Diyerek hatır sordu Esra ister istemez, ayrıca o arabozucu kız kardeşini sorma gereği de duymamıştı şahsen adını bile unutmaya çalışıp bir türlü unutamadığı Meliha ayy bak yine sinirleri gerilmişti. “Teşekkür ederim, annemle kardeşim de iyi Esra, burada mı çalışıyorsun? Zor değil mi iş ve okul?” Suat üstü kapalı kardeşini de araya sokuşturmuştu. Kardeşi ile Esra’nın yıldızının barışmadığını biliyordu. Şansa bak ki bir de aynı sınıftalardı. “Yok Suat abi, sadece bu hafta sonu böyle, Adem abi rica etti eleman eksikmiş. O yüzden yardıma geldim bende.” Diyerek konuyu kapatmaya çalıştı Esra kafe gitgide kalabalıklaşmaya başlamıştı burada zaman kaybedemezdi. Ayrıca bu kadar kalabalık ortamda bu adamla çene çalmak da istemiyordu. Nedense hoşlanmamıştı bu gençten. Sanırım kardeşine duyduğu antipati abisine de geçmişti. “Anladım. Kolay gelsin sana o zaman. Tutmayayım seni.” Kızın hemen işinin başına dönmek istediği her halinden belliydi anlamıştı Suat. “Afiyet olsun sizlere.” Diyerek oradan hızla uzaklaştı Esra tuhaf mıydı ne bu adamda herkesin içinde laf atıyordu ona! Esra’nın gidişiyle gözler Suat’ın üzerine döndü ilk konuşan masadaki en az konuşan isim Gökhan olmuştu biraz da kızmıştı Suat’ın hareketine sanki bir yerlere mesaj gönderir gibi kızın ailesini falan sormalar ters gelmişti Gökhan’a bunlar. “Akraban mı Suat o yüzden mi buraya getirdin bizi?” sözleri ile tepkisel konuştu. Aslında anlamıştı akrabası değildi. O yüzden de suçlama tarzı bir tonla sormuştu ya sorusunu. Bakalım ne diyecekti beyefendi. Ama kızada helal olsundu. Lafı uzatmamış resmen kısa keserek ‘tutma beni işim var be adam’ dercesine pat küt söylemişti. “Yok eski komşumuzun kızı, aslında abisini Emir Ali hatırlar Kenan abi, Cerrahpaşa tıpta okuyan.” Diğer soruyu duymazdan geldi Suat. Emir şaşırmıştı efendiliği yakışıklılığı ve yardımseverliği ile Tirebolu’nun efsane isimlerindendi Kenan abi. “Bu kız Kenan abinin kardeşi mi?” merakla sordu Emir Ali, ‘Kenan abinin kardeşi var mıydı?’ diye kendi kendine düşündü bir an hatırlamıyordu ki. Tam bu soruyu soracaktı ki; “Kim bu Kenan yahu?” diyerek dayanamayıp araya girmişti Fatih. “Geçen yıl okuldaki kavgada kaşın yarıldığında onu diken doktor.” Diye gülerek cevabı yapıştırdı Emir Ali. Gençlerin hepsi bu cevapla kahkahalarını koy verdi. Zira Fatih hem kavgayı çıkartıp hem de dayak yemişti. Üstüne birde gittikleri hastanede doktor beğenmemişti. Her gelen doktora bir kulp takmış, hastaneyi birbirine katmıştı bu deli çocuk. Tabi en son sesini duyup gelen Kenan abi; “Ne oluyor burada gençler” diyerek odaya girince sesini kesip isyan edercesine; “Ama buda çok yakışıklı bu hastanede bir ortası yokmu” diyerek bütün acili kahkahalara boğmuştu. “He şu playboy doktor mu? O ne yakışıklılıktır abi, insan onu görünce kendine olan güvenini kaybediyor yahu.” Diyerek iç çekti Fatih. Onu duyan da sevgilisi onun tarafından elinden alınmış zavallı biri sanırdı. Halbuki kaşına incecik çizgisi olan 2 dikiş atmış, birde acildeki kadınların sürekli adama bakarak iç çekmesine şahit olmuştu. Grup konuşa gülüşe akşamı etmiş ve kafeden çıkmıştı. Esra’da eve gelmiş ilaç alıp yatmıştı. Ertesi gün okul sonrası dönüşte kitapçıya uğramış ve epeydir beklediği bir kitabı almıştı. Yolda Melis’le sözleşmişler eve gidincede izinleri alıp sahilde hem kitaplarını okuyup hemde Âdem abinin kafesinde vakit geçirmeye karar vermişlerdi. Kafeden içeri girip sessiz bir köşeye geçtiler birer çay alıp kitaplarını okumaya başladılar. Hava kararmaya başlarken kızlar kafeden çıkmışlardı. Ama ikisi de biraz tedirgindi, kitaplarına dalmışlar ve eve çok geç kalmışlardı. O sırada kafenin sahibi arkalarından seslendi. “Efendim Âdem abi.” Esra dönüp cevap verdi, öylece durdurmazdı Adem abisi “Esra kızım hava kararıyor bekle de Emir Ali bıraksın sizi.” diyerek hem kızlara hem de yanında duran Emir’e emri vaki yapmıştı. Melis ve Esra göz göze geldiler, iyide tanımıyorlardı ki bu Emir Ali her kimse? Nasıl tamam deyip yanında yürüsünlerdi. Emir Ali’de kızların yanına geldi biraz çekinerek biraz da heyecanla, genç adam Esra’yı tanımıştı o gün onlara hizmet eden garsondu. Kenan abinin kardeşi. “İyi akşamlar ben Emir Ali.” Esra’ya dönerek: “Geçen kafede karşılaşmıştık” dedi. Ama kızın bakışlarından bu durumdan hoşnut olmadığını da anlamıştı. Esra hatırlamıştı bu genci onu kayıp dünyalara götüren bal gözlü gençti bu, yine yanakları alev almaya başladı. Çekinerek konuşmaya başladı; “Evet hatırladım. Ben Esra buda arkadaşım Melis. “Diyerek arkadaşını tanıttı hemen Esra. Ama yine de onunla gitmesi uygun olmazdı. “Tanıştığımıza memnun oldum. Sizinle gideceğiniz yere kadar yürüyeyim. Bildiğim kadarıyla yakında oturuyordunuz değil mi? “Diyerek Bir yandan da Kenan abisinin evini hatırlamaya çalışıyordu Emir Ali. “Evet merkez çarşı camisinin oraya yakınız. Ama size zahmet olmasın biz gideriz değilmi Melis “diyerek arkadaşından bir destek bekledi. Hem onunla gitmek istiyor hemde laf olur diye korkuyordu. Melis ise sanki orada değilmiş gibi tek kelime etmemişti. Emir Ali'yse genç kızın çekingenliğini fark etmiş ve “Siz biraz geriden gelirsiniz ben az önünüzden ve yanınızdan giderim böylece laf söz olmaz “diyerek içlerini rahatlatmıştı. Sonunda Esra çekinerek de olsa “o zaman siz bizi caminin oralarda bıraksanız da olur.” diye söylemişti. Emir, Esra’nın yanında yürümeye başladı. Bir yandan da araya mesafe koydu ki kızlar rahatsız olmasın. Âdem bey ise arkalarından dalgın gözlerle bakıyordu. Kızları düşünerek söylemişti ama bir yandan da iyi mi yaptım acaba diye kendi kendini yiyordu gençti bunlar, deli fişek kanı akıyordu. Bir bakış bir gülüş böyle küçük yerlerde nerelere giderdi. “Anadolu lisesinde misiniz yoksa meslek lisesi mi? “Diye kızlarla sohbet başlattı Emir. Böyle sessiz sedasız gitmekte tuhaf gelmişti doğrusu. “Anadolu, diyerek heyecanla cevap verdi Melis. “Bir yandan nerden tanıyorum ben bu adamı diye düşünüp duruyordu. “Bende oradan mezunum tabi sizden iki yıl önce. “Emir sevmişti bu neşeli kızı keşke Yusuf Ali gibi yaramaz, ele avuca sığmaz bir erkek kardeş yerine böyle neşeli şirin bir kız kardeşi olsaydı. “Tamam, sizi şimdi hatırladım. Yiğit Ali’nin abisisiniz değil mi Emir Ali? “Melis nihayet bulmuştu bu yakışıklı abinin kim olduğunu. “Yiğit Ali’yi biliyor musun?” Emir Ali biraz şaşkın biraz mutlu olmuştu. Anlaşılan yaramaz kardeşi kendine isim yapmaya başlamıştı. “Bilmez miyim kardeşim Burak’la kedi-köpek gibiler. Ama tuhaf bir şekilde de birbirlerine toz kondurmuyorlar.” Melis hem şikâyet ediyor hem de hallerine gülüyordu. “Kardeşinizin adı Yiğit Ali sizinki Emir Ali ne hepsinde de Ali var. “Esra farkında olmadan düşüncelerini yüksek sesle söylemişti ama sözlerini de geri alamazdı sonuçta. “Evet hatta daha fazlası da var, babamın adi Yusuf Ali, dedemin ise Mustafa Ali bu şekilde de devam edip gidiyor. “Gülerek açıkladı durumu Emir Ali. Esra şaşkınlıkla “Nasıl yani hep mi Ali var isimlerinizde ama neden” diye sordu. “Evet. Dedemin söylediğine göre Hazreti Ali’nin soyundan geliyormuşuz. Şeriflerden yani Hz. Hasan’ın soyundan. O yüzden ailede her erkeğin isminde Ali vardır. “Emir durumu açıkladı, aslında ilçede bunu bilmeyen çok az insan vardı ama sanırım Esra’ da bu azınlıktan biriydi. “Demek Yusuf Ali amcanın oğlusunuz. Bende sizi birine benzetiyordum. Yusuf Ali amca babamla çok iyi arkadaştır arada çayımızı kahvemizi içmeye gelir. “Diye babasını nerden tanıdığını açıkladı Esra. “O zaman siz bana Emir diye hitap edin bende size Esra ve Melis. Bu siz-li biz-li konuşma çok resmi oldu. “Emir gülerek biraz da Esra’dan adının tınısını duyma şevkiyle böyle söylemişti. Esra bir anda kıpkırmızı oldu adıyla hitap etse olmazdı, daha iki gün önce Suat’a abi demişti. Şimdi Emir’e nasıl sadece adıyla hitap ederdi ki? “Şey… Emir Ali demek biraz kaba olmaz mı? “Diye durumu kurtarmak istemişti Esra ama Emir’in “Dedem ve babamdan sonra ilk kez biri bana Emir Ali diye hitap ediyor sevdim bunu. “Sözünden sonra kalakaldı. “O zaman bende Emir abi diyeceğim ikimizde söylersek olmaz. “Melis gülerek lafa karıştı ve Emir Ali adını yalnızca Esra’ya aitmiş gibi gösterdi. Esra daha fazla yerin dibine batamazdı herhalde hain arkadaş. Resmen satmıştı onu. Konuşarak caminin önüne gelmişlerdi. O sırada cemaat akşam namazından çıkmış dağılıyordu. Melis babasıyla yolda ayrılmış, Emir’le Esra’da kenarda birbirinden biraz uzak durarak insanların gitmesini bekliyordu. İnsanlar tek tük kalmışken Esra babasını görmüş ve ona doğru giderken babasının arkasından gelen Yusuf Ali amcasıyla şaşırmıştı. Belli ki iki arkadaş bir şeyler konuşuyordu. Arkasından gelen adım sesleriyle Emir Ali’nin de peşinden geldiğini anladı Esra. Hikmet bey kızını ve ardındaki delikanlıyı görünce bir an kaşları çatıldı ama arkasından gelen “Emir Ali hayırdır bir şey mi oldu? “Sözüyle yüzüne bir tebessüm geldi. Demek Koca Yusuf Ali ağanın hem mimar hem mühendis oğlu buydu. Kenan’ı nasıl kendi yaşıtları arasında parmakla gösteriliyorsa bu genç adamda yaşıtları arasında öyleydi. Onun oğlu Cerrahpaşa tıbbı kazanmıştı tam puanla, bu genç ise yıldız teknikte çift ana dal yapıyordu. Hem mimarlık fakültesinde hem de inşaat fakültesinde okuyordu ve ikisinde de başarılıydı genç adam. “Yok baba Âdem abinin kafesindeydim kızlarda ordaymış Âdem abi Melis ve Esra’ya da yoldaş ol giderken deyince onlara eşlik ettim buraya kadar. “Emir olduğu gibi söylemişti. Yanlış değildi yalanda, dahası korkacak bir şeyi de yoktu. “İyi yapmışsın oğlum, akşam vakti ne olur olmaz. “Diyerek memnuniyetini dile getiren hikmet bey oldu önce. Yusuf Ali beyde başını sallamıştı onaylamak istercesine. Birbirlerine hayırlı akşamlar dileyip ayrılan dostlar için için hayırlısı olsun Allah’ım diye dua etmekten de geri kalmamıştı özellikle Yusuf Ali Bey. Günler geçmiş Emir Ali’nin okula gidişi yaklaşmıştı. Dışarıdaki inceden yağan yağmura rağmen evde durası yoktu genç adamın annesine, “Ben biraz dışarı çıkıp hava alacağım geç kalmam. “Deyip ceketini aldığı gibi sokağa attı kendisini Emir. Neden bilmiyordu ama içinde bir sıkıntı vardı biraz dolaşsa iyi gelirdi belki. Kalenin oraya doğru yürümeye başladı yolun tenhalaştığı arada köpek sesleri çığlıklar havaya karışmıştı. Emir Ali koşarak seslere yaklaştı, eline orada bulduğu kalın dal parçasını almıştı ne olur ne olmaz diye. 3-4tane köpeğin formalı bir kızın etrafını sardığını görerek bağırarak ve elindeki sopayı sağa sola sallayarak kıza doğru koştu. Esra okul çıkışı Meliha’nın ille kalenin oraya gel çok önemli laflarıyla iyice bunalmıştı, gitmese sabahında okulda herkese söyleyecek Gelmedi etmedi beni insan yerine koymuyor burnu büyük laflarıyla arkadaşlarını dolduracaktı biliyordu. Kaç kez bu ve benzer şeyleri yaşamıştı bu kız yüzünden. El mahkûm gidecekti. Melis nöbetçiydi bugün yoksa oda gelirdi onunla zaten demişti “sen önden git, işim bitince bende gelirim” diye. Şimdi şu başına gelen hep Meliha yüzündendi işte hem sağanağa yakalanmış hem de köpeklere! Ellerini başına sarıp son bir çığlık attı Esra korkudan bayılmasına az kalmıştı. Zaten küçüklükten beri korkardı köpekten, gözleri kapanırken adını boğuk boğuk duydu ama hepsi buydu. Emir kollarında baygın kıza, bardaktan boşalırcasına yağan yağmura ve ileride kendisine bakan köpeklere baktı ve içinden küfürler savurdu. Altı üstü can sıkıntısı başına ne işler açmıştı. Bu yağmurda ne araç geçerdi bu yoldan ne insan, ileride küçük bekçi kulübesine gözü takıldı. Daha yeni koymuşlardı oraya inşallah kapısı kilitli değildir diye dua ederek Esra’yı kucakladığı gibi hızla kulübeye koşturdu. En azından yağmur durana kadar orada dururlar o sırada da Esra kendine gelmiş olurdu. Sonra herkes yoluna. Kapıyı adeta yüklenerek açmıştı, içerisi soğuk ama en azından kuruydu. Esra’yı yerdeki kartonun üzerine yatırdı. Biraz seslendi ama kendine geleceği yoktu kızın. İçerisi soğuk kendileri ıslak hasta olmazsalar iyiydi. Hadi kendisi neyse ama kız hem yerdeydi hem de baygın. Kesin hasta olurdu. Emir kızın ıslanmış ceketini çıkardı ve içindeki süveteri bile ıslanmıştı. Çıkarmasa daha da işleyecekti soğuk süveteri çıkarıp gömlekle kalan kıza kendi fermuarlı hırkasını giydirdi. Altında ince penyesiyle kalmıştı ama deri ceketi korurdu onu ayakta durmaktan yorulmuştu, saatine baktı nerdeyse yarım saattir buradaydılar ama ne yağmurun duracağı vardı ne kızın uyanacağı. Yere Esra’nın yanına oturup ona seslenmeye başladı yanağına hafifçe vuruyordu bir yandan. Esra uzaktan adını seslendiklerini duyuyor fakat gözlerini açamıyordu. Neler olmuştu, neredeydi, yanındaki kimdi? Sonra köpekleri hatırladı derin bir nefesle gözlerini açtığında karşısında saçları ıslak ve kendine fazlaca yakın Emir Ali’yi görmeyi hiç beklemiyordu. Şaşkınca “Emir Ali, neden buradasın, neredeyiz biz” diye sordu etrafına bakınarak. Kartonların üstünde yatıyordu ve dışarıdan gelen sesler de yağmur sesine benziyordu. Emir Ali kızın şaşkınlığını anlamıştı. “Köpeklerden seni kurtardığım sırada bayıldın. Yağmurda çok yağıyordu bende buradaki kulübeyi hatırladım. Şimdi de buradayız işte. Yağmur dinsin gideriz.” dedi Esra toparlanıp oturdu. Ve üzerindekilerin kendi kıyafeti olmadığını anlayınca önce korktu ama Emir’in “İkimizde çok ıslandık ama sen baygın olunca soğuğu daha çok alırsın diye ceketinle süveterini çıkardım. Üzerindeki benim hırkam. “Esra utangaçça bir teşekkür kelimesi mırıldanmıştı. Beklemek sıkıntı vermeye başlamıştı. Üstelik yağmuru yedikleri için her ikisinin de üzerine bir ağırlık çökmüştü. O kadar adrenalin kolay mıydı? Esra ve Emir ne zaman uykuya daldıklarını ve birbirlerine ne zaman sokulduklarını bile bilmiyordu. Bildikleri tek şey kapının paldır küldür açılması içeri doluşan insanların kınamasıyla sıçrayarak uyanmalarıydı. Hava kararmaya başlamış, küçücük kulübeye girenler ellerindeki fenerleri yüzlerine tutmuş iyice suçlu muamelesi yapıyorlardı. Bir başlarında sorgu memuru yoktu ki “Emir Ali ne halt ettiğini sanıyorsun lan sen çek elini kızın üzerinden! “Diyen kükremeyle aklı başına geldi. Emir Ali hala Esra’ya sarıldığının farkında değildi ta ki babası tabiri caizse böğürene kadar, elini Esra’dan nasıl çektiğini nasıl ayağa fırladığını kendi bile hatırlamıyordu. Esra ise daha büyük şoktaydı zira fenerler yüzünden çekilince babasının hayal kırıklığı ve endişe dolu yüzünü görmüştü ne diyeceğini ne söyleyeceğini bilmiyordu. Normal şartlarda olsa babasına durumu açıklardı ama bu durumu nasıl açıklayacaktı, hele arkasındaki insan selinin önünde kendini nasıl aklayacaktı hiç bilmiyordu. Arkadan kınama sesleri ve daha nice homurdanmalar içerideki durumu daha içinden çıkılmaz hale getirmişti. Yusuf Ali Bey durumu fark edince hemen yakına park ettiği arabasını getirip gençleri adeta içine tıkıştırıp, Hikmet beye bir işaretle yan koltuğa oturtup gaza basmıştı daha fazla kepazeliğe lüzum yoktu. Araba Karadumanlar konağından içeri girmiş ve herkes evin salonunda toplanmıştı. Esra’nın annesi Nazife hanımda gelmiş ve Zahide hanımla onları bekliyordu. Yusuf Ali Bey hırsla Emir Ali’ye dönüp, “Bu kepazeliği nasıl izah edeceksin Emir Efendi de hadi! “Diye bağırınca herkes bir ürpermişti. Emir ise gayet rahat en başından itibaren olayların gelişimini anlatmış durumu izah etmişti. Ya da öyle zannetmişti “İyi buraya kadar tamamen masumsunuz bu belli de peki bütün Tirebolu’nun ağzını nasıl kapatacaksınız? Herkes sizi sarmaş dolaş gördü, tek tek millete böyleyken böyle oldu mu diyeceksiniz? “Diyen Zahide hanımın lafıyla kalakalmıştı. “Nazife Hanım sen söyle hadi biz evlatlarımıza inanırız da elin ağzını nasıl kapatacağız? Ne senin kızının namusu kalacak ne benim oğlumun şerefi? “Zahide Hanım adeta ateşe benzini dökmüş üstüne de körüğü basmıştı. “Doğru diyorsun Zahide Hanım, ancak ne yapacağız evlatlarımızı iki laf bilmez yüzünden atacak halimiz yok ya. “Nazife Hanım ortalığı sakinleştirmekte kararlıydı da oda biliyordu önlerinde çok zor günler bekliyordu onları. Adamlar ise birer köşeye çekilmiş kara kara düşünüyordu. Hikmet bey kızını bilirdi yalanı dolanı yoktu Esra’sının. Yusuf Ali Bey ise daha farklı düşünceler içindeydi. Oğlu yapmamıştı bir şey, kızda kar gibi temiz melekler kadar masumdu. Zaten meselede buydu ya, ah bu kızı ne üzerlerdi ne incitir lekelemeye çalışırlardı. Buna izin veremezdi, kaldı Esra onun gözündeki tek gelin adayıydı oğlu Emir Ali için düşündüğü tek isimdi. Adına leke sürülmesine hele oğlu yüzünden sürülmesine asla izin vermezdi. Madem Esra’sı biricik müstakbel gelin adayıydı ha 5 sene sonra ha 5 sene önce. Zaten birkaç ay sonra reşitte oluyordu. “Bu böyle olmaz Hikmet Bey, bu ilçe bu kızı harcar, zaten milletin ağzına laf lazım Esra’yı iyice tefe koyup bire bin katıp lekelerler kızı. Biz bunun adını koyalım, “diyerek ortaya pimi çekilmiş bombayı bırakıverdi Yusuf Ali Bey. Odaya adeta ölüm sessizliği çökmüş milletin dili lal olmuştu. Zahide hanım da eşiyle aynı fikirdeydi. Severdi bu kızı, kibar hanım hanımcıktı yaptığı yenir giydiği yakışırdı. Nazife hanımla Hikmet Bey ise adeta donup kalmıştı, adını koymakla kızlarını gelin almak mı istiyorlardı yani? İyide daha küçüktü Esra’sı gözünden sakınırdı hikmet bey gece gözlüsünü. Olmazdı bu iş gerekirse basar giderdi buradan. Nazife hanımın da eli ayağı titremişti birden duyunca vermezdi kızını kimseciklere değerliydi süt kuzusu, ne zorluklarla büyütmüştü onu. “Yok Yusuf Ali Bey daha çok genç bu çocuklar ne evlilik bilirler ne yuva, ziyan ederiz çocukları hele bir dur bakalım gün ola hayrola. “Diyerek konuyu kapatmaya çalıştı Hikmet Bey “İyi bakalım şimdilik dediğin gibi olsun ama gün sonra bu olay büyüyüp Esra kızımın adını lekelemeye başladılar mı ilan ederim nişanı bu iş sadece sizin adınızı lekelemekle kalmıyor bizim aile şerefimizde söz konusu. “Yusuf Ali Bey son noktayı koymuştu. Hikmet bey bir şey diyememişti, kendince haklıydı oda. Esra ve Emir ise bir ona bir buna bakmaktan şaşı olmuştu adeta hele Esra adı lekelenecek sözünü duydukça tir tir titriyordu. Üstelik dinledikçe herkesi de haklı buluyordu. Bu işte en büyük zararı ve hasarı kendisi alacaktı. Yanında oturan genç adama baktı, kaşlarını çatmış çenesini sıkmış başı önünde dinliyordu o da. Belli ki onun da canı sıkılmıştı. Gece yerini gündüze bırakmış ama kalpler hala karanlıkta kalmıştı. Yusuf Ali beyin sözü çıkmış daha 2.günde tüm ilçe çalkalanıyordu dedikoduyla. Akşamında Yusuf Ali Bey çiçeği, çikolatayı yaptırmış, şehrin içinden adeta konvoy yapıp Hikmet beylere kız istemeye gitmişti. Hikmet bey ve Nazife Hanım öğlen gelen haberle düşüncelere dalmışlardı. Boşa koydular dolmadı doluya koydular almadı misali kara kara düşünmüşlerdi. “Esra kızım iyice düşün taşın biz senin evlenmenden yana değiliz evet iyi insanlar seni el üstünde tutarlar ancak evlilik karı-koca arasında kızım. Aileler bir yere kadar sen diyorsun ki bizim birbirimizle öyle bir ilişkimiz yok o diyor yok, kalbinde hiç sıcaklık sevgi yoksa bu iş olmaz kızım. “Nazife Hanım kızıyla konuşmanın tek çare olduğunu biliyordu. “Anne ısrar etme gördün daha 2 günde neler neler dediler. Bir süre sonra evden çıkamayız bu laflardan. Hem böylesi daha iyi, Yusuf Ali amcanın dediği gibi ne benim namusum kaldı ne sizin ve onların aile şerefi. “Esra öğlen gelen habere olumlu cevap veren kişiydi. Ne babası ne annesi ne de çok sevdiği abisi fikrinden vazgeçirememişti onu. “İyi o zaman evleneceğim diyorsan sen bilirsin ama kızım sonu ya mutsuzluk olursa ne olacak? “Demişti Nazife Hanım anne yüreğiyle. “Allah ne dilerse o anne demek ki imtihanda bu varmış deriz bizde, “acı bir tebessümle cevap verdi Esra. Misafirler gelmiş yüzükler takılmış ve haber tüm ilçeye sabaha ulaşmadan yayıldı. Artık Emir Ali ve Esra nişanlanmıştı. Nişandan bir hafta sonra Emir İstanbul’a gitmiş, Esra ise okuluna devam etmişti. Sular duruldu ilçe sakinleşti derken kış tatilinde gelen Emir Ali’nin dedesi ve İstanbul’dan gelen haberler ilçede yeni bir dedikodu furyası başlatmıştı. Emir Ali kızlarla gününü gün edip nişanlısını unuttu lafları herkesin dilindeydi. Dedesi Mustafa Ali Bey derhal Emir Ali gelecek ve nikah kıyılacak bu kızın adı daha fazla rezil edilmeyecek diye ültimatomu vermişti her iki aileye de. Emir Ali hafta sonu geldiği memleketinde yıldırım nikahıyla dünya evine girdi girmesine de finaller başlayacağı için sadece 4 gün kalabilecekti. Nikahın olduğu 15 Şubat Esra’nın da doğum günüydü. Aslında her ikisi de bunun şimdilik kâğıt üzerinde kalmasını istiyordu, ama o gece ne olduysa ikili gerçek bir evliliğe hem ruhen hem bedenen adım atmıştı. Esra için 4 gün biraz hülyalı biraz utanç içinde geçmişti. Sanki ayıp yada günah bir şey gibi k-herkesten saklanası vardı genç kızın. Emir Ali ise onun bu hallerine hem gülüyor hemde hoşuna gidiyordu. Nasılda masumdu tatlı karısı, üniversite hayatında gördüğü o fazlasıyla özgür ve açık ilişkilere normal bakan kızlardan sonra Esra’sı babasının dediği gibi kar melek kadar masumdu. Üstelik içi gitgide daha da ısınıyordu tatlı karısına. Sayılı gün çabuk geçer misali Emir okula geri dönmüştü. Tabi finaller bitince gelme sözüyle beraber. Esra’nın okulu da bu sene sondu oda üniversite sınavları için de hazırlanmaya başlamıştı aslında geç bile kalmıştı ama mazereti vardı canım. Finalleri bitip şehre gelen Emir’le Esra’nın yüzü daha bir gülmüştü. Genç çift el ele geziyor günü ve geceyi ayrı değerlendiriyordu. O günde Esra’nın annesine yemeğe gidecekleri için genç kız erkenden annesinin evine gelmişti hem yardım edecek hem de birkaç saat fazla zaman geçirecekti annesiyle “Esra kızım bunu sormam ayıp biliyorum ama çocuk için önlem alıyorsunuz değil mi yavrum daha yaşınız çok genç aman deyim çocuğum dikkatli olun. “Nazife Hanım epeydir aklında olanı deyivermişti kızına korkuyordu kızı için daha çok erkendi. Esra kıpkırmızı bir yüzle “Emir Ali dikkat ediyor anne, benim ilaç kullanmamı istemiyor “demişti. Bir yandan da annesinin bunu nasıl anladığına şaşırmıştı “Şey… nasıl anladın anne yani işte onu, “ aklındakini sormuştu. “Yüzünden belli kızım Emir’in adı geçince elin ayağına dolaşıyor yanakların al al oluyor anneyim ben bilmez miyim kızımın halini “gülmüştü Nazife hanım. Oda geç olmasını istemişti aslında ama gençlik işte duramamıştı belli ki. Beyler gelip akşam yemeğini yemişler güle eğlene geceyi bitirmişlerdi. Emir’le Esra’nın mutluluğu iki ailenin de rahat bir nefes almasını sağlamıştı. Emir’in okula dönme zamanı gelmiş gençleri yine hüzün sarmıştı. “Hadi ama ağlama ay yüzlüm, yaz tatiline ne kaldı sonra yine buradayım tabi sonrasında da inşallah sen İstanbul’da.” Diyerek Emir karısını teselli ediyordu. “Ama Emir Ali ben çok alıştım sana bu sefer daha uzun sürecek görüşmemiz. Bak oralarda beni unutup başkasına bakarsan gözlerini oyarım senin. “Diyerek nazını ve tribini de atmıştı Esra. “Emir Ali’n yesin bal ağzını. Bende alıştım sana yavrum ama az kaldı, hem benim gözüm senden başkasını görmez bir tanem korkma sen. “Emir Ali karısının içini rahatlatması gerektiğini biliyordu, şimdi onun sınavlara odaklanması gerekti çünkü. Bir yandan da aklı dün gecede kalmıştı. Esra fark etmemişti ama Emir Ali kullandığı kondomun yırtıldığını anlamıştı. İçinden İnşallah bir şey olmaz diye geçirdi genç adam. Bebek için daha erkendi hem Esra için hem kendisi için. Ama oda isterdi minicik sevimli bir canın aralarına katılıp mutluluklarını taçlandırmasını sadece zamanı vardı. Minik karısı azıcık daha büyüsündü. Aşkıyla beraber. Emir biliyordu ki kendi içinde büyüyen aşk tohumu karısında da vardı. Yaşlı gözlerle vedalaşan çift o gün mü nazara geldi bilinmez ama Emir’in gidişinden bir ay sonra Karaduman’lar konağına karabulutlar çökmüştü. Okullar kapanmadan bir araya gelen kızlar sohbet ederken, “Ayy kızlar abim resim paylaşmış bakalım, “diyen Meliha’nın açtığı resmi gören kızlardan biri “Aa bu Emir abi değil mi, koluna giren kız kim? “Deyince bütün dikkatler oraya dönmüştü. “Saçmalamayın Emir abi öyle kızlarla kol kola gezmez, “diye Melis hemen ağızlarının payını vermişti ama bu ikili ateşe benzin dökmekte ustaydı doğrusu. “Bak işte altına yorum atmış o kız, “en bir sevdiğim diye” “diyerek körüğü sallamıştı Meliha sinsi bir gülüş eşliğinde. Esra duyduklarıyla şok olmuş halde telefonu Meliha’nın elinden almış yorumlara ve resme bembeyaz bir yüzle bakmıştı. Emir Ali’si nasıl yapmıştı bunu daha bir ay önce senden başkası olmaz derken şimdi kolunda bir kızla poz veriyordu. Melis arkadaşının halini anlamış kızlara ite kaka evlerine göndermişti. Esra ise öylece oturduğu yerde kalmıştı Zahide Hanım gelinine teselli veriyor oğlunun böyle bir şey yapmayacağını söylüyordu. Bir yandan da telefonda oğlunu arayıp hesap sorma derdindeydi. Ama açmıyordu ki kör olmayasıca telefonu bir türlü. Esra hışımla kendi telefonunu aldı eline ve Emir Ali’yi aramaya başladı 1...2.3. açılmıyordu bir türlü telefon. Yarım saatin sonunda Esra’nın telefonuna mesaj geldi Emir Ali’den Telefon elinden düşmüştü genç kızın nefes alamadığını hissetti. Dışarı çıkıp hava alması lazımdı. Annesinin kollarına sığınmalıydı. Böyle bir şeyi nasıl yazardı ona Emir Ali miydi bunu yazan? Merdivenlere gelince eli ayağı boşaldı Esra’nın tırabzana tutunmaya çalıştı zaten son hatırladığı da bu oldu. Gözünü açtığında hastanedeydi genç kız başında annesi dışarıdan gelen babasının sesi, önce anlayamadı bir şey sonra olanlar bir bir geldi aklına, her anı bir damla akıttı gözlerinden. Annesine Melis ve Zahide Hanım anlatmıştı olanları sormadı kızına zaten ne onda cevap verecek hal ne kendisinde soracak takat vardı sarıldı kızına sımsıkı acısı geçerdi belki. Zahide hanım ve Yusuf Ali Bey bir hışım İstanbul’a gitmişlerdi. Çok öfkeliydi Yusuf Ali Bey, nasıl açmazdı o telefonu nasıl karısına ihanet ederdi, hele o mesaj da neyin nesiydi öldürürdü bu çocuğu, yüzünü yere eğmişti. Hem kendinin hem ailesinin. Zahide hanım da kızgındı oğluna ama daha çok korkuyordu onun için, evliliğini yıkma eşiğine geldiği yetmiyormuş gibi birde üstüne babasının gazabını çekiyordu üstüne. Affetmezdi Yusuf Ali Bey oğlunu biraz bu yüzden düşmüştü peşine kocasının. Doktor odaya girmişti. İçeride Nazife hanım ve Esra vardı, “Kızım nasıl doktor bir şeyi yok değil mi? “Diye atıldı annesi “Kolunda kırık tespit ettik, kan tahlillerinde de ciddi bir bulguya rastlamadık. Ama kadın doğum uzmanı görmesi lazım, “diyerek doktor kaşlarını çattı. Daha gencecik bir kızdı, düşük yapmıştı ve halinden anladığı kadarıyla bebekten haberi bile yoktu. “Neden kadın doğum görmesi gerek anlamadım doktor bey, “Nazife hanım titreyerek sordu. Aklına gelen başına gelmesindi Allah’ım. “Kızınız 4 haftalık hamileymiş ve ne yazık ki kazada düşük gerçekleşmiş kadın doğum uzmanı içeride herhangi bir hasar olup olmadığını tespit etmesi lazım daha çok genç zarar görmesin. “Nazife hanım bayılacak gibi olmuştu, yavrusunun yavrusu olacaktı ama daha öğrenemeden kaybetmişti kuzusunu. Esra ise şok üstüne şok yaşıyordu. Bugün nasıl bir gündü böyle Allah’ım bitseydi artık. Acı üstüne acı yaşıyordu. İmtihan demişti annesine ama bu biraz ağır gelmişti ona. Yatakta iyice büzüştü kaldı kaybolmak yok olmak işitiyordu. Kısık bir sesle, “Kimse bilmesin ne babamla abim ne de kayınbabam ve kayınvalidem ne de o! Bu odadan çıkmasın bu anne ne olur. Daha fazla acıya katlanamam “deyip, ikinci kez bayılmıştı kızı. O gün Esra’nın kolunun kırıldığı ve vücudunda berelenme dışında bir hasar olmadığı haberiyle çıktılar hastaneden. İstanbul’da ise yer yerinden oynamış, Emir Ali’nin hayatı cehenneme dönmüştü. Şenay’ın yaptığı saçmalığa öfkelenip oradan kalkıp gitmişti gitmesine ama, telefonunu bulamamıştı bir türlü Gökhan ve Fatih’le kaldığı eve gelince kapıcıdan ulaşmıştı arkadaşına ve telefonunu sormuştu. Orda kaldığını öğrenince getirmelerini istemişti. Bir saat sonra gelen telefonunda önce annesinden babasından ve Esra’sından gelen aramalarla şaşkına dönmüş, ardından sosyal medya hesabına gelen etiketleme bildirimi ile çıldırmıştı resmen. Suat ve Şenay resmen oyun oynamışlardı ona, biri resim çekerken sevgilisi gibi koluna girmiş, diğeri bunları paylaşmış ve sanki gerçekmiş gibi lanse etmişti. Herkesin onu bu kadar aramasına şaşmamalıydı. Esra’yı aramıştı ama kapalıydı telefonu, annesini ve babasının da. O hışımla Suat’ın evine gidip tekme tokat birbirlerine girmişlerdi ama ne fayda. Gecenin geç saatlerinde babası ve annesi eve gelmiş hayatı boyunca tek fiske vurmamış babası, arkadaşlarının ve annesinin önünde evire çevire dövmüştü Emir Ali’yi. Arkadaşları araya girmese daha fazlası bile olurdu da onlar araya girip tüm olanları anlatmıştı. Fatih’te Gökhan’da bu olaydaki gerçeği bildikleri ve orada oldukları için her şeye şahitlerdi. Bunları duydukça Yusuf Ali Bey daha çok galeyan gelmiş daha da delirmişti. Resmen komplo kurmuşlardı çocuklarına. O Suat ve bacısını artık o şehirde barındırmazdı bunu böylece bilsinlerdi. Ama gece yarısı gelen telefon bütün aileyi yıkmıştı adeta. Hikmet bey aramış Esra’yı Almanya’daki kardeşine göndereceğini, evliliğin artık bittiğini kızlarının bir daha Emir’le görüşmek istemediğini söylemişti. Yusuf Ali Bey ne dediyse doğruları ne kadar anlattıysa da ikna edememişti dünürünü. Emir Ali telefonu babasından almış yalvarmış ağlamış ne olursa olsun Esra’sını bırakmayacağını söylemişti. Ama Nazife hanımın buz gibi sesle “sen benim kızımı yarım bıraktın ya ister masum ol ister suçlu bu saatten sonra o kız sana koca dese de ben evlat demem” demişti. Aradan geçen aylarda Emir Ali ne yaptıysa ulaşamamıştı karısına. En son mahkemede çevrimiçi bağlandığında görmüştü Esra’yı ve tek cümle demişti Hakim’e; “benim için öyle biri yok, yeryüzünden tamamen silindi gitti.” Evlilikleri bu şekilde bitmiş ne Emir Ali masumiyetini kanıtlaya bilmiş ne Esra masum olduğunu öğrense de geri dönecek yüreğe sahip olabilmişti. Bir kış günü başlayan evliliği, bir yaz günü bitmişti. Ve Esra hep doğuramadığı bebeğinin yasını tutmuştu. Esra karşısında duran adama bakarken kaybettiği ve hiç kucağına alamadığı bebeği gözüne geldikçe kalbi daha da buz kesmiş bu da gözlerine yansımıştı. Kendisine yarı şaşkın gözlerle bakan Emir Ali’ye tek kelime etmeden yanından hızla ayrıldı.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE