KİTAP ŞARKILARI
- Firuze, Dedublüman, Sezen Aksu, Tarkan
- İçime Sinmiyor, Sezen Aksu
- Gül Beyaz Gül, Ümit Sayın
- Bana yalan söylediler, Semiramis Pekkan
- İkimizin Yerine, Tarkan, Müslüm Gürses
- Hayallerim Hayal Oldu, Deniz Seki
- Hasretinle Yandı Gönlüm, Edip Akbayram, Seha Okuş
Yağmur damlaları yatağın hemen ardında bulunan camı hırçınca döverken, sonbaharın müthiş kasveti yeryüzünü esir almıştı.
Sıcak su başından döküldüğü anda, kumral saçlarının sarısı birkaç ton koyulaşıp, ince bir tutamı alnına düşerek yüz hattı boyunca zarifçe uzanmıştı.
"Firuze!" Yatak odasından yükselen ses, açık banyo kapısından içeriye usulca süzüldü. Duşa kabinin buğulu camlarının ardında ki boşluk saniyeler sonra dolacaktı.
Vücudunu kaplayan güzel kokulu duş jelinin köpüğü suyla beraber akıp giderken, tekrar aynı sesi işitti. "Firuze!" Diyordu, Eşref.
Nihayetinde kapının eşiğinde duran adamı, buğulu camın ardından gözüne kestirdi. Eşref büyük iki adımda geniş duşa kabinin cam kapısını açarak içeriye süzüldü. Oldukça geniş olan cam kabin, Eşref'in içeriye girmesi ile daralmıştı. Heybetliydi.
"Duymuyor musun beni?" Kızgın sesi, Süreyya'nın dudaklarında küçük, zarif bir tebessüm oluşturdu. Aralarındaki belirgin boy farkını görmezden gelerek elini Eşref'in çıplak göğsüne yaslayarak başını geriye atıp keskin çene hattına baktı. Her daim sinek kaydı olan sakalları uzamış, zaten çekici olan adamın yüz hatları can yakıcı bir hal almıştı.
"Duyuyorum." Diyerek, sert ve gür kaşların çatılmasına sebebiyet veren Süreyya, elini kaldırarak ince zarif parmaklarını Eşref'in kaş ortasında ki küçük oyuğu yasladı. Hiç durmadan tüy kadar hafif bir dokunuşla kaşlarını okşadı. "Çatma kaşlarını," dedi, yalancı bir sitem ve şikayetle. "Erken kırışacaksın, bak."
"Ben sana ne dedim?" Ansızın boğazına sarılan el, ince bedenini duşa kabinin camına sertçe yasladı. Dolgun göğüsleri, nişanlısının sert ve geniş göğsü altında eziliyor, Eşref'in uzun boyu ve iri cüssesinin zarif bedenine uyguladığı baskıyla aklı kayıyordu. "Bir daha yaş konusunda espri yaparsan seni si..."
"Şhh..." Süreyya kırmızı ojeli uzun ince işaret parmağını Eşref'in dolgun erkeksi dudaklarının üzerine bastırarak hafifçe kıkırdadı. "Sakın!" Sevdiği adamın dudaklarını bir tüy kadar hafif bir şekilde okşadı. "Çok ayıp, Eşref Tunga..."
"Gece boyunca adım dilinden düşmedi, Firuze. Düşürmedim." İri elini ince vücudunun zarif kıvrımlarında ustalıkla dolaştırarak avuç içini çıplak bel oyuğuna yerleştirdi. "Ama görüyorum ki, yetmemiş. Firuze'm doymamış."
Eşref'in dün gece yaşadıkları anları hatırlatmak istercesine kurduğu cümlelerden çok, erkeksi sesi Süreyya'nın aklını uçuruyordu. Öyle bir sesi vardı ki, Eşref konuştuğu an Süreyya'nın bütün hormonları şaha kalkıyordu...
Süreyya Yakut, alt dudağına dişlerini geçirerek alttan baygın gözlerle Eşref'in uzun ve gür kirpiklerine, birer bilyeyi andıran gözlerine iç geçirerek baktı. Kırmızı ojeli, otuz yedi numara ayaklarını Eşref'in kırk yedi numara ayaklarının üzerine bastırarak parmak uçlarında yükseldi ve dakikalardır hayalini kurduğu dudaklara kapandı. Saniyesinde aldığı karşılıkla hoyrat bir birleşme yaşandı iki sevdanın can bulduğu dudaklarda.
Süreyya nefes nefese geri çekildi fakat aralarındaki yakınlığı bozmadı. Eşref'in gözleri daldı. Sesi, boğuk bir fısıltı olarak göğsünden yükseldi. "Gece boyunca altımda kıvrandın. Yetmedi, hâlâ aklımı çeliyorsun. Firuze'm, sen hiç mi akıllanmazsın?'
Süreyya, onun sözlerinden çok sesinin ağırlığına teslim oluyordu. Eşref'in her kelimesi içini titretiyor, erkeksi sesi zihnini bulanıklaştırıyordu. O ses, damarlarına işleyen vücudunu etkisi altına alan bir zehir gibiydi. Süreyya Yakut, Eşref Tunga'nın her detayına bitiyordu.
Saniyeler önce Eşref'in emdiği alt dudağını dişlerinin arasına sıkıştırarak başını kaldırdı. Gözleri, Eşref'in uzun kirpiklerinden kayıp karanlıkta parlayan bakışlarına tutundu. Güzel gözleri tutku dolu gecede parıldarken, çıplak ayakları hâlâ daha onun ayaklarının üzerinde duruyordu. İnce bedeniyle, kollarını iri adamın geniş omuzlarına yaslayıp aralarındaki boy farkını hiçe sayarcasına yükseldi. Onun bu atağına karşılık anında eğilerek yardımcı olan Eşref'in inceliği ile göğüs kafesi derin derin yükselip alçaldı.
"Belki de akıllanmak istemiyorumdur." Diye fısıldadı, yüzündeki haylaz parıltılar eşliğinde. "Sev beni, Eşref.. Çok sev." Göğsünde patlamaya hazır duran volkan gibi yükselen duygular dudaklarından dökülmeye başladı. Bir eli Eşref'in omuzuna sıkıca tutundu, diğer elini usulca indirip göğsünde kurşun yarasına götürdü. Hafif bir iç çekişle okşadı. Uzun tırnakları yara izinde gezindi, Süreyya'nın acısı canına işledi. "En az benim sevdiğim kadar sev. Lütfen..."
Hak etmiyorum, ama sev. En çok beni sev, Eşref. Hep beni sev.
"Sevmek mi?" Eşref'in sesi cümleleriyle karışıp yakıcı bir hâl aldı. Tek bir hamlede Süreyya'nın ince vücudunu kucaklayarak duşa kabine yasladı. Süreyya bacaklarını Eşref'in beline sardı, iri cüssenin baskısı altında titredi. Yüzleri arasında ki mesafe sıfırlandı ve Eşref'in sert solukları tekrar yüzünü dövmeye başladı. "Ölüyorum kızım ben sana! Ne sevmesi ulan? Aşığım! Ölüp bitiyorum senin için, Firuze..."
Süreyya'nın dudakları tekrar Eşref'e kavuştuğunda, hoyrat tutkunun esir aldığı bedenleri tekrar bir bütün oldu. Aralarındaki kıvılcım sessiz bir titreşimle tekrar alevlendi.
Süreyya Yakut, bir kez daha Eşref Tunga'nın kollarında can buldu. Eşref ise Süreyya'nın nefesinde kaybolurken benliğini yeniden şekillendirdi. Her solukta yeniden kendini bir kez daha ona teslim etti.
Ben başkaları için Süreyya'yım, ama Eşref için yalnızca Firuze. Herkese beyazım, ama Eşref'e kara. Ben, Eşref Tunga için tek bir âh, derin ve sarsıcı bir yara.
E Ş R E F S A A T İ
"Çıkıyor musun?" Kollarımı göğsümün altında birleştirerek omuzumu kapıya yaslayıp tüm ağırlığını sol bacağımın üzerine verdim. Evde tek kalacak olmasın sıkıntısı şimdiden içime ekilmişti, dakikalar sonra da biçilecekti.
"Bir saate gelirim, yavrum." Eşref uzanarak dudaklarıma hafif bir öpücük bırakıp doğruldu, ardından cüzdanını ve telefonunu eline alarak cebine yerleştirdi. "Bizimkiler gelmiş, aşağıda beni bekliyorlar."
"Tamam." Yüzümdeki hoşnutsuzluk sesime de yansımış olacak ki, Eşref bu halime bıyık altından güldü. Anında yamacımda biten iri bedeni üzerime eğilerek yüzümü avuçlarının arasına aldı.
"Asma gül yüzünü." Öpüşmekten kızarmış aynı zamanda şişmiş dudaklarıma bir öpücük daha bıraktı fakat bu seferki biraz daha uzun sürdü. Nefes nefese geri çekildiğinde önünde ki kabarıklığı eliyle düzelterek ağız ucuyla bir küfür mırıldandı. "Erken dönmeye çalışacağım."
Eşref evden çıktığında içime derin bir nefes çektim. Yaklaşık iki buçuk haftadır izinliydi. Günlerdir beraber, onun evinde zaman geçiriyorduk. Haftalardır Eşref'lerin mahallesinden çıkıp yaşadığım semte ayak dahi basmıyordum. Eşref'de benim gibiydi. Ailesi bu mahallede müstakil bir evde yaşıyordu fakat o benimle, kendi bekâr evinde kalmayı tercih ediyordu. Varlığını hissetmeyi, onunla zaman geçirmeyi o kadar çok özlemiştim ki, şu an da yanımdan ayrılmış olması moralimi bozmuyor değildi.
Eşref'in çıktığı kapıya son defa iç çekerek baktım. İki buçuk haftadır her neredeysen her anımızı birlikte geçirdiğimiz ev şimdi sessizliğe bürünmüştü. Yokluğu hemen hissediliyordu.
Apartmanın önünden tanıdık sesler yükseliyordu. İkinci katta olduğumuz için sesler gayet rahat bir şekilde içeriye ulaşıyordu. Timdekiler, Eşref'i görmeye gelmişti. Mahallede yoğun bir hareketlilik vardı. İşittiğim sesler ile hem gülümsedim hem de Eşref'in yanında olmayı ne kadar çok özlediğimi bir kez daha fark ettim.
Yatak odasına geçip kendimi sırt üstü yatağa bıraktım. Gözlerim komodinin üzerinde nazikçe duran saksıda ki zambaklara kaydı. Mevsimin getirdiği kısıtlı imkanlar neticesinde karşılaşması neredeyse imkansız olan bu güzellikler, Eşref Tunga'nın ince düşüncesi ile önüme sunulmuştu. Yüzümde beliren tebessüm giderek derinleşti. Ağır ve içli bir nefesle gözlerimi kapattım. "İyi ki seni tanıdım, Eşref Tunga." diye mırıldandım büyük bir aşkla. Kalbim yoğun bir sevda ve hayranlıkla doldu. "İyi ki çıktın karşıma."