8.BÖLÜM

2058 Kelimeler
            Yağmur bir işe yaramış olmanın verdiği gurur ve mutlulukla günü seke seke tamamladı. Seke seke derken bunda hiçbir abartılış yoktu. Genç kadın yerinde duramıyor, içine dolan mutluluk ve adrenalinle adımları sıçrayışlara dönüyordu. Onun bu hali bütün ekibin dikkatini üzerine çekiyordu. Neyse ki Toprak’ın keyfi de o kadar yerindeydi ki bu kez ona yönelen bakışları kıskanmadı. Aksine garip bir şekilde o da onunla gurur duyuyordu. Üstelik yeniden gazeteci onu şaşırtmayı başarmıştı. Hayır, onunla paylaştığı bilgiyle değil, verdiği bu bilginin küstahlığını yaşamamasıydı şaşırtıcı olan. Bir başkası olsa bununla caka satardı, en azından denerdi. Ancak Toprak fark ediyordu ki sadece etrafa neşe saçarak genç kadın gururunu yaşıyordu. Toprak her gün gazeteciyi daha da enteresan buluyordu. İşi gereği onca insanla tanışmıştı ancak Yağmur türünün tek örneğiydi. Hiç kimselere benzemiyordu. Hadi gelsin de biri Toprak’ı büyülenmemesi için durdursundu. Mümkünse tabii. Akşama kadar ekip araştırmalara hız verdi. Ajandanın bulunan delillerin listesine bile girmediği netleşmişti. Bu da içeriden birilerinin zamanında katile yardım ettiğini gösteriyordu. İşin en boktan tarafı bu olmalı, diye geçirdi Baş Komiser aklından. Bunun izahını kim verecekti şimdi? Yarın sabah erkenden bizzat kendisi İzmir’deki emekli komiserle görüşmeliydi. Bir soruşturma açılacağı kesindi. Toprak’ın anlamadığı bunu kimin neden yapmış olabileceğiydi. Milyon tane ihtimal vardı. Tam çukurdan çıkacağı sırada çukurun derinleştiğini fark etmesi canını iyice sıkıyordu. Daha fazla bu kapalı alanda kalamayacağını fark ettiğinde kendisini dışarı atmaya karar verdi. Ancak gitmeden yapması gereken bir şey vardı. Bu aç ve hayran kurtların arasından gazeteciyi kurtarmalıydı, her ne kadar kurtarılmayı ister bir hali olmasa bile. “Bugünlük paydos diyelim mi?” diye sordu genç kadına yaklaşarak. “Kaçıyor musun, komiser?” “Evet ve geçerken gideceğin yere seni de bırakabilirim.” “Harika olur cidden. Çok yorulmuşum. Yürüyerek gitmek delilik olur.” “Sabah yürüyerek mi gelmiştin?” Birlikte ekiple vedalaştıktan sonra çıkışa doğru yürümeye koyuldular. “Ben hep yürürüm, komiser. Zamanım varsa tabii.” “Sağlıklı yaşa sağlıklı yaşlan diyenlerdensin yani.” “Ta kendisi, komiserim.” Kızın neşesi yerindeydi. Tüm gün göz ucuyla izlediği komiserin yanında takılmak da keyfini iyice sağlamlaştırıyordu. “Eskiden yüzmeye giderdim her sabah. Ancak şimdi onun için vakit ayıramıyorum. Ben de vicdanımı yürüyerek susturuyorum. Sen spor yapmayı sevmeyenlerden misin yoksa?” “Eskiden sevenlerdendim. Son zamanlarda epey aramız açık.” Genç kadın Toprak’ın yanaştığı arabayı gördüğünde tükürüğü boğazına takıldı. “Bu araba senin deme bana!” “Neden demeyeyim?” Kadının neşesi ve heyecanı bulaşıcı olduğundan adam da sırıtıyordu artık. “Bu bir canavar, komiser.” “Arabalardan da anlarım deme bana sen de sakın!” “Arabalardan anlamam ama iyisinden anlarım. Ve bu en iyilerinden biri.” “Öyledir bizim yadigâr.” “Yadigar derken babadan mı yoksa?” “Dededen babaya babadan bana yadigar.” “Umarım bir gün kullanmama izin verirsin.” “Madem ısrar ediyorsun!” Genç kadının arabaya bakan ağzının sulandığını gören komiser tek hamlede genç kadına arabanın anahtarını fırlattı. Yağmur neye uğradığını şaşırmıştı. Saçma sapan bir rüya görüyordu sanki. Belki de komiser kafayı yemişti. “Sen ciddi misin?” diye sordu Yağmur, saliseler önce havada yakaladığı anahtarı gösterirken. “Bu güzelliği kullanmama izin mi vereceksin gerçekten?” Toprak kadının heyecandan yerinde duramadığını görünce bir kahkaha patlattı. Yağmur hangisine daha çok sevinsin bilemedi. Bu adamın böyle sık sık onunla birlikteyken kahkahalarla gülüyor olmasına mı, yoksa kendisine 65 model Ford Mustang’ı kullanma fırsatını tanımasına mı? Yağmur farkında değildi ancak tam da bu anda Toprak’a aşık olmuş olabilirdi. Hayır, bu fırsatı tanıdığı için değil, bir kadın olarak şoförlüğüne güvenip hem bu klasiğin hem de kendisinin canını ona teslim olmasına aşık olmuş olmalıydı. Yağmur şoför koltuğuna yerleşip aynalarını ayarladı. Heyecandan elleri terlediği için direksiyona dokunmadan önce avuç içlerini pantolonuna sürttü. “Bu kadar gerilmene gerek yok.” Dedi yanında oturan Toprak. “Senden kıymetli değil. Sür gitsin.” Bunu nasıl söyleyebiliyordu? Toprak’a aşık olmamak için direnirken Yağmur, adam ona hiç yardımcı olmuyordu. Neredeyse onu kendisine aşık etmeye çalıştığını falan düşünecekti gazeteci. Öyle miydi yoksa? Bilhassa mı böyle konuşuyordu? Arabasının maddi değerinden çok manevi değerinin olduğu çok belliydi. Nasıl senden kıymetli değil diyebilirdi. Nasıl Yağmur’u doğru düzgün tanımadan bu kıymetli aletten daha fazla değer verebilirdi ki ona? Bu mümkün müydü? Yoksa komiserin ağzı sadece iyi laf mı yapıyordu? Aralarındaki hızla gelişen şeyin adını koyamadan arabayı gazladı Yağmur. Daha fazla düşünüp kendisine ve Melis’e verdiği sözden çıkmak istemiyordu. Akışına bırakmak istiyorsa bunu bu güzel araçla yapmaktan zevk duyacaktı. Zira araba yolda gitmiyor, resmen akıyordu. Daha önce sürdükleri arabaysa bu makineye de araba demek büyük haksızlıktı. Hele o motor sesi! Kükrüyordu adeta. “Bizi öldürmeye niyetlenmediysen yavaşlasan iyi olur.” Yağmur aldığı uyarıyla gözlerini bir anlığına yoldan çekip Toprak’a baktı. Onun da en az kendisi kadar eğlendiğini anlayınca ayağını gazdan kesmekten vazgeçti. “Bırak da biraz eğlenelim.” Dedikten sonra otobanda arabaların arasından süzülmeye başladı. inanılmaz zevk alıyordu. Oldum olası araba kullanmayı sevmişti, hız yapıp asla kendisini tehlikeye atmazdı ancak bu makineyi yavaş sürmek ona haksızlık yapmak gibi hissettirmişti. “Bir polisin arabasıyla makas atamazsın!” Sesindeki neşe arabanın içine yayılmasa ona inanacaktı Yağmur. “Yanılıyorsun, komiser.” Dedikten sonra birkaç saliseliğine dönüp yanındaki yakışıklı adama çevirdi bakışlarını. Sırıtırken “Aksine sadece bir polisin arabasıyla makas atabilirsin!” “O nedenmiş peki?” Toprak Komiser cidden epey eğleniyordu. Böyle araba kullanan bir kadına rast gelmiş olmanın verdiği keyif bir yana kadının bundan aldığı zevki izlemeye paha biçilemezdi. “Çünkü bizi çevirirlerse ya da mobeselere falan yakalanırsak sen halledersin!” “Hız sınırlarını veya trafik kurallarını ihlal edersem ben de her vatandaş gibi ceza yerim, Yağmur.” “Geç bunları, komiserim. Kim sana ceza kesebilir ki?” Yağmur fena halde yanılıyordu. Çünkü Toprak’ı henüz hiç tanımıyordu. “Beni hiç tanımıyorsun.” “Yani?” Yağmur adamın devam etmesini istiyordu. Çünkü onunla ilgili her türlü bilgiye açtı. “Polis olmam, hatta baş komiser olmam hiçbir şeyi değiştirmez. Unvanım ya da mesleğim yüzünden bana iltimas geçilmesini sevmem, tasvip de etmem.” “Hadi ama, komiserim. Mutlaka herkes iltimas geçilmesini ister.” “Ben istemem, Yağmur.” “Kuralcıyım diyorsun.” Yağmur arabayı artık daha yavaş kullanıyordu. Ceza yemekten korktuğu için değil, kendisini annesinin evine kadar bırakacaktı ve yolun yarısını çoktan geçmişlerdi. Yağmur Toprak ile biraz daha vakit geçirmek istiyordu. “Kesinlikle. Böyle büyütüldüm çünkü. Herkes yaptığı iyi ya da kötü her şeyin karşılığını alır.” Yağmur buna katılabilirdi ancak kuralların esnetilebileceğini de düşünüyordu. Ancak Toprak’ın katı tutumunun karşısında bunu dile getirmeye cesaret edemedi. “Hata yaparsan bunun bedelini ödersin.” “Sana kısmen katılıyorum.” “Kısmen derken? Hangi kısmına katılıyorsun? Hangi kısmına katılmıyorsun bakalım?” “Herkes hak ettiğini yaşar. Bunda hem fikiriz. Ancak herkes bedel ödemez. Hatta çoğu insan bedelini ödemeden geçer gider. Sen de arkalarından bakarsın.” “Yanılıyorsun. Bir gün bir yerde basıp gittikleri halde mutlaka bir bedel öderler. Öyle ya da böyle. Hayat bir şekilde seninle hesabını görür. Yasaların elinden kurtulmayı başarsan bile kaderin ağlarından kurtulamazsın.” “Ooo, kaderciyiz bir de. Bunları öğrendiğim iyi oldu komiser.” Yağmur ne kadar yavaşlarsa yavaşlasın sonuçta artık annesinin evine varmıştı. Küçük müstakil evin önüne vardığında arabayı durdurdu. Dönüp komisere baktı bir kez daha. “Neden? Sen kadere inanmaz mısın yoksa?” Toprak bedeniyle birlikte kadına doğru dönmüş merakla onun cevabını bekliyordu. “İnanırım. Ama inancım senin kadar kuvvetli mi, emin değilim.” Toprak’ın eli bir kez daha havalanıp Yağmur’un saçlarına doğru gitti. Bu kez işaret parmağı yüzünün kenarına değerek saçların üzerinden hafifçe geçti. “Bizi bir araya getirenin de kader olduğuna inanmıyor musun?” Yağmur ne diyeceğini şaşırdı. Zira şuan adını bile sorsalar hatırlayamayacak haldeydi. Adamın yüzüne bakarken yutkunamıyordu, nefes bile alamadan duruyordu öylece. “Ben kaderin bir sebeple, belki de birçok sebeple seni bana getirdiğini düşünmeye başladım.” Dedi adam boğuk bir sesle. İçinden genç kadına doğru bir şeyler akıp gidiyordu. Yanlış kalplerde harcadığı günler geri kalmış doğru kalbi bulduğu hissi o kadar kuvvetliydi ki ona direnmeyi düşünmüyordu bile. Neredeyse Yağmur’un doğru kişi olduğuna emindi. Doğru yerde uçuyordu bu kez. “Bekliyorum, Öyle bir havada gel ki, vazgeçmek mümkün olmasın.” (Orhan Veli Kanık, Bütün Şiirleri, YKY, 2007, s.53) Yağmur bir şey söylemesi gerektiğinin farkındaydı. Ancak Toprak’ın bu kadar hızlı ve açık olacağını ön görememişti. Oysa adam sürekli yaptığı imalarla niyetini açık etmişti zaten. Niyetinin karşılığı olduğunu inkar edecek değildi. Gel gelelim ağzından sözler bir türlü dökülmüyordu. Dilini yutmuş gibiydi. Toprak’ın beklenti dolu bakışlarının ona yardımcı olduğu da söylenemezdi. “Orhan Veli, değil mi?” verebileceği en boş cevabı bulup söylemişti işte. Arabadan iner inmez kendisini dövecekti. Hem de ne dövmek! Toprak başıyla onaylayarak cevap verdi. Yağmur’un gergin olduğunun farkındaydı. Titreyişinden çok belliydi zaten. Toprak’ın ona dokunuşundan ya da açık konuşuyor olmasından rahatsız olmadığı kesindi ancak belli ki Yağmur heyecanlandığında ne diyeceğini bilemiyordu. O geveze kadın gidiyor, yerine çekingen bir genç kız geliveriyordu. Toprak onun üzerine gidip olumlu bir karşılık almak için kıvransa da masumiyeti yüzünden ona kıyamadı. Bu yüzden elini de kendini de geri çekti. “Ben artık gitsem iyi olur. Annemler bekler.” “Burada ailenle beraber mi yaşıyorsun?” diye sorduğu sırada Toprak, dönüp önünde durdukları sempatik ama eski eve baktı. “Hayır. Kendi evimde yaşıyorum uzun zamandır. Çalışma saatlerim yüzünden onlarla yapamadığımı fark ettiğimde evden ayrıldım.” Neden bu kadar izahat verdiğini bile bilmiyordu. Tek istediği Toprak’ta güzel bir izlenim bırakmaktı. Oysa insanların onun hakkında ne düşündüğünü umursamamayı ailesinden, özellikle de babası Özcan’dan öğrenmişti. “Anlıyorum.” Adamın yorum getirmesini beklemese de bu kadar kısa bir cevap vermesini beklemediğinden şaşırmıştı. Az önce ona okuduğu şiire dahil bir cevap veremediği için kırmış olabilirdi Komiseri. Adam ayan beyan ondan hoşlandığını belirtmişti saniyeler öncesinde. Ancak Yağmur hala ne yapması gerektiğini bilmiyordu. Bu yüzden vedalaşmayı kısa kesip kaçarcasına arabadan inip kendisini ailesinin evinin bahçesine attı. Toprak giderken ona el bile sallamadı. Neyim var benim böyle? Kapıyı çalmadan önce telefonunu çıkarıp Melis’i aradı. “Melis ben geri zekalının tekiyim.” dedi arkadaşı telefonunu açar açmaz. “Süzme geri zekâlıyım.” “Kızım, bir dur! Ne diyorsun hiç anlamıyorum, ne olduysa başından anlat. Bir nefes al önce!” Yağmur arkadaşının sözünü dinleyip bir nefes aldı. Ama hiçbir işe yaramadı. Toprak’ı gücendirmiş olmaktan korkmuştu. Yanlış anlaşılmış olmaktan çekinmişti. Kahretsin! Bir çuval inciri berbat etmişti az önce “Çok fazla küfür etmeyeceğini söz verirsen, anlatırım. Yoksa hayatta anlatmam!” “Bunun için söz veremeyeceğimi biliyorsun. Hak ettiysen ederim ama sakin kalmaya çalışacağıma söz veririm. Anlat artık, ne oldu?” Yağmur kelimesi kelimesine olanları anlattı arkadaşına. Arkadaşı onu sabırla dinledikten sonra Yağmur’un korktuğu gibi hakaretler yağdırdı. Yağmur ise sessizce arkadaşının sakinleşmesini bekledi. “Hakaretlerin bittiyse ne yapacağıma dair bir fikir versen diyorum. Seni bana küfür et diye aramadım. Aklımı başıma getir diye aradım.” “Neyden korktuğunu anlamıyorum, Yağmur. Bu adamda seni bu kadar korkutan ne var, Allah aşkına?” “Bilmiyorum, tamam mı? Bu kadar üstüme gelip durma. Çok hızlı ilerliyor. Daha tanışalı şunun şurasında bir hafta mı oldu? Bu hız beni ürkütüyor tamam mı?“ “Ürkeceğin şey yok, güzelim. Adamla hemen evlenmeyeceksin herhalde, değil mi? Alt tarafı biraz flörtleşeceksin. Açık açık sana senden hoşlandığını söylemiş işte. Sense sadece şairin adını söylemişsin.” “ O kadar heyecanlandım ki ne diyeceğimi bilemedim, anlamıyor musun? Dibim düştü. O kadar güzel söyledi ve o kadar içten baktı ki, sanki yıllardır beni bekliyormuş gibi, sanki gerçekten hiç vazgeçmeden beni sevecekmiş gibi. Sanki büyük sözler verir gibiydi, Melis. Sen de olsan sen de korkardın.” “Belki de gerçekten de seni beklemiştir. Ve belki de senin de yıllardır beklediğin aradığın aşk bu adamdadır. Olamaz mı?” “Olabilir mi gerçekten, Melis?” Emin olmanın bir yolu yoktu. “Bir şans vermezsen o ilişkinin nereye çıkacağını asla bilemezsin. Hem ne kaybedersin ki denesen? Adamdan hoşlanıyorsun, o da senden hoşlanıyor. Bunu daha ne kadar açık edebilir ki zaten? Öyleyse ne duruyorsun?” “ sana bir şey itiraf edeyim mi?“ “Et bakalım, güzellik.” “Ondan hoşlanmıyorum. Büyük ihtimalle ona çoktan aşık oldum ve beni asıl ürküten de bu sanırım. Kalbim o kadar acemi ki bu işlerde, bir haftadır tanıdığın adama gitti aşık oldu.” Telefonun öbür ucundan çığlıklar yükseldiğinde Yağmur telefonu kendinden uzaklaştırmak zorunda kaldı bir süreliğine de olsa. Kendisi de tam bir şapşal gibi sırıtıyordu. Ailesinin bahçesinde değil de kendi evinde olsaydı büyük ihtimalle o da Melis gibi sevinç nidaları atabilirdi. Ama şu an ne yeri ne zamanıydı. Hatta bir an ürkerek arkasını dönüp eve baktı ve başından kaynar sular döküldü. Babası kapının önünde durmuş ona bakıyordu. Söylediklerini duymuş muydu? Duyduysa ne kadarını duymuştum? O acemi kalbinin aşık olduğunu artık ailesi de mi biliyordu yani? Bugün daha ne kadar pot kıracaktı acaba? Bu aşk şimdiden dengesini bozmaya başlamıştı bile.    
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE