7. BÖLÜM

2122 Kelimeler
            Toprak komiser yine zor bir gece geçirmişti. Gündüzleri geçirmek çok kolaydı. Kafası kendisine bulduğu meşgaleler ile dağılıyordu. Ancak gece olduğunda hem fiziksel hem de ruhsal yorgunluk üzerine çöküveriyor, bölük pörçük uykularını kabuslarla dolduruyordu. Bu yüzden sürekli gergindi. Son birkaç gününü birlikte geçirdiği kadını düşünmek bile gerilen sinirlerini gevşetmeyi başaramıyordu. Onu geçirmeden alt tarafı bir haftasonu geçirmişti Toprak. Bundan bir hafta öncesine kadar tüm hafta sonları ve tüm hafta içleri olduğu gibiydi. Ama değildi. Bir insana bu kadar çabuk alışılır, düşülür müydü hiç? On altı yaşında bir ergen bile bu kadar hızlı çarpılmazdı herhalde. Toprak ise sandığından fena tutulmuştu.             Emniyete gittiği yol boyunca gazeteciyi düşünmeye devam etti, son iki gündür yaptığı gibi. Onun girdiği her ortama uyum sağladığını görmüştü ve her ortamda dikkatleri üzerine toplayacak bir enerji saçtığını. Bunlardan hoşlanmıştı ancak içindeki kıskançlıkta canlanmıştı. Toprak Komiser bu kadar kıskanç olabileceğini bile bilmiyordu. En yakını Sami’yi bile boğmak istemişti Yağmur ile samimiyet kurduğu için.             Daha önce hiçbir kadını bu kadar sahiplenmek istememişti. Kimseyi kendisine saklama arzusuyla dolmamıştı. Bu duygular o kadar yoğun ve hızlı gelişmişlerdi ki kendi kendisine kızıp durduğundan genç kadına birkaç kez yok yere çıkışmıştı. Aptal saptal çıkışları için şuan pişmandı ancak yaptığı anlarda o kadar da pişman gözükmemişti. Çünkü Yağmur komiserin her çıkışını ustalıkla alttan almıştı. Bu da Toprak’a kendisini önemsiz hissettirmişti. Sanki genç kadın onu etkiye tepki yapacak kadar önemsemiyormuş gibi gelmişti. Bu adamı iyice çileden çıkarmıştı.             Hele ki haftanın son gününde Yağmur’un Toprak’a öfke kontrolü ile ilgili çektiği nutuk onu iyice zıvanadan çıkarmıştı. Adam asla gazetecinin ne zaman ne tepki vereceğini kestiremiyordu, kadın bir şekilde onu şaşırtmayı beceriyordu. Adamcağızın bütün dengeleriyle oynamıştı genç kadın. Bunu yaptığının farkında bile değildi üstelik. Farkında olduğu tek şey gergin erkeklerle nasıl başa çıkacağını biliyor olmasıydı. Bu yüzden Toprak’ın ani çıkışlarını sakince karşılayabiliyordu. On yıldır Haluk Bey gibi asabi bir adamla çalışmasının getirisiydi bu. Yağmur abi gibi gördüğü patronunun geçici öfke nöbetlerine ve erkek egemen düzeni nasıl idare edeceğine çok alışmıştı.             Zaman zaman Toprak’ın öfkeli hallerini anlamlandıramadıysa da alttan almayı başardı. Çünkü onun kendisini uzaklaştırmasına izin veremezdi. Ona ihtiyacı vardı. Bu ihtiyacın kalbiyle değil aklıyla alakası vardı. Kalbiyle alakalı olsaydı o gereksiz çıkışları ona zevkle ödetirdi. Ancak şimdilik kalbini gücünün yettiği kadarıyla susturmaya çalışıyordu. Adamı her gördüğünde kafesinden kurtulmak için çırpınan kalbini susturmak ise asla kolay bir iş değildi. Neden onu susturmaya çalıştığı da koca bir muammaydı. Ancak içinden bir his ona geri durmasını söylüyordu. Mantığı devreye girdiğinde açıklaması gerçekçi oluyordu: İşine öncelik ver diyordu mantığı. Ancak zihnini kapamayı becerdiğinde ondan uzak durmak için geçerli hiçbir sebep göremiyordu. Aksine ona doğru hızla savrulduğunu fark ediyordu. Zoruna gidense adamın bunun için hiçbir çaba göstermesine gereksinim duymayışıydı. Yağmur’un gözlerinin içine sessizce bir bakış atıyordu, genç kadın midesinde aptal kelebeklerin uçuşmaya başladığını hissediyordu. Duygularını, duygu karmaşalarını hafta sonu Melis ile paylaşma fırsatı bulmuştu. Ancak bu paylaşım onu iyice karıştırmıştı. Aşk meleği arkadaşı onu ite kaka Toprak’a yönlendirmeye çalışıyordu. Önünü ardını düşünmüyordu arkadaşı. Hatta Yağmur’a da düşünmeyi bırakmasını tembihliyordu. Yağmur’un neden bu kadar düşündüğünü anlamıyordu arkadaşı. Hoş bunu Yağmur’un kendisinin de anladığı da yoktu. Hisler ve önseziler birbirine girmişti. Ne yapması gerektiği ile ne yapmak istediği ile arasına sıkışmış gibiydi. Melis bunun üzerine arkadaşının içini rahatlatacak sihirli cümleyi kullanmıştı: “Akışına bırak.” Demişti arkadaşı. “Bırak hayat seni nasıl isterse yönlendirsin. Ancak yeri geldiğinde de saklanma.” Yağmur arkadaşına bunu deneyeceğine söz vermeden onun elinden kurtulamayacağını biliyordu. Üstelik hafta sonu boyunca duyduğu en akla yatkın tavsiye buydu kesinlikle. uygulaması da kolaya benziyordu. Yağmur gazeteye vardığında her zamankinden geç olmuştu. Çünkü düşünmekten gece boyunca uyuyamamış, günlerdir ilk kez güneş doğduktan sonra uyanmıştı. Neyse ki kendisini zorlayan mesai saati yoktu. Gazeteye genelde herkes kafasına göre istediği saatte gelir istediği saatte çıkardı. Ancak herkes de erken kalkanın yol alacağını bilirdi. Masasına vardığı anda masanın üzerinde duran dahili telefonu çalmaya başladığında şaşırmadan edemediyse de hemen ahizeyi kaldırıp cevapladı. “Efendim.” Arayan müdürü Haluk Bey’di. “Hemen iki çay kap gel.” On yıllık patronu hala Yağmur’un çayla arasının olmadığını öğrenememişti. Ancak henüz bir haftadır tanıdığı Toprak Komiser bunu öğrenmiş, onunla geçirdikleri sabahlarda onun için ayarladığı kupayı en sevdiği kahve ile doldurmuştu.  Bunu anımsayınca şapşal bir gülümse kapladı yüzünü. “Beni duyuyor musun, Yağmur?” kafası dağılan Yağmur silkindi. Kendine gelmeliydi. İş yerinde şapşalca gülerek ne halt ettiğini sanıyordu? “Duydum patron. Hemen geliyorum.” Hemen patronunun çayını ve kendi kupasını doldurup yol aldı Yağmur. Sabah sabah görüşmek istemesinin sebebini aşırı merak etmişti. Umarım bu dosyadan çekilmemi falan istemez diye geçirdi içinden, sinsi bir korku karnında kol gezerken. Müdürünün karşısındaki koltuğa oturduğunda “Hayırdır, müdürüm. Ne konuşacaksınız benimle?” “Hayır, hayır.” Diye yanıtladı orta yaşlı adam. “Bu dosyadan çekilmemi falan söylemeyeceksiniz değil mi?” içinde korku o kadar baskındı ki bunu sormadan duramamıştı. “Hayır, merak etme. Toprak Komiseri seni koruması için tembihledim. Seni haberden geri çekmeyeceğim. Bunu hak ettiğini biliyorum.” “Kendi kendimi koruyabilirim. Üstelik davada hiçbir gelişme kaydedilmediği için tehlikeli bir durumda söz konusu değil.” “Olsun. Ben tedbirimi alayım da.” Yağmur içinden gözlerini devirdi. Bu adamın korumacılığının babasınınkinden hiçbir farkı yoktu. Özcan baba da böyleydi. Hep bir kontrol çabasındaydı bir zamanlar. Sonra baktı ki kıza söz geçiremiyor, kontrol etmektense onun yanında olmayı yeğledi. En azından böyle olduğunda kızı ondan bir şey saklamıyordu. En azından adam öyle olduğunu umuyordu. Yağmur birden babası ile annesini ne kadar özlediğini anımsadı. Günlerdir onları görmeye gitmemişti. Bu akşam işlerini hallettikten sonra onları görmeliydi. “Neyse direk sadede geliyorum.” Diyen Haluk Bey genç kadına ince bir dosya uzattı. “Geçen hafta Toprak komiseri karşımda görünce geçmişe gittim. Bu faili meçhul dosyanın evimde de bir kopyasının bulunduğunu anımsadım. Karıştırdığımda bunu buldum.” Yağmur elinde tuttuğu dosyayı sabırsızlıkla açıp içindeki birkaç sayfayı kontrol etti. “Bu da neyin nesi?” “Mehmet Akıncı’ya ait ajandanın bir kopyası. Aynısından poliste de vardı ancak sen iki davayı birbirlerine bağlayamadıklarını söylediğinde belki bu ajandanın kopyasının işine yarayabileceğini düşündüm.” “Adamın işkence ettiği insanlar mı bunlar?” sayfalarda kadınların ve erkeklerin kod adlarına benzeyen değişik isimleri ve altlarında iki adet resimleri bulunuyordu. İlk resimlerinde kadınlar canlı ikincisinde ise her biri küvette boğulmuş haldelerdi. Yağmur’un gördüğü resimle tüyleri ürperse de sayfaları gelişi güzel geçmeye devam etti. Son sayfaya geldiğinde kalbinin gümbürtüsü Haluk Bey tarafından bile duyulabilecek hale geldi. birden yerinden fırladı. “İşte bu müdürüm! Sen aklında bin yaşa, be patron!” “Ne buldun, deli kız?” adam da onunla birlikte heyecanlanmış ayağa kalkmıştı. “Toprak Komiser, her cesedin yanına bırakılan kağıttan yapılmış bir Turna Kuşu olduğunu söyledi. Ve bakın!” heyecanla müdürünün yanına yaklaşıp dosyanın son sayfasını gösterdi. “Bakın, burada ne yazıyor!” Dosyanın son sayfasında diğer sayfalarda olduğu gibi bir kod adı yazıyordu: #telliturna İsmin altında yine iki boşluk vardı. Resimlerin yeri hazır edilmişti. Hatta kopyadan anladığı kadarıyla bir zamanlar ilk boşluk doluydu. Ancak adama ikinci boşluğu doldurmak nasip olmamıştı. “Turna Kuşu bu adamın kurbanı olacakken katili olmuş gibi, müdürüm.” “Kesinlikle öyle. Zamanında ben de tam da senin gibi düşünmüştüm ancak bu kod adlarının kimse ne olduğunu bulamadı. Kurbanların cesetleri bile öyle ustalıkla saklanmıştı ki hiçbiri bulunamadı. Yani Turna Kuşumuz öyle bir manyak ki bu manyağın bile hakkından gelmiş. Sana bahsettiğim tehlike tam olarak bu, kızım. Bir seri katil hafife alınabilecek en son kişi bile değildir. Onun zekasını asla yabana atmamalısın!” Akıl verilmesinden çoğu zaman haz duymayan Yağmur bu kez müdürünün söylediklerinin ciddiyetinin farkındaydı. Adam baştan sona kadar haklıydı. Ancak Yağmur gözünü hırs ve heyecan bürümüştü. Bu dosya resmen onun bu mesleğe giriş sebebi gibi heyecan vericiydi. O bu tarz işlerin peşine düşmek, gazetecilik yaparken dedektiflik oynayabilmek için bu mesleği seçmişti. Şimdi ise yıllardır dilediği şey olmuş gibi gözüküyordu. Heyecanı biraz olsun sönmeden soluğu elindeki dosya ile Cinayet Büroda aldı Yağmur. Kendisini daha önce Toprak’ın ona gösterdiği cam yazı panosunun önünde buldu. Dava ile ilgili bilinen tüm detaylar bu panoda yazılıp çizilmişti. Kurbanların fotoğraflarına bir kez daha sırayla bakarken Turna Kuşunu bulduğu günün hayalini kurdu yeniden. Adamı bulduklarında ona ceza vermek yerine tebrik etmenin daha doğru olacağını düşünüyordu bazı zamanlar. Çünkü Turna bu dünyayı aşağılık insanlardan temizliyor gibiydi. Şuan en az beş kadının hayatını beş erkeğin canını alarak kurtarmıştı. Turna Kuşu tabi ki suçluydu. Yağmur bunun bilincindeydi. Kafanıza göre insanları öldüremezdiniz. Hele ki birden fazla insanı canice ve kasten öldürmenin suçu büyüktü. Ancak onun amacını anlayabiliyordu. Yağmur panonun önünde düşüncelere dalmışken arkasından gelen sesle yerinden sıçradı. Onu ürküten Toprak Komiserden başkası değildi. Belki de genç kadın düşünceleri yüzünden bu kadar tedirgin olmuştu. Katili anlayabildiği için kendini suçlu hissetmişti. “Seni korkutmak değildi niyetim. Kusura bakma.” “Önemli değil.” Diyen Yağmur gözlerini dakikalardan baktığı fotoğrafların üzerinden çekip daha güzel bir manzara olan Toprak’ın yüzüne çevirdi. “Dalıp gitmişim. Senin bir suçun yok.” “Ne düşünüyordun? Hem bu sabah gelip de seni göremeyince bugün uğramayacağını varsaymıştım.” Adamın sesinde suçlama tınısı mı vardı? Yağmur’a mı öyle gelmişti? Anlayamamıştı. “Gelmeyecektim. Gazetede işlerim vardı. Üzerinde çalıştığım tek haber Turna Kuşu değil.” “Öyleyse fikrini değiştiren nedir?” “Seninle ve ekibinle paylaşmak istediğim bir şey buldum.” Diyen gazeteci elindeki mavi dosyayı sallayarak komiserin dikkatini onun üzerine çekti. “Müdürüm bu sabah bunu getirdi. Sizin de elinizde vardır diye düşünüyordu ancak bu dosya siz de olsaydı yolun bizim gazeteye hiç düşmezdi.” Yağmur konuşurken gerçeği yeni fark ediyordu aslında. Bu ajandanın orijinali onların elinde olsaydı yolları Toprak ile asla kesişmeyebilirdi gerçekten de. “Neymiş o?” “Bu Mehmet Akıncı’nın evinde bulunan ajandasının bir kopyası!” “Öyle mi?” diye sorarken adamın eli dosyayı almak için uzandı. Ancak gazeteci gizemi uzatmak istercesine dosyayı geri çekti. “Sana işine yarayacağını söylemiştim, komiserim.” “İşime nasıl yaradığını görmeme izin verecek misin?” adamın sabırsızlığı yüzünden okunsa da gözleri yaramazlıkla ışıldıyordu. Yağmur onun her cümlesinin altında yeni bir ima sezinliyordu, ancak bu kez üzerinde durmayacaktı. Akışına bırakmayı tercih eden o değil miydi? “Sabırsızlanıyor musun, komiser?” “Kesinlikle ve sabırsız halimin ne kadar çekilmez olduğunu inan bana öğrenmek istemezsin.” “Geçtiğimiz hafta biraz öğrenmiş olabillirim.” “Yağmur!” dedi adam bıkkın ve uyarıcı bir tonla. “Ne bulduğuna bakmama izin ver, güzelim. Sonra istediğin kadar benimle tartışmaya devam edebilirsin.” Genç kadın duyduğu sevgi sözcüğü karşısında öyle afalladı ki eli o farkında olmadan dosyayı adama uzatmıştı bile. “Mehmet Akıncı’nın katili sizin Turna Kuşu. Son sayfaya bak!” Toprak her sayfayı defalarca kontrol etti. Geçen dakikalar içerisinde bütün ekip başlarına toplandığında Yağmur onları bir müddet kenara çekilerek baş başa bıraktı. Uzaktan fikir yürütmelerini sessizce izledi. Bu sırada tüm dikkati yakışıklı komiserin üzerindeydi. Hareketlerinin akışındaki doğallık ve ekibini ustalıkla yönlendirişi hayranlık uyandırıcıydı. Bu yeni gelişmenin onu ne kadar heyecanlandırdığını biliyordu ancak adam bunu da ustalıkla gizlemeyi başarıyordu. Genç kadının düşünceleri Akıncı’ya ait ajandanın orijinalinin nerede kaybolduğuna kaydı. Toprak komiser o dosyaya ait bütün detayları defalarca kontrol ettiklerini ve asla böyle bir ajanda ile karşılaşmadıklarını konuşuyordu az önce ekibiyle. Kim neden bu ajandayı ortadan kaybetmiş olabilirdi ki? Üstelik Turna nasıl olmuş da o ajandadan kendisine ait fotoğrafı yok edebilmişti? Acaba Akıncı’nın cesedine de kağıttan yapılmış kuşlardan bir tane bırakmış mıydı? Yoksa bu onun ilk cinayetiydi de imzasını bırakmayı düşünememiş miydi? Hem acaba nasıl olmuştu da bir kurbanken azılı bir katil rolüne kaymayı becerebilmişti? Gazetecinin kafasında tilkiler cirit atarken komiserin kendisine yaklaştığını fark edince yaslandığı masadan kalkıp doğruldu. Küçük bir tebessümle karşıladı adamı. “Sanırım bir tebrik hak ettim.” Mütevazilik yapacak değildi. Adam başını iki yana salladı. “Sadece tebrik değil. Takdiri ve teşekkürü de hak ettin kesinlikle.” adamın eli havalanıp kadının güzel yüzünü çevreleyen saç tellerinde duraksadı. İki parmağının arasına sıkıştırdığı dalgalı tutamı kulağının arkasına ittiği sırada iki çift kahverengi bakışlar birbirine dolanmıştı. Sanki bir daha asla çözülemeyecekler, çözülmek istemeyecekler gibi dolanmışlardı birbirlerine. Yağmur’un solukları bu ani yakınlaşma ile hızlanırken “Rica ederim.” Diye mırıldandı farkında bile olmadan. Oradan kaçmak istiyordu. Orada sonsuza kadar kalmak istiyordu. İçi dışı karmakarışık olmuştu yine yeniden. Bu adama ona ne yapıyordu böyle? İlk önce minik bir sevgi sözcüğü, ardından bu amansız dokunuş da neyin nesiydi? Ne istiyordu ondan? Peki ya kendisi ne istiyordu? Bu adamın dibinde dolanmasının sebebi sadece hayatının haberini yapacak olması değil miydi? Hayatının aşkını bu adamda bulabilir miydi gerçekten? Ya ondan uzaklaşmasını seslenen iç sesine ne demeliydi? Bu da neyin nesiydi? İç güdüleri neden bunu istiyordu ondan? Yağmur yeniden kafasında ve kalbinde dolanan tilkiler ile boğuşmaya koyulmuşken Toprak kadının kararsızlığını ve çekingenliğini gözlerinden okuyabildiği için geri çekildi. Onun kendisinden uzaklaşmasını istemiyordu. Bu yüzden kişisel alanını onun müsaadesi olmadan işgal etmemeliydi. “Cidden, Yağmur.” Dedi yeniden dikkatini bel bağladıkları işe vererek. “Sana ne kadar teşekkür etsek az. Şimdi o ajandanın aslını bulmaya odaklanacağız. Sonra da Mehmet Akıncı’nın bu kod adıyla nasıl ilişkilendireceğimize bakabileceğiz. Belki de gerçekten Turna Kuşu’nun ilk cinayetini buldun. İlerleyen zaman içerisinde hepsini bulabileceğiz sayende.” Adam genç kadına elini uzattı. Kadının çekingence avcunun içine bıraktığı elini sıkarken gözleriyle ona onunla gurur duyduğunu belli eden bir bakış atmadan duramadı.    
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE