MARAL: Müslüm belki de hayatımda ilk defa yüzüme dikkatle, uzun uzun bakıyordu. Gözlerinde derin bir acı yoktu artık, yerine öfke yerleşmişti; öylesine keskin, öylesine kırıcı bir öfke ki, bakışlarıyla ruhumu delercesine üzerime çöküyordu. Anlattığı şeyin ağırlığı karşısında sarsılmıştı, kelimeler boğazında düğümlenmiş gibiydi. Kadının kendi başına doğum yapıp yapamayacağını soruyordu; bu soru öyle travmatik, öyle ürkütücü bir ağırlık taşıyordu ki, kelimeler boğazımda düğümlendi. Acaba ablası, Müslüm’ün anlattığı kadın, kendi başına mı doğum yapmak zorunda kalmıştı? Bu korkunç ihtimali düşünmek bile içimi burkuyordu, ve bunu sormaya cesaret edemiyordum. Başımı önüme eğdim, gözlerimi yere dikerek, usulca ve boğuk bir sesle, "Üzüldüm," dedim. Sanki o iki kelime, hem kendi hislerimi hem de

