8.BÖLÜM

1274 Kelimeler
Yaşadığım endişeli geceden sonra dört beş gün geçmişti. Kenandan hala bir ses soluk yoktu. Ben okul ve iş yeri arasında gidip geliyordum. İşe gittiğim de bugün yüklü miktarda malzeme geleceğini öğrenince, dopayı düzetlmeye gittim. Depo o kadar karışık ve pis durumdaydı ki duvarlardan örümcekleri bile sakıyordu. Telefonumda Türkçe 90lar şarkılarını açtım ve saçlarımı sımkısı bir topuz yaptım bandayalada kahküllerimi kontrol altına alıp işe giriştim. Evet abimin ani gelişiyle şok yaşamıştım ama Kenanın bana böyle keskin bir duvar örmesi beni üzmüştü. Her ne kadar düşünmek istemesemde bu konular zihnimde zıplayıp duruyordu. Bu yüzden oylanmak zorundaydım. Bende çözümü depoda buldum. En önce burayı temizlemem gerektiğini anladım. Depoda olan herşeyi dışarı çıkarttım. Rafları telledim temizledim sonra bir kovaya detarjanı boca ederek süpürgeyi içine daldırdım. Duvarları yıkamaya başladım, sonrada yerleri hortum tutup çekpasla suyunu çektikten sonra raflara baharatları alfabetik sırayla dizdim. Tencere tava gibi malzemeleri en alt kata yerleştirdim. Sırada un çuvalları vardı 25 kiloluk un çuvalları gözümde büyümüştü çünkü artık yorulmuştum. Sürüklesem yerler kirlenecek sırtıma alsam gücüm yoktu. Yapacak birşey yok diyip ya Allah diyip sırtlandım. Nedense o kadarda ağır gelmediler bir iki adım atınca tam arkamda birinin olduğunu fark ettim. Hiç bir tepki vermeden çuvalı bırakacağım yere eğlince oradaki kepçeyi kaptığımla gözlerimi kapatıp arkamdaki kişinin kafasına vurdum. “Ahhh!” diye acı bir inleme sesi duyunca gözlerimi açtım. Aman Allahım Kenandı bu. Bende çocuğun kafasını kırdım. Sol kaşının üstünden aşağı kanlar akmaya başlamıştı. O ise kalçasının üzerine oturdu. Ellerim korkudan tiremeye başladı. Güçlükle bulduğum sesle “Özür dilerim! özür dilerim.. özür dilerim..” “ Ben senin olduğunu bilmiyordum! Korkmuştum ondan şey ettim” dedim ve ağlamaya başladım. Hemen başımdaki bandanayı çözdüm ve yanına çöküp yarasına basmaya başladım. “Kemal amca! Kemal amca” diye çığlık atmaya başladım. Elini kaldırıp dudağına götürerek sus işereti yaptı. Abi adam haklı kafasını yardığım yetmezmiş gibi birde deli gibi bğırıyordum kafası şişti çocuğun. Yerden ayağa kalkarak yardım istmek için harekete geçtiğim anda beni bileğimden yakalayıp kendine doğru çekince bende dengemi kaybedip kucağına düştüm. Adamın kafasını yardığım yetmez miş gibi birde onu ezecektim tekrar hareket etmek için kımıldayınca, “Böyle iyi “ dedi. Gözümden yaşlar akmaya devam ediyordu. Şakaklarında akan kan kar beyazı gömleğine damlıyordu. “Ne olur kalk doktora gidelim çok kanıyor” “Bana birşey olmaz” dedi emin bir şekilde. Bir iki saniye sonra hala daha onun kucağında oturduğumu idrak edince utandım. Nefesim hızlandı. Kaşına bastığım elimi tuttu. Diğer eliyle hala ıslak olan yerden destek almaya çalışınca kayarak dengemizi kaybedip yan düştük. Bir daha hareket edince ben döndüm ve o üzerime düştü. Ne olduğunu anlayamadık. Kalbimin ritmi hızlanıyor nefesimi kesik kesik almaya başladım. Gözlerini gözlerime dikti derin derin bana bakıyordu. Ben Kenanın altında tedirgin ama değişik bir çarpıntıyla duruyordum. Böyle, bu şekil ne kadar durduk bilmiyorum. İnsna huzur veren parfümü ve teri karışmış bir kokusu vardı. Derin derin soluma isteğime engel olamadım, ciğerlerime kadar çektim. En etkili antideprasandan bile kuvvetliydi. Dışarıdan gelen sesle irkildik! “Rana ! Rana kızım” telaşlı bir sesle Kemal amca depoya girdi. Ve bizi her türlü yanlış anlaşılmaya müsait halde gördü. Kenan hemen toparlanıp ayağa kalktı bense yerde kaskatı kesildim. Kendine gel Rana dedim ve ayağa kalktım. Bizi o şekilde gören Kemal amca Kenana bakıyordu, gözlerinde kocaman bir hayal kırıklığı vardı. “Ne oluyor lan burada!” diye kükredi resmen. O naif kibar adam gitmiş yerine burnunda soluyan, gözlerinden ateşler çıkan biri gelmişti. Yanlış anladı. Aniden Kenanın kolundan çekmesiyle suratına okkalı bir tokat atması bir oldu. İkimizde şok olmuştuk. Elini tekrar kaldırdığında Kemal amcanın önüne atladım. “Amca yapma! Yanlış anladın dur” dedim. “Çekil kızım! Şu aklı başından gitmiş veledin haddini bildireceğim” dedi bağırarak. Kenandan çıt çıkmıyor, hiç bir şey açıklamıyordu. Kaşındaki yaradan hala kan akmaya devam ediyordu. “Kemal amcaaaa dur yapma” diye çığlık atınca. Biranda durdu ve bana baktı. “ Ben vurdum! Ona ben vurdum kepçeyle. Kaşını yardım. Allah aşkına dur artık.” Dedim ve ağlamaya başaldım. “ Yanlış anladım biranda korktum ve vurdum ona “ dedim. Bir iki adım attı geriye doğru ve bir Kenana bir bana baktı. Sonra Kenanın koluna girdi. Depodan telaşla çıktık hemen bir taksi çevirdi ve “hastaneye” dedi. Kenana dikkatle bakınca göz bebeklerini büyüdüğünü gördüm. “Kemal amca travma geçiriyor acele edelim” dedim. Şöfor hızlanmaya başladı kısa süre sonra acilden giriş yaptık. Kenanı travma odasına aldılar. Bizi de dışarı çıkardılar. Hemşireler gerekeni yapıyorlardı. Bende ordan oraya evraklar için koşturuyordum. Kemal amca ise çok gergin sağa sola bağırıyor durumu hakkında bilgi istiyordu. 2 saat sonra doktor odasına çağırdı bizi. “ Kaşına dikiş attık ve başına sert bir cisimle darbe aldığı için bu gece gözetimde kalacak yatışını yaptrın. Beyinde herhangi bir deformasyon yok” dedi. Kemal amca ile derin bir nefes aldık. Kenanı odaya alınca arkasında bizde girdik. Hemşire “kuvvetli bir ağrı kesci verdik en az 4 saat uyur” dedi ve çıktı. Gözü morarmaya başlamıştı Kenanı görünce rahatlayan Kemal amca, “Madem iyi ben dükkana dönüyorum kızım , akşama tekrar gelirim” dedi ve gitti. Hala söyleniyordu. İkimiz kalınca utanarak yanına yaklaştım. Ellerim bir yaprak gibi titriyor, akmayı unutan gözyaşalarım tekrar harekete geçmişti. Dikiş atılan yeri bandajlmışlar. “Aptalsın sen Rana nasıl bir kuvvetle vurduysam adamın kaşını patlattım” dedim. Yarı açtığı gözüyle bana baktı. “ Yarım bıraktığın işi tamamlamayamı geldin” dedi. “Berbat espiriler yaptığına göre artık iyisin” dedim. Dudaklarımı büzerek. Odadaki banyoya gittim bir tasa su dolduruğ birde havlu alıp yanına geldim. Yüzünde kurumaya başlamış kanı yavaşça silmeye başladım. Ela gözlerini bana dikmiş öylece bakıyordu. Hafif çıkmış sakalı parmak uçlarıma batıyordu. Haddinden uzun kirpikleri kadınları kıskandıracak kadar uzundu. Kalbim çıldırmış gibi atmaya başladı yine. “Kenan gerçekten senin olduğunu bilmiyordum. O an panikledim ne yaptığımın farkında olmadan vurdum sana, sana bir kastım yok neden yapayım ki çıldırdım mı?” dedim gözlerimdeki yaşlar yanağıma süzülüyordu. “Tamam tamam. Başladın yine nefes almadan konuşmaya. Hatırlatırım birisi kafamı patlattı” dedi muzip bir sesle. Sustum.. “Beni affedebilecek misin?” dedim kısık bir sesle. “Niye affetmeyeyim. Hata benim sessizce gelmemeliydim. Aslında senin depoda olduğunu bilmiyordum” dedi sakince. Elimde sıkı sıkı yüzünü sildiğim kanlı bezi tutuyordum. “Yaklaşır mısın?” dedi. Aha ne oldu ki ‘ belki oda senin kafanı patlatacak dedi içimdeki ses’ istemsizce yaklaştım. Parmağı ile anlımda birşey sildi. “Hintli olsaydık onların geleneklerine göre evli sayılıyorduk biliyor musun ” dedi. “Ne!” “Alınlarına kırmızı boya sürdüklerinde geleneklerine göre evli oluyorlar. Hintli arkadaşlarıma iki yıl aynı evde kalmıştım” dedi. Sonra elindeki kırmızı kanı gösterince, “Kanım anlına düşmüş” dedi. O konuşuyor ben ise onunla evli olma ihtimalini beynimin içinde tartıyordum. Sustum. Bendeki garipliği fark etmiş olacak ki, “Allahtan Müslümanızda böyle bir şey yok” dedi gülerek. Şok olmuş gözlerle ona baktım. Neydi bu şimdi hayal kırıklığımı? Tabi ki senin gibi yakışıklılığın vücut bulmuş hali benimle mi evlencekti. Bunlar ne saçma düşünceler böyle kendine gel Rana! Ayağa kalktım ve “Aç mısın? “ dedim. Başını evet anlamında sallayınca hemen odadan çıkıp yemekhaneye doğru yürümeye başladım. Kenan ile evli olma düşüncesi beynimi işgal ediyordu. Yemek haneden bir tas çorba alıp odaya geri döndüm. Önüne masayı çektim ve yavaşça çorbasını içti. Hemşire içeri girdi ve seruma bir iğne sıktı. “Birazdan uykuya dalacaksınız fazla hareket etmyin” dedi ve gitti. “ Rana sende git artık ben iyiyim” dedi. “Olmaz seni böyle bırakamam. Boşuna ısrar etme” dedim. Önündeki masayı çektim ve Kenanın gözleri yavaşca kapanmaya başladı. Üzerini örttüm. Bende pencereden dışarıyı izlemeye başladım. Şiddetli bi yağmur yağıyordu. Derin düşüncelere dalmıştım ki çalan telefon sesiyle irkilip hemen telefonu kaptım. Kenan uyanmadan açtım ve “ alo” diyerek koridora çıktım. Çıkmaz olaydım. Koridorda Şükrü amca, Hamide teyze, Rozalin ve Melek ablayla karşılaştım. Dona kaldım. ‘Kızım Rana sen şimdi bittin!’ dedim içimdeki mantıklı ses...
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE