Dayım!

1761 Kelimeler
Acem Konağı'nın önünde silahlar ateşlendi. Sesleri duyan herkes avluya toplanmıştı. İbrahim Ağa "Hangi densiz kapımda silah ateşler " diye bağırdı. Kapı kırılırcasına açıldığında İbrahim Ağa karşısında gördüğü adama şaşkınlıkla baktı. Ne işi vardı onun burada? Aslan Ağa "Yeğenimi almaya geldim İbrahim Ağa" diye kükredi. Aslan Ağa'nın arkasında onlarca adamı vardı. Anladı İbrahim Ağa, zor olacaktı bu sefer. Anka'yı elinde tutmak için uğraşmak zorundaydı. Veremezdi Anka'yı bu sefer. Yoksa yapacaklarından kendi bile korkuyordu. İbrahim Ağa "Anka benim kızımdır. Yeri de yanımdır" dedi. Aslan Ağa "Kızın mı? Onun için mi, kocasını Anka'dan boşatıp, kendi kızınla evlendirdin" dedi. Elindeki silahla havaya 2 el sıktı "Anka! Kızım, dayın geldi, korkma çık dışarı" diye bağırdı. Anka, dayının sesini duyunca bağırmaya başladı. Ama duyuramadı sesini. Dayısı hala ona sesleniyordu. Aslan Ağa içeri girmek istedi, ama izin vermediler. Anka bir anda depodaki sandalyeyi alıp, camı kırdı "Dayı" diyerek bağırdı. Yeğeninin sesini duyan Aslan Ağa'yı kimse durduramazdı artık. Koşarak depoya indiğinde yanında oğulları da vardı. Anka bağırmaya devam ediyordu. Tüm gece ağladığı için boğazı ağrıyordu ama susmadı daha da fazla bağırdı. Boğazı yırtılana kadar bağırdı. Aslan Ağa kapıya gelince kırıp açtı. İbrahim Ağa peşindeydi. Anka'yı çıkarmasına engel olmaya çalıştı, başaramadı. Aslan Ağa, yeğenini yavaşça avluya çıkardı. İbrahim Ağa'nın sinirden elleri titriyordu artık "Bırak kızımı Aslan. O benim soyum, benim" diye haykırdı. Hamza "Soyun mu? Sen böyle mi sahip çıkarsın soyuna? Kızı ne hale getirmişsiniz. Anka benim kuzenimdir, halamın kızıdır. Yeri de Kılıç Konağı'dır" dedi. Afran "Ne o Hamza. Yoksa gözün mü vardır Anka'da? Kuma mı alacaksın bacımı" diyerek güldü. Cemal "Sen ne dersin densiz" diyerek elindeki silahı ateşledi. Kurşun Afran'ın ayağının dibine isabet edince Afran geriye doğru sendeledi ve yere düştü biranda. Cemil, silahını Cemal'e doğrultup ateş etti. Kurşun ayağına isabet etti bu sefer "Sen kimsin de bize silah sıkarsın" dedi. Cemal kurşunun isabetiyle sendeleyip kardeşi Kemal'e tutundu. Aslan Ağa "Kan akıttın İbrahim Ağa. Bunun bedelini ödetirim" diyip, silahını Cemal'e doğrulttu. Herkesin elinde bir silah en ufak bir kıvılcımda ateşlenmeyi hazırdı. Berfin hanımağa, oğlunun önüne geçtip, kocasına baktı "Durasın ağam, bırak götürsün. Oğlundan kıymetli midir bu yosma" dedi. "Sen kimsin ki yosma dersin? Anka'mı kendi doğurduğunla mı karıştırdın Berfin" diye bağırıp, yavaş ama sert adımlarla kocasının yanına geldi Rojda hanımağa. Berfin hanımağa öfkeyle baktı karşısında duran kadına. İyi tanırdı Rojda'yı. Kimseye eyvallahı olmayan, gerektiğinde eline silahı alıp adam öldüren biriydi Rojda. Berfin hanımağa'nın yüzünde bir gülemseme belirdi "Kızımın adını ağzına almayasın. Namusuyla kocasının evinde oturur. Bunun gibi namussuzluk mu yapar Rojda hanımağa" dedi. Hanımağa sözünün üzerine basarak söyledi. Anka'nın gözleri büyüdü. O gece geldi aklına. O gece, herşeyini kaybetmişti Anka. İçinde kalan azıcık masumiyette o gece ölmüştü. Biliyordu, herşeyi biliyordu. Açık açık tehdit ediyordu Anka'yı. Karşı gelirsen, konuşurum diyordu. Aslan Ağa "Ne demek namussuz? Sen ne dersin kadın" diye kükredi. Anka, Rojda hanımağanın kollarında tir tir titriyordu. Yengesinin gözlerinin içine baktı. Konuşmaması için yalvarıyordu adeta. Yaşayamazdı, yaşayamazdı bu utançla. Berfin hanımağa "Dölsüzlükten ötesi var mıdır? Kaç yıl oldu bi bebe veremedi kocasının kucağına. Oğlum kuma mı getirseydi karısının üstüne. Şükür ki, Asmin'im var da hallettik meseleyi" dedi. Nurcan "Anam doğru der. Soyumuz mu kurusun, yoksa üstüme kuma mı gelsin istersiniz" dedi. Rojda hanımağa konuşacakken kocası eliyle susturdu onu "Kız aldınız, kız verdiniz. Berdel bozulmadı. Amma, olan benim yeğenime oldu İbrahim Ağa! Ben Anka'yı bırakmam burada sizin yanınızda bir daha. Benimle gelecek yeğenim. Bacımın emanetidir, başımın üstünde yeri vardır. İbrahim Ağa "Olmaz öyle şey. Anka bu konağın kızıdır, namusudur. Yeniden Acem olduğuna göre törelerimiz ne derse o olur. Burada dizimin dibinde oturacak" dedi. Aslan Ağa bırakmaz istemez yeğenini bu zorbaların eline. Zaten içi yanar sahip çıkamadığı için kardeşinin emanetine. Zorla berdel ettiler. Elinden birşey gelmemişti o zamanlar. Töreye uymak zorundaydı. Şimdi de yuvasını yıkarlar. Allah bilir hangi ağaya satacaktı gül gibi yeğenini İbrahim Ağa.Bu sefer izin vermeyecekti. Alacaktı yeğenini, kurtaracaktı kardeşinin emanetini bu zalimlerin elinden. Konakta tartışma, kavga bitmedi. Ne sesler kesildi, ne de silahlar sustu. Sonunda bu işi ağa meclisinde çözmeye karar verdiler. Yoksa kan dökülecekti. Korkusu yoktu Aslan Ağa'nın. Yeğeni için gerekirse can alırdı da can verirdi de. .......... Kılıç Konağı Anka için ağalar meclisi toplandı. Gerginlik hat safhadaydı. Neler oluyordu böyle? Kadim aşireti ve Taşkın aşiretinin rezilliğinden sonra şimdi de bu. Söze, Aslan Ağa başladı "Hepiniz duymuşsunuz olanları ağalar. Yusuf, yeğenim Anka'yı boşadı. Üstelik kuzeni Asmin' le evlenmek için. Anka kan dökülmesin diye berdele razı gelip evlendimişti, ihanete uğradı. Hem de kendi kanı tarafından. Yeğenimi almak isterim. İbrahim Ağa da engel olmak. Sizler sözleyin, bu kadar zulüme uğrayan yeğenimi basıl bırakırım" dedi. Murat Ağa "Yeğeninin başına gelenlere üzüldük Aslan Ağa. Ama bilirsin, töre ne derse o olur, İbrahim Ağ'nın hakkı var. Anka, Acem aşiretindendir. Yeri de yurdu da orasıdır. Nikah olmadan dul kadının evinde kalması doğru mudur? Kuzende olsalar namahrem sayılır" dedi. Kemal "Sizin evde kiminle nikahı var da, mahremiz olur" dedi. İbrahim Ağa " Anka, abimim kızıdır. Hem anası da nikahlı karımdı. Yanımda kalması doğru olandır" dedi. Fırat Ağa "Doğru dersin, doğru dersin de Aslan Ağa da dayısıdır. Nasıl ki senin hakkın, onunda hakkıdır yeğenini yanında istemek. Hem senin evinde de oğulların yok mu? Laf, sözse senin evinde de çıkar. 2 evde de kuzenleriyle kalacak" dedi. Ağalar başlarını sallayıp, hak verdiler Fırat Ağa'ya. İbrahim Ağa aleyhine konuşanlara hiddetle karşılık veriyordu. Ateş Ağa "Anka sana laf getirmeden bunca yıl namusuyla yaşadı kocasının evinde. Bence ona sormalıyız, o karar versin. Bu hayatı yaşayacak olan o sonuçta" dedi. Afran öfkeyle yerinden kalktı "Onun ne haddine midir, karar vermek. Hem kadın kısmı ne bilir. Babam atasıdır, o ne derse onu kabul edecek elbet" diye bağırınca Ateş Ağa kaşlarını çatıp, elini kaldırdı. Ateş Ağa " Bu zamana kadar bekledim. Biri söyler diye. Hiç değilse Aslan Ağa lafını eder dedim etmedi. Yusuf, karısını boşadı, kuzeniyle evlendi. Şimdi kocasının yeni karısının ailesinin evinde kalması ne kadar doğrudur, siz söyleyin" dedi. Bu kadar zaman susup oturan Yusuf "Benle Asmin'in bu olayla ilgisi yoktur. Anka'yı kardeşim ölmesin diye aldım. Bunu hepiniz iyi bilirsiniz. 4 yıl oldu kucağıma değil oğlan vermek, bir kere gebe bile kalamadı. Soyum mu kurusun? Berdel bozulmasın, kardeşim ölmesin diye de Asmin' le evlendim. Bizi bu işe karıştırmayın" dedi. Cemal "Kardeşim için evlendim dediğin kız gebedir gebe. Kuzenimi boşayıp alsaydın haklıydın. Ama sen ihanet ettin" dedi. Bu böyle olmayacak, kararı kendi verecekti Ateş Ağa. Yoksa ya kan davası çıkacaktı, ya da hayatı zindan edeceklerdi kıza. ............ Tüm aşiretlerin kadınları toplanmış. Bu sefer neler olacak diye dikkatle etrafı izliyorlardı. Yaren'in yediği haltların ötesi olmaz diye düşünmüşlerdi. Ama Asmin'in yaptığı onu da geçmişti. Yaren de Berivan hanımağanın yanında oturmuş etrafı bakışlarıyla tarıyordu. Sanki hiçbirşey olmamış, Kadim aşiretinin hanımağası gibi poz kesiyordu. Sanki kocasını aldatıp, başka adamdan gebe olan o değilmiş gibi davranıyordu. Berivan hanımağa da kimseye laf vermemek için susup, elini Alaca'nın elinden çekmiyordu. Anka, Rojda hanımağanın yanında başını öne eğmiş, öylece oturuyordu. Rojda hanımağa tüm heybetiyle durmuş, herkese gözdağı verip, Anka'nın yalnız olmadığını gösteriyordu. Zavallı yeğeni perişan haldeydi. Kimbilir ne eziyet ettiler diye kurup duruyordu kafasında. Anka'nın yüzü gözü morarmış, kaşı patlamış, boynu bükük iki büklüm oturuyordu. Simsiyah saçları karman çorman, yüzü ifadeden çok uzak, siyah gözleri ise yaşadıklarından dolayı gecenin en karanlık anından bile daha karanlıktı. Gözlerinin içi ağlamaktan kan çanağına dönmüş, zayıf olan beli iyice zayıflamış, beli yaşlı bir kadın gibi iki büklümdü. Bembeyaz teni iyice soluklaşmış adeta hayalete benzetmişti Anka'yı. Yüzü ve kolları morluk ve çizik içindeydi. Onu gören kimse 23 yaşında olduğuna inanmazdı. Yaşı 23 olsa da görünüşü 50 yaşında bir kadının yorgunluğuna sahip, ruhu ise son nefesini verircesine yok olmuştu. Berivan ve Hesna'nın gözleri Anka'nın üstündeydi. Bir kusurunu bulup kendilerini haklı çıkarmanın derdindeydiler. Yusuf ile Asmin' in yaptığı iş değildi. Sevmese de bu kadar zaman çocuğu olmadığı halde kuma almadığı için saygı duyardı Yusuf'a. Anasına hep karşı durmuştu. Sebebi başkaymış, başka planları varmış Yusuf'un. Evde ne yaşar bilmezdi Rojda. Ama yeğeni mutludur diye düşünürdü. Meğerse değilmiş. ANKA Berfin yenge sürekli beni izliyor. Ona bakmamak için sürekli bakışlarımı kaçırsam da bana bakıyor biliyorum. Hem de büyük bir öfkeyle. Yanında da Hesna hanımağa oturuyor. Asmin'in elinin üstüne elini koymuş konuşuyor. Bana hiç böyle davranmamıştı, kıskandım doğrusu. Ayağa kalktığında kafasıyla işaret etti, gelmem için. Gitmek istemedim ilkten. Ama yüzündeki tebessüm kanımı dondurdu. Yalnız anımı kovalıyordu.Ama Rojda yengem yanımdan hiç ayrılmıyor, sürekli yanımda duruyordu. Yengeme tuvalete gideceğimi söyleyip ayaklandım. Gelmek istese de kendim gideceğimi söyledim. İtiraz edemedi, dikkat et dedi sadece. Odadan çıkıp etrafa baktım. Berfin yengemi görünce takip ettim. Arka tarafta bir odaya girdi, bende peşinden tabii. Odaya girdiğim an boğazımı tutup beni duvara yapıştırdı. Yaklaşıp kulağıma yaklaşıp "Eğer evime gelicek olursan, ahtım olsun ki öldürürüm. Canlı canlı yakarım sen. Ananı nasıl öldürdüm, seni de öldürürüm" bir an sustu. Gözlerimin içine dudakları yukarı kıvrıldı "Ya da vazgeçtim, öldürmem. O gece olanları tüm Mardin duyar. O çok sevdiğin dayınla yengen seni ne kadar koruyabilir ki bir düşün bakalım. Anladın mı beni" dedi ve yere fırlatıp, arkasına bile bakmadan kapıyı çarpıp çıktı. Boğacağını zannettim, nefesim kesilmişti. Ne kadar öksürerek yerde durdum bilmiyorum. Neden beni tehdit etmişti ki. Ben o evde kalmak istiyordum ki zaten. Bunu o da biliyor, buna rağmen tehdit etmişti beni. Hem de herşeyi anlatmakla. Başıma gelenlerden kendi sorumlu değilmiş gibi beni suçluyordu. İnanan olur mu bana? Kimse inanmazdı ki. Ya amcamda kalmama karar verirlerse, o zaman ne yapacağım. Yerde bunları düşünürken, kapı açıldı. Kafamı kaldırdığımda karşımda küçük bir çocuk vardı. Önce bana baktı, sonra da yanına gelip oturdu. Elini yüzüme uzatıp gözyaşlarımı sildi "Neden alıyoçun" dedi. "Halacım gel buraya, ev çok kal..." beni görünce sustu. Gülce'ydi sanırım adı. Fırat Ağa'nın kızı, düğünde görmüştüm daha önce. Halimi görünce "Melek! Pusat'ı anneme götür. Rojda hanımağaya da söyle bir baksın" diyerek çocuğu verdi. Yanıma eğilip beni kaldırıp yatağa oturttu "İyi misin, kim yaptı" diyip başıyla boynumu gösterdi. Elim istemsizce boynuma gitti. Morartmıştı demek. Birkaç dakika yengemi bekledik. Yanımda susarak sadece oturup bekledi. Yengem içeriye girince korkudan iyice sindim "Anka'm, Gülce acil diye haber edince çok korktum kızım. Ne oldu sana" diye sordu. Gülce "Sanırım hırpalanmış biri" dedi. Ben hala boynumu saklamaya çalışıyordum. Farkeden yengem "Boğazına ne oldu senin" elimi tutup çekti. Boynumu görünce "Berivan, o yaptı değil mi? Seni yalnız yakalayınca" devamını getiremedi. Gülce bizi yalnız bırakmak için çıktı odadan. Yenge diyip ağlayarak sarıldım. Hıçkırıklarımı tutamıyordum artık, dolmuştum iyice. Gülce haber vermiş olmalı ki, Dicle hanımağa da geldi. Ağladığımı görünce o da teselli etmeye çalıştı. Elimle ağzımı kapattığım halde sesimi susturamıyorum. Sesimi duyup gelenler oldu. Odaya girmek isteyenler olunca Dicle hanımağa izin vermedi. Artık akıtacak gözyaşım kalmayınca odadan çıktık. Ağaların kararını beklemeye başladık. Karar verilmişti. Dayımlarla kalacaktım. Ağlamamı herkes duymuş. Amcam ne kadar isyan etse de dayım diretmiş, vazgeçmemiş benden. Ateş Ağa sağ olsun, dayımdan yana konuşmuş. Kararı o vermiş. Allah razı olsun ondan. Ne kadar zor durumda olduğumu anlamış olmalı. Kurtuldum, o cehennemden kurtuldum artık. Belki birgün yeniden nefes almaya bile başlarım.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE