Araba gri-siyah gökyüzünün altında şehre doğru yol alıyordu. Yağmur yağmaya başladığında elimi arabanın camına koyup, pencereden süzülen ve benim özgürlüğümü seyreden damlalara dokunduğumu hayal ettim. Dudağımda hafif bir gülümseme belirdi. Şehrin ışıkları göründüğünde içimi bir heyecan kapladı. Yabancısı olduğum bir dünyaya giriyor gibiydim. Bu kitaplarda bahsedilen başka dünyalara gitmek gibiydi. Ya da en azından benim için öyle sayılırdı. Çünkü şehir hayatı hakkında neredeyse hiç bir şey bilmiyordum. Hayatımın son sekiz yılı yurt ve yaz kampı adı altında gittiğimiz çiftliklerde geçmişti. Ama hiç şehre götürülmemiştik. Bunu istemeye de hiç hakkımız olmamıştı. Oysa şimdi yaklaştığımız ışıklar kararmış olan havanın içinden göz kırpıyordu bize. Hem çok davetkar hem de korkutucuydu. Çünkü

