
Aşka dair ne biliyoruz?
Aşkı ne kadar tanıyoruz?
Siz hiç size çok aşık birinin düşüncesizce canını yaktınız mı?
Ya da benim gibi iki kişinin arasında kaldınız mı? Bu hikaye aklının sesini dinlemek varken duyguları ile hareket edenler için yazıldı...
-Alıntı-
Virginia Woolf şöyle diyordu:
“Para kazanın, kendinize ait ayrı bir oda ve boş bir zaman yaratın. Ve yazın, erkekler ne der diye düşünmeden yazın.”
Ve eşitlik kavramı üzerinde duruyordu. Kadınların yaşadıklarından örnekler vererek neden tarihte kadın yazarların olmadığını anlatıyordu. Kitapta anlatılanlar yüreğinizi sıkmaya yetiyordu çünkü dünyada baskı şaşırtıcı derecede her yerde neredeyse aynıydı. Belki isimler değişiyor, karakterler, renkler değişiyordu ama yapılanlar değişmiyordu.
Kadınlar birçok alanda baskıya uğramış ve potansiyelleri engellenmişti ya da engellenmeye çalışılmıştı. Bunu yaşamayan birine anlatmak çok zordu. Mümkün değil sizi anlamazdı ama bu satırları okuyan sizlerin beni anladığını biliyordum. Virginia Woolf insanın kendine ait bir odası olmalı derken çok haklıydı çünkü maalesef ki bazılarımız için kendine ait bir oda bile büyük özgürlüktü.
Ve para kazanın diyordu. İnsanın kendi parasını kazanması özellikle bir kadının kendi parasını kazanması özgürlük için en önemli etkenlerdendi. Bu yüzden hayallerimiz vardı ve hayallerimiz için kendimize ait olan bir odada veya bir alanda durmadan çalışıyor tutunacak bir umut ışığı arıyorduk. Benim hikayemde de gördüğünüz gibi hayat bize bu yolda hep çiçekler sunmuyordu. Bazen yollarımız en acımasız dikenlerle dolu oluyordu ve biz o dikenler arasında yürüdükçe kendimizden bir şeyler feda ediyorduk ta ki dikenlerin sonundaki çiçek bahçesini görene kadar…
İşte o çiçek bahçesi bizim potansiyelimiz, umutlarımız ve de hayallerimizdi. Bu bahçeye ulaşmak sandığımız kadar kolay olmuyordu. Zaman zaman düşüyorduk bazen ise durup dinleniyorduk ama başardığımızda geriye acı bir tebessüm ve tatlı bir gurur kalıyordu.
Acı tebessümün sebebi hatalarımız, güvenmeyi seçtiklerimiz ve güvenirken kırıldıklarımızdı. Tatlı gurur ise yolda gelirken kazandıklarımızın eseriydi. Bu yolda ilk olarak batan dikenleri temizlemeyi öğreniyorduk. Ardından yaralarımızı sarmak geliyordu. En sonunda ise dikensiz yoldan gitmeyi öğreniyorduk.
Ben kendi yolumda yaraları sarmaya öğrendiğim evredeydim. Bu satırları okuyan sizlerin hangi evrede olduğunu bilmiyorum fakat bildiğim ve inanmak istediğim tek bir şey var ki dikenler bizi yıldırmadığı sürece hepimizin çiçek bahçesine ulaşacağı bir gün olacak.

