Çikolata

2180 Kelimeler
Büyük balo salonunda hafif klasik müzik eşliğinde sohbet eden insanların uğultusu son hız devam ederken Luca ortada dönen sohbetten sıkılmış bir biçimde içkisini kuruyan dudaklarına götürdü. Soğuk içki boğazından aşağıya doğru kayarken üzerinde olan hayranlık dolu gözler umrunda bile değildi. Onun aradığı başkaydı ve hâlâ gelmesini bekliyordu. "Senin ki geldi dostum." Hemen çaprazındaki adamın yanındaki arkadaşını dürterek bir yeri göstermesi ile içkisini dudaklarından çekip o tarafa döndü. İçeri Jack denen adamın kolunda giren kadını gördüğünde tüm gece yeminliymiş gibi kıpırdamayan dudakları kıvrıldı. Beyazlar içinde tıpkı bir melek gibi görünüyordu. Aralarında metreler dâhi olsa gözlerindeki ürkekliği fark edebiliyordu Luca. " Bu kadına deli oluyorum. Bu gece bir fırsatını bulup konuşmalıyım." Luca' nın bir kaşı tehditkâr bir şekilde havaya kalkarken bakışlarını masasına yerleşen kadından çekip konuşan adama döndü. Deli olmak? Gerçekten mi? Canına susamış olmalıydı. Boğazını sesli bir şekilde temizlediğinde onun hedefindeki bakışlar kendisine yöneldi. Böyle daha iyiydi, hem sinirleri için hem de konuşanların can sağlığı için. "Ben gitmek istiyorum." dedi Eva, Jack' e bakmadan. Eğer bakarsa tırnaklarını o yakışıklı suratına geçirebilirdi. Jack masadakilere gülüp, gülüşünü bozmadan Eva' ya eğildi. "Saçmalama, daha yeni geldik. Şimdi kalkıp gidersek çok dikkat çekeriz." "Umrumda değil Jack." "Tanrım! Eva, beni öldürmek mi istiyorsun?" " Nereden anladın? Bunu eve saklıyorum merak etme." Jack derin bir nefes alıp tekrar konuşmaya başladı. "Eva, yapamayız. En azından şu Luca denen adamla görüşmeden gidemeyiz." "Onunla görüşmek istemiyorum." dedi Eva çocuksu ses tonu ile. "O adamla iş yapıyoruz, biraz mantıklı düşün lütfen." "İşi iptal et." dedi kararlı bir sesle. Kesinlikle yapmalıydı bunu, böylece bir daha karşılaşmamış olurlardı. "Ağh! Eva! Lütfen yapma. İmzalar çoktan atıldı. Böyle bir işi iptal etmek demek, iflas bayrağını çekmek demek." " Lanet olsun Jack." diyerek oturduğu yerde inledi. Eve dönünce kesinlikle Jack' i öldürecekti, hatta havuzda boğacaktı. O dövmelerini de derisinden yüzecekti. " Sadece eğlenmeye çalış, canını sıkacak hiçbir şey yok." "Sen öyle san" diye ağzında geveledi Eva. Bakışları o masaya bir kez daha döndüğünde direk gözlerinin içine bakan keskin bakışlarla karşılaştı. Bu adamın bakışları onu rahatsız ediyordu, sanki bedeni geriye çekiliyor ve onun önünde sadece paramparça olmuş ruhu ile kalıyordu. Bu kadar derin bakışlar Eva için ürkütücüydü. Kısa bir süre daha onu intihara sürükleyecek boğucu konuşmalara katlanan Eva bir kez daha Jack' in koluna dokundu. "Gidelim artık, nefes alamıyorum burada." Sevmiyordu kalabalık ortamları. Jack, Eva' nın yeterince zorlandığını anladığından kabul etti bu teklifi. "Peki, şu adama görünüp çıkalım." dedi kalkmaya hazırlanırken. Eva, Jack ile birlikte ayağa kalktığında çeşitli noktalardaki bakışlar onlara dönmüştü. "Ben gelmesem." dedi şansını bir kez daha deneyerek. "Olmaz Eva, sen şirket sahibisin. Hadi gidelim, kısa sürecek söz veriyorum." dedi Jack elini onun sırtına atıp cesaretlendirirken. Eva kabullenmiş bir şekilde Jack' e ayak uydurdu. Selam verip çıkacaklardı ve bir daha görüşmeyeceklerdi. "Peki" Luca, göz hapsine aldığı masada yaşanan hareketlilik ile o tarafa kilitlendi. Kendisi ile beraber oraya dönen bakışları fark etse de üzerinde durmadı. Eva bir kez daha Jack' in koluna asılarak onun masasına doğru yürümeye başladığında kendisine bakan Jack ile buraya geldiklerini anladı ve ayağa kalkarak karşıladı onları. "İyi akşamlar bay Guerra." dedi Jack elini uzatırken. "İyi akşamlar," diyerek uzatılan ele karşılık verdi Luca. Bakışlarını Jack' ten çekip bakışları yerde olan kadına çevirdi. "Seni görmek güzel Eva." diyerek samimi bir şekilde konuştu. En başından aradaki resmiyeti kaldırmıştı, istemiyordu. Eva yerdeki bakışlarını kaşlarını çatarak ona bakan derin bakışlara karşılık verdiğinde, Jack' in kaşları hayretle yukarı kalkmıştı. Bu adam onların Eva' ları ile mi ilgileniyordu yoksa. Hiç şansı yoktu. Eva, ona bakan gözlere karşılık vermezken arkadan gelen bir ses aralarına girdi. Ah, bu az önce Luca' nın yanında Eva' ya deli olduğundan bahseden adamdı. Canına susamış olmalıydı. "Bayan Brown, sizi görmek ne güzel." diyen genç adam elini Eva' ya doğru uzattı ancak aldığı tek karşılık Eva' nın bir adım gerilemesiydi. Jack durumu açıklamak adına konuşacakken Luca ondan önce davranıp büyük elini yanında duran adamın omuzuna koydu ve sertçe sıktı. Bir nevi uyarıydı, dikkate alması gereken bir uyarıydı. "Eva temastan hoşlanmıyor, uzak durmalısın." dedi genç adamı adeta gözleri ile yere gömerken. Genç adam hem omuzundaki baskıdan hem de Luca gibi bir adama karşı duyduğu korkudan yutkunarak Eva' ya döndü, "Özür dilerim." deyip oradan uzaklaştı. Luca giden adamın arkasından memnun bir şekilde bakıp tekrar Eva' ya döndü. "Buyrun, oturun." dedi kendi masasındaki az önce boşalan sandalyeleri göstererek. Jack kolunu delmek üzere olan tırnakları yok saymaya çalışarak gülümsedi. "Davetiniz için teşekkürler bay Guerra ancak biz biraz erken ayrılmak durumundayız." dedi. Luca anlayışlı bir şekilde başını salladı, bu kadarının bile Eva için fazla olduğunu tahmin edebiliyordu. "Elbette, daha sonra tekrar görüşmek üzere." diyerek tekrar elini Jack' e uzattı. Jack ve Eva geldikleri gibi kol kola çıkarken Luca, onlar gözden kaybolana kadar takip etmişti. Eva ile konuşmayı ummuştu ancak yine de onu görebildiği için şanslı sayılırdı. Onun için sevinmişti aslında, buraya gelmesi bile tedavisi için büyük bir basamaktı ve Luca onda ki cesarete hayran olmadan yapamıyordu. Jack ve Eva sessiz geçen araba yolculuklarından sonra sonunda evlerinin bahçesine girdiklerinde, Eva arabadan inip ondan önce inen ve kapıya doğru ilerleyen Jack' in eline yapışıp onu evin arka tarafına doğru sürükledi. "Ne yapıyorsun Eva? Çok yorgunum, bırak da yatağıma kavuşayım." dedi uykulu gözleri ile. Sessizlik her zaman Jack için uyku çağırıcı gibi bir şeydi. Önde ilerleyen Eva topuğunun toprak zemine batmasını önemsemeden gözlerindeki intikam parıltıları ile kısaca baktı arkasında sürüklediği adama. "Uyutacağım ben seni." Eva sonunda hedefine ulaştığında ayakta uyuyan Jack' in tam karşısında durup tuttuğu kolunu bir omuzuna atarak, dev cüsseli arkadaşını önünde bulunduğu havuzun serin sularına attı. Jack önce havalanmanın hemen sonra bedenine bir diken gibi batan soğuk suyun etkisi ile ayılmış ve çırpınmaya başlamıştı. "Lanet olsun! Bunu yanına bırakmayacağım...bittin sen...huzurla uyuma sakın." Eva içi rahatlamış bir şekilde arkasını döndü ve hâlâ havuzda çırpınıp ona tehditler savuran adama orta parmağını havaya kaldırarak bahçe kapısından içeri girdi. Nasılsa hiçbir uykusu huzurlu değildi. Geceyi saran karanlık yavaş yavaş çözülmeye başlayıp, etraf çıplak göz ile görülebilecek duruma gelirken, Jack ses çıkarmamaya özen göstererek önce mutfağa ilerlemiş, oradan alması gerekeni alıp çıkarak tekrar merdivenlere ilerlemiş ve aynı sessizlikte yukarı çıkmıştı. Merdivenler sonuna geldiğinde başına örttüğü siyah kapşonlu ceketinin altında genişçe güldü. Her şeyin bir bedeli vardı. Hâlâ karanlık olan koridorda parmak uçlarında yürüyerek Eva' nın kapısına yaklaştığında bir anda başına aldığı sert darbe ile sendeledi. "Tanrım!" diye acıyla inleyip arkasını döndüğünde ikinci bir darbeyi sol gözü yiyerek boylu boyunca yere serildi. "Ah! Işıkları kim açtı?" ise karanlığa teslim olmadan önceki son sözleri oldu. Eva diken üstündeki uysundan, koridardaki sesler ile uyandığında her zaman yastığının altında bulunan çakıyı alıp temkinli adımlarla açtı kapıyı. Tam kapısının önünde baygın yatan Jack ve onun tepesinde elinde beyzbol sopası ile dikilen Anna' yı gördü. Elini duvardaki düğmeye atıp odasını aydınlattığında koridorda aydınlanmıştı. "Ne oluyor burada? Anna?" Anna hâlâ şaşkın bir şekilde yerde baygın yatan Jack' e bakarken Eva' nın sesi ile ona döndü. "Efendim ben...ben sabah yürüyüşü için kalkmıştım. Bir karartının merdivenlerden çıktığını görünce...efendim özür dilerim." dedi mahcup bir şekilde ve başını eğdi. Eva bir yerde yatan arkadaşına bir de elinde sopa ile duran korumasına bakıp uzun bir aradan sonra ilk kez sesli bir şekilde güldü. Gülüşü dudaklarında hoş bir gülümseme olarak kaldığında ona şaşkınca bakan Anna' ya döndü. "Dert etme." dedi elini havada sallarken. "Zaten ona sinirim geçmemişti." "Ama efendim..." "Boşver dedim Anna, üzülme, Jack' te bunu sorun etmeyecektir. Hadi onu aşağıya taşıyalım." Eva ve Anna, neredeyse besili bir inek kadar ağır olan Jack' i kan ter içinde aşağıya indirip salondaki koltuklardan birine attığında, Anna koşa koşa mutfağa gitmiş ve elinde bir buz torbası ile geri dönmüştü. Anna Jack' in yanına oturup torbayı yüzüne tutarken ancak fark edebilmişti Eva, arkadaşının kızarmaya başlayan yüzünü. Bu malzeme ona bir hafta yeterdi. Saat 8' e gelirken Jack kafasına geçirdiği siyah şapkası ile Eva' nın arkasından gelerek arabaya bindi. Jack arabaya bindiğinde kafasındaki şapkayı çekip koltuğa fırlattı ve aynadan, arabayı kullanan Anna ile göz göze geldi. "Günaydın kızlar, Anna?" derken sesi hiçte masum çıkmıyordu. Anna başını suçlulukla eğdi, bir süre bu laflara katlanmak zorundaydı. "Günaydın efendim." dedi düz bir sesle. "Günaydın efendim" diyerek karşılık verdi Lora keyifli çıkan sesi ile. Anna' nın sabah anlattıklarına fazlasıyla gülmüştü. Araba şirkete vardığında Jack sesli bir şekilde oflayıp şapkasını başına geçirdi ve arabadan inerek Eva' yı beklemeden hızlı adımlarla şirkete girdi. Hâlâ arabada olan Eva, Anna' nın sıkıntılı halini fark ettiğinden öne doğru eğilip elini onun omuzuna koydu. "Takma sen onu, hem Jack mora bayılır." Anna patronundan böyle samimi bir hareket beklemediğinden hem şaşkın hem de mutluydu. "Sevdiği rengi yüzünde taşıma fikri pek hoşuna gitmedi sanırım." Eva, Anna' nın omuzuna hafifçe vurup çekti elini. "Boşver sen onu." diyerek indi arabadan. Bakışlarını yine zemine indirerek girdi içeri. Odasına çıkana kadar da asla etrafına bakmadı, kimseyle göz göze gelmedi. Odasına girdiğinde Jack' inde asistanı çıkmak üzereydi ve Eva' ya selam verip çıktı. Eva masasına geçip yerleştiğinde odanın ortasında dolanan arkadaşına baktı. "Oturmayı düşünüyor musun?" dedi bıkkın çılan sesi ile. Jack sonunda dolaşmaya son verip kendini Eva' nın karşısındaki koltuğa attı ve kollarını birbirine bağladı. "Luca görüşme talep etmiş, bugün saat 1' de seni bekliyor." dedi intikam kokan ses tonu ile. "Saçmalama" diyerek ayaklandı Eva, asla o adam ile görüşemezdi, konuşamazdı da. " Hayatta gitmem, sen git." dedi topu Jack' e atarken. Roller değişmiş, bu sefer odada dolanan kişi Eva olmuştu. Jack oturduğu koltuğa iyice yayıldı ve bir ayağını diğer bacağının üzerine attı. "Üzgünüm bebeğim ama adam seninle görüşmek istemiş. Ayrıca, " dedi yüzünü işaret ederken, bir gözü tamamen morarmış ve şiştiği için ancak yarıya kadar açılıyordu. "bu yüzle değil bir görüşme yapmak, şu odadan dışarı adımımı bile atmam." dedi kararlı bir sesle. Eva hızlı adımlarla Jack' in tepesine dikildi. "O zaman ara, görüşmeyi ertele. Gözün daha iyi olunca da gidersin." Jack bacağını yere indirip sahte bir hayretle baktı tepesinde dikilen kadına. "Sen ne kadar zekisin öyle ya, inanılmaz bir şey." Eva gözlerini kızıp Jack' in kafasına bir şaplak indirdiğinde genç adam acıyla inledi. "Ah! Şişmişti orası Eva!" "Banane, ara çabuk." Jack hâlâ başını kovalarken ayağa kalktı, daha fazla şiddete maruz kalmamak için en iyi çözüm odasına kaçmaktı. Bu kadınların hepsi şeytandı, hepsi. "Adam yarın ülkeden ayrılıyor, erteleme gibi bir şansımız yok. Saat 1' de otelde seni bekliyor. İyi çalışmalar." Jack kaçarak odadan ayrılırken Eva koltuğuna oturmuş kara kara düşünüyordu. Gidemezdi, dışarısı güvenli değildi. Güvenli gelmiyordu gözüne. Kapısının ardında kötülüklerle dolu bir dünya vardı ve Eva o dünyadan korkuyordu. Gidemezdi. Saatler 12.30' u gösterirken Eva odasının içinde dolanıp duruyor, ayağını acıtmaya başlayan ayakkabısını hissetmiyordu. Gerginlik tüm bedenini sararken avuç içleri terliyordu. O adam ile görüşmek başlı başına bir sorunken tek başına bir iş görüşmesi yapmak apayrı bir sorundu Eva için. Saate kaydı bakışları, 12.34. Şimdi çıkıp gitse bile geç kalırdı, en iyisi gelemeyeceğini haber vermekti. Çok acil bir durum varsa da daha sonra Jack ile görüşebilirdi. Aldığı karar ile masasına ilerleyip telefonu eline aldı asiatanının numarasını tuşladı. Çalan telefon açılmazken odasının kapısı açıldı ve asistanı içeri girdi. "Efendim, bay Luca Guerra geldiler." Eva telefonu kulağında donmuş bir şekilde kaldığında Luca heybetli bedeni ile odasına girdi. "Siz çıkabilirsiniz." dedi asistanın yüzüne bakmayarak. Önünde daha güzel bir manzara vardı, Eva' nın şaşkınlıktan açılan gözlerine bakarken gülümsememek için zor tuttu kendini. Eva telefonu kulağından ayırıp yavaşça yere bırakırken hâlâ bu adamın gözlerine baktığına inanamıyordu. Oysa Luca ilk defa onunla bu kadar uzun süre göz göze kaldığı için durumdan oldukça memnundu. "Oturmayacak mısın Eva?" dedi yine aradaki resmiyeti kaldırarak. Luca' nın tok sesi kulağına dolduğunda kendine gelebildi sonunda. Bakışlarını adamın gözlerinden çekip yerine oturdu. Tanrı aşkına bu adamın burada ne işi vardı? "Gelmeyeceğini tahmin ettiğim içim kendim geldim, böylece iş yerini de görmüş oldum." dedi memnuniyet barındıran sesi ile. Odaya gelene kadar gördüğü kadarıyla şirketteki erkek çalışan sayısı oldukça azdı. Bu güzel bir şeydi. "Sade bir kahve alabilirim." dedi bu seferde. Görüşme talep edecek kadar önemli bir konu yoktu ortada, sadece gitmeden önce görmek istemişti genç kadını. Eva yine tedirgin olmaya başlamışken karşısındaki adamın sözleri sinirlerini bozmaya başlamıştı. Hem haber vermeden geliyordu hem de pişkin pişkin kahve istiyordu. İçinden kendi kendine sakin olması gerektiğini söyleyerek telefona uzandı. "Odama sade bir kahve." diyerek kapattı. Luca elini kaldırıp dudaklarına götürürken gülümsedi hafifçe, sonunda sesini bir kez daha duyabilmişti. "Önce iş konuşalım." dedi tok çıkan sesi ile. "Yarın buradan ayrılıyorum ve sezon açılışında da burada olmayacağım büyük ihtimalle." Eva rahatladığını düşünerek başını salladı. Hâlâ ona bakmıyordu. Onun burada olmaması demek Eva için iyi bir şeydi, kaçtığı bakışların uzakta olması onu daha az tedirgin edecekti. Luca masasında oturan kadının her bir ayrıntısını özenle inceliyor ve hafızasına kaydediyordu. "Benim yokluğumda yerime bakacak bir müdür olacak. Sizde onunla görüşeceksiniz bundan sonra. " dedi aynı düz sesi ile. Sırf Eva için kadın bir müdür tercih ermişti. O yokken görüşmeleri rahat yapabilmesi için. " Yokluğumda işleri idare edebileceğinizi umuyorum, yoğun bir dönem olacak." Eva boğazındaki yumruyu yutkunarak geçirmeye çalıştı, zayıf görünmek istemiyordu. " Sorun değil, halledebiliriz." dedi hâlâ masasındaki bir noktaya odaklanmışken. O bakışlarını masadan çekmezken odayı kaplayan sessizlikte kumaşların sürtünme sesi geldi kulaklarına. Gidiyor muydu? Yine de cesaret edipte kaldıramadı başını, o bakışlar karşısında çok çaresiz hissediyordu kendini. Zeminde yankılanan adım seslerini durduğunda sırtını dikleştirdi ve kesik bir nefes çekti dudaklarından. Adımlar tam masasının önünde durduğunda cesaretini toplayıp başını kaldırmaya hazırlanırken görüş açısına bir paket çikolata girdi ve paleti tutan büyük el yavaşça geri çekildi. Adımlar ondan uzaklaşıp kaybolurken Eva' nın tıpkı düşünceleri gibi karmaşık olan bakışları hâlâ masasındaki bir paket çikolatadaydı.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE