CİWAN Boynuna bıraktığım öpücüklerin sıcaklığını bile fark etmiyordu. Düğün gecesinin yorgunluğu bedenine çöreklenmiş, onu ağır bir uykunun koynuna teslim etmişti. Oysa normalde en ufak dokunuşumu bile hemen hisseder, gözlerini aralayarak bakardı. Şimdi ise göğsümde derin derin nefes alıyordu. Kollarımı biraz daha sıktım, bedenini kendime doğru çektim. Kırmızı tül geceliğin altından belli belirsiz görünen kumral teni, sabah ışığında daha da büyüleyici görünüyordu. Sıcaklığıyla içimi yumuşatan bir renk, bir ten değil, bir masaldı sanki. Birden, uykunun içinden gelen hafif bir mırıltıyla kıpırdanmaya başladı. Dudaklarım istemsizce bir gülümsemeyle kıvrıldı. “Ciwan...” dedi, sesi hâlâ rüyanın sisinden çıkamamıştı. Yorgun, kırılgan, ama bir o kadar da tatlı. “Efendim güzelim?” dedim yum

