1. Bölüm – Bazı Sessizlikler Çığlık Atar
İnsan bazen hayatının ne zaman ağırlaşmaya başladığını hatırlayamazdı.
Derin ise hatırlıyordu.
Çünkü onun hayatı tek bir günde değişmemişti.
Küçük kırgınlıklar birikmiş, söylenen cümleler içinde yara olmuş, görmezden gelinen duygular yıllar boyunca sessizce büyümüştü.
Kimse bunu fark etmemişti.
Belki de fark etmek istememişlerdi.
Derin Kara yirmi dört yaşındaydı.
Hayatının en güzel yıllarında olduğunu söylüyorlardı.
Oysa o, aynaya her baktığında gözlerinin altındaki morluklardan başka bir şey göremiyordu.
Telefonunun ekranı aydınlandı.
Saat sabah yediye geliyordu.
Artık alarm kurmasına gerek kalmıyordu.
Eskiden sabah beşte uyanırdı.
Şimdi ise işsizdi.
İşsiz olmasına rağmen bedeni hâlâ eski düzenini unutmamıştı.
Gözlerini tavana dikti.
Bir süre öylece yattı.
Eskiden bu saatte çoktan hazırlanmış olurdu.
Sessizce salona geçer, kıyafetlerini orada giyerdi.
Ablası çalışmıyorsa onu uyandırmamak için odasında ışığı bile açmazdı.
Dolabın kapağını yavaş kapatır...
Ayakkabılarını eline alıp kapının önünde giyerdi.
Kimse rahatsız olmasın diye.
Kimse onun yüzünden uyanmasın diye.
Şimdi bunların hiçbirine gerek yoktu.
Ama alışkanlık kolay değişmiyordu.
Yatağından kalktı.
Kapıyı sessizce açtı.
Ev henüz uyanmamıştı.
Mutfağa geçti.
Buzdolabını açtı.
Bir parça peynir çıkardı.
Ekmeğin arasına koydu.
Her zamanki gibi kendine küçük bir sandviç hazırladı.
Annesi hiçbir zaman onun için kahvaltı hazırlamamıştı.
Derin de bunu hiçbir zaman sorun etmemişti.
Çalışırken de böyleydi.
Sabah aceleyle kendi kahvaltısını hazırlar, mutfağı toplar, tabağını yıkar, sonra işe giderdi.
Yoğun bakımda uzun bir gün onu beklerdi.
Şimdi ise önünde uzun bir boşluk vardı.
Sandalyeye oturdu.
Bir lokma aldı.
İştahı yoktu.
Son iki aydır çoğu sabah böyle geçiyordu.
Yemek yemek zor geliyordu.
Düşünmek daha kolaydı.
Salonun camından dışarı baktı.
İnsanlar işe gidiyordu.
Otobüs durağında bekleyenler...
Elinde kahvesiyle yürüyen gençler...
Sırt çantalarını takmış öğrenciler...
Hayat herkes için devam ediyordu.
Derin ise durmuş gibiydi.
İki ay önce devlet hastanesindeki görevinden ayrılmıştı.
İlk günlerde ailesi onu desteklemişti.
"Sağlığın daha önemli."
demişlerdi.
"İnsan huzurunun olmadığı yerde çalışamaz."
demişlerdi.
Derin de rahatlamıştı.
İlk kez kendisini anlayan bir ailesi olduğunu düşünmüştü.
Ama o destek uzun sürmemişti.
Aradan birkaç hafta geçince cümleler değişmeye başladı.
"Keşke çıkmasaydın."
"Şimdi iş bulmak kolay mı?"
"Bütün gün evdesin."
"Şunu da yapıver."
İlk başta sadece yardım ettiğini düşündü.
Sonra yardım etmek görev oldu.
Görev ise mecburiyete dönüştü.
Sabah kahvaltıdan sonra mutfağı topluyordu.
Sonra evi süpürüyordu.
Çamaşırlar...
Ütü...
Bulaşık...
Toz alma...
Market...
Kimse ona bunları neden hep kendisinin yaptığını sormuyordu.
Sanki evde olduğu için bunların hepsi doğal kabul ediliyordu.
Kapının sesi duyuldu.
Annesi mutfağa girdi.
"Günaydın."
"Günaydın."
Annesi çayı ocağa koyarken Derin sandviçini bitirdi.
Tabağını kaldırdı.
Lavaboda yıkadı.
Tezgâhı sildi.
Annesi hiçbir şey söylemedi.
Derin de söylemedi.
Eskiden annesi işe giderken arkasından,
"Kolay gelsin."
derdi.
Şimdi ise konuşmaları çoğunlukla yapılacak işlerden ibaretti.
"Bugün perdeleri yıkayalım."
"Çamaşırları as."
"Akşama yemek yap."
Derin bunları yapıyordu.
İtiraz etmiyordu.
Ama içten içe tükeniyordu.
Telefonuna bir bildirim geldi.
Eski iş arkadaşı Ece mesaj atmıştı.
"Nasılsın?"
Derin gülümsedi.
Bu soruya cevap vermek son zamanlarda çok zordu.
"İyiyim."
diye yazdı.
Mesajı gönderir göndermez telefonu çaldı.
"Ece..."
"Sen hiç değişmeyeceksin."
"Neden?"
"İyi olmadığında hep 'iyiyim' yazıyorsun."
Derin pencereye baktı.
"Günden güne alışıyorum."
"Neye?"
"Evde olmaya."
"Emin misin?"
Bu sorunun cevabını bilmiyordu.
Alışıyor muydu?
Yoksa sadece susmayı mı öğreniyordu?
Telefon kapandıktan sonra salondaki koltuğa oturdu.
Masanın üzerinde eski bir fotoğraf gözüne ilişti.
Üniversite mezuniyetinden kalan bir fotoğraftı.
Siyah cübbesi üzerindeydi.
Gülümsüyordu.
O gün annesine dönüp,
"Artık ben de meslek sahibi oldum."
demişti.
Annesi ise fotoğraf çekildikten sonra kalabalığın içinde sessizce,
"Keşke başka bir bölüm okusaydın."
demişti.
Derin önce yanlış duyduğunu sanmıştı.
"Neden?"
diye sormuştu.
Annesi omuz silkmişti.
"Yaşlı bakımını pek iyi bir bölüm olarak görmüyorum."
O cümle o gün birkaç saniye sürmüştü.
Ama etkisi yıllarca geçmişti.
Derin yine de pes etmemişti.
"Bir gün iş bulacağım."
demişti.
"Kendimi göstereceğim."
O gün buna bütün kalbiyle inanıyordu.
Ama henüz bilmiyordu...
Hayat ona sadece iş bulmanın değil, değer görmenin de ne kadar zor olduğunu öğretecekti.
Ve bunu en çok, en güvendiği insanların yanında yaşayacaktı.
Derin, elindeki mezuniyet fotoğrafını uzun süre izledi.
Fotoğraftaki kızın gözlerinin içi gülüyordu.
Omuzlarında siyah cübbesi, elinde diploması vardı. O gün geleceğin kendisine çok şey getireceğini sanmıştı.
Mezuniyet töreninden sonra arkadaşları birbirlerine sarılmış, fotoğraflar çekilmiş, hayaller kurulmuştu.
"Birkaç aya çalışmaya başlarız."
"Ben özel hastaneye başvuracağım."
"Ben şehir dışına giderim."
Herkes umutla konuşuyordu.
Derin de konuşuyordu.
Çünkü o gün, hayatın bu kadar zor olabileceğini bilmiyordu.
Yaşlı Bakımı bölümünü isteyerek seçmişti.
Lisedeyken babaannesine aylarca bakmıştı.
Onun ilaçlarını vermiş, yemek yedirmiş, yürürken koluna girmişti.
Babaannesi bir gün elini tutup,
"Senin kalbin güzel kızım."
demişti.
Belki de o yüzden bu bölümü seçmişti.
İnsanlara yardım etmeyi seviyordu.
Onların yalnız hissetmesini istemiyordu.
Üniversitenin ilk günü heyecandan bütün gece uyuyamamıştı.
Yeni arkadaşlar edinmiş, derslere büyük bir istekle girmişti.
Anatomi dersleri…
İlk yardım…
Yaşlı psikolojisi…
Hasta bakımı…
Her ders ona doğru yerde olduğunu hissettiriyordu.
Ama aynı heyecanı evde bulamıyordu.
Bir akşam mutfakta annesine derslerini anlatıyordu.
"Bugün yaşlı hastalarda iletişimle ilgili ders gördük."
Annesi çayı karıştırırken başını bile kaldırmadı.
"Hımm."
"Çok güzel geçti."
Annesi kısa bir sessizlikten sonra,
"Keşke başka bir bölüm okusaydın."
dedi.
Derin'in yüzündeki gülümseme yavaşça silindi.
"Neden?"
"Yaşlı Bakımı çok iyi bir bölüm değil."
"Ben seviyorum."
"Sevmen yetmiyor."
"İş bulamazsan ne olacak?"
Derin cevap veremedi.
İlk kez okuduğu bölüm yüzünden utanması gerektiğini hissetmişti.
O gece odasına geçtiğinde uzun süre tavana baktı.
"Belki annem haklıdır."
diye düşündü.
Ama ertesi gün okula gittiğinde yaşlı bir hastanın teşekkür eden bakışları bütün şüphelerini susturmuştu.
Üniversite bitti.
Arkadaşlarının bazıları hemen işe başladı.
Bazıları başka şehirlere taşındı.
Bazıları evlendi.
Derin ise her sabah bilgisayarın başına oturup iş ilanlarına bakıyordu.
Bir başvuru…
Bir başvuru daha…
Bir başvuru daha…
Günler haftalara, haftalar aylara dönüştü.
Sonra bir yıl geçti.
Sonra iki yıl…
Derin hâlâ iş bulamamıştı.
Her reddedilen başvurudan sonra biraz daha içine kapanıyordu.
Ama pes etmedi.
Bir gün internette Almanca kursu ilanını gördü.
Uzun uzun inceledi.
"Belki yurt dışında şansımı denerim." diye düşündü.
Hayatında ilk kez içinde yeniden bir umut filizlenmişti.
Aylar boyunca büyük bir disiplinle çalıştı.
Sabah ders…
Öğleden sonra tekrar…
Akşam kelime ezberi…
Dinleme çalışmaları…
Konuşma pratikleri…
Zorlandığı zamanlar oldu.
Bazen telaffuzunu beğenmedi.
Bazen gramer yüzünden sinirlendi.
Ama bırakmadı.
Çünkü her yeni kelime, ona biraz daha özgürlük gibi geliyordu.
Aylar sonra kurs hocası gülümseyerek,
"Tebrik ederim Derin."
"B2 seviyesine ulaştın."
dedi.
Derin'in gözleri dolmuştu.
Elindeki sertifikaya uzun uzun baktı.
Bu sadece bir kâğıt değildi.
Yeni bir başlangıcın anahtarıydı.
O akşam heyecanla eve geldi.
Annesi mutfaktaydı.
"Anne."
Annesi dönüp baktı.
"Ne oldu?"
"B2 sertifikasını aldım."
"İyi olmuş."
"Almanya'daki ilanlara bakıyorum."
Annesi elindeki tabağı tezgâha bıraktı.
"Ne ilanı?"
"Bakım personeli alıyorlarmış."
"Birkaç yere başvurmayı düşünüyorum."
Annesinin yüzündeki ifade değişti.
"Tek başına mı gideceksin?"
"Evet."
"Sen yapamazsın."
Derin birkaç saniye konuşamadı.
"Neden yapamayayım?"
"Dilini biliyorum."
"Eğitimini aldım."
"Çalışırım."
Annesi başını iki yana salladı.
"Orada tek başına ne yapacaksın?"
"Yapamazsın."
"Boşuna heveslenme."
Derin'in içindeki bütün heyecan birkaç cümlede sönmüştü.
O gece bilgisayarını açtı.
Başvuru sayfası ekrandaydı.
Fare imlecini "Başvur" butonunun üzerine getirdi.
Dakikalarca öyle bekledi.
Sonra sayfayı kapattı.
Kendi kendine,
"Belki gerçekten yapamam."
dedi.
İnsan bazen en çok kendi korkularına değil…
En çok sevdiği insanların ona yüklediği korkulara inanıyordu.
Hayat kaldığı yerden devam etti.
Derin yine iş aramaya başladı.
Aylar geçiyordu.
Bazen umudunu kaybediyor, bazen yeniden toparlanıyordu.
Bir sabah telefonu çaldı.
Bilinmeyen bir numaraydı.
"Derin Kara ile mi görüşüyorum?"
"Evet."
"Şehir Hastanesi İnsan Kaynaklarından arıyoruz."
Kalbi hızlanmaya başladı.
"Başvurunuz olumlu değerlendirildi."
"Uygunsanız görüşmeye bekliyoruz."
Derin birkaç saniye cevap veremedi.
Sonra heyecanla,
"Tabii ki gelirim."
dedi.
Telefon kapandığında elleri titriyordu.
Aylar sonra ilk kez gerçekten gülümsedi.
O an tek düşündüğü şey şuydu:
"Sonunda oldu…"
Henüz bilmiyordu…
O telefon, yalnızca bir işe değil, hayatını değiştirecek uzun bir yolculuğa açılan ilk kapıydı.
Derin, telefonu kapattıktan sonra birkaç saniye yerinden kıpırdayamadı.
Kalbi o kadar hızlı atıyordu ki sesini duyabileceğini sandı.
Üç yıl...
Tam üç yıl boyunca her sabah umutla uyanmış, akşam hayal kırıklığıyla yatağına girmişti.
Gönderdiği onlarca başvuru...
Katıldığı görüşmeler...
"Geri dönüş yapacağız." denilip bir daha aranmayan telefonlar...
Hepsi bir anda gözünün önünden geçti.
Gözlerinden yaş süzüldüğünü fark etti.
Bu kez üzüntüden değil...
Mutluluktandı.
Mutfağa koştu.
"Anne!"
Annesi çay bardağını masaya bırakıp ona baktı.
"Ne oldu?"
"Aradılar."
"Kim?"
"Şehir Hastanesi."
Annesinin yüzünde küçük bir tebessüm belirdi.
"İşe çağırdılar."
"Gerçekten mi?"
Derin heyecanla başını salladı.
"Evet."
Annesi ilk kez uzun zamandır onu sımsıkı sarıldı.
"Gördün mü?"
"Olacağı varmış."
O an Derin'in ihtiyacı olan tek şey buydu.
İnanıldığını hissetmek...
Yıllardır beklediği cümleleri sonunda duyduğunu sanmıştı.
---
Ertesi gün erkenden uyandı.
Bu kez uykusunu kaçıran kaygı değil, heyecandı.
Dolabını açtı.
Görüşme için en sade kıyafetlerini seçti.
Saçlarını özenle topladı.
Aynanın karşısında kendine baktı.
"Güzel geçecek."
diye fısıldadı.
Otobüse binerken elleri hâlâ hafif titriyordu.
Hastanenin önüne geldiğinde derin bir nefes aldı.
Devasa bina karşısında yükseliyordu.
Kapısından giren insanlar, koşuşturan sağlık çalışanları, sedyeler, ambulans sesleri...
Hepsi ona yabancı ama bir o kadar da tanıdık geliyordu.
"Belki de ait olduğum yer burasıdır." diye düşündü.
İnsan kaynaklarındaki görüşme beklediğinden daha kısa sürdü.
Görevli evraklarını inceledi.
Ardından gülümseyerek,
"Yoğun bakım destek personeli olarak başlayacaksınız."
dedi.
Derin'in yüzü aydınlandı.
"Teşekkür ederim."
Görevli dosyayı uzattı.
"Önümüzdeki hafta göreve başlayabilirsiniz."
O an kalbinin içi umutla dolmuştu.
---
İşe başlayacağı ilk gün neredeyse bütün gece uyuyamadı.
Sabah alarm çalmadan uyandı.
Henüz hava karanlıktı.
Sessizce yatağından kalktı.
Ablası izinliydi.
Onu uyandırmamak için kıyafetlerini koluna alıp salona geçti.
Loş ışıkta üniformasını dikkatlice giydi.
Önlüğünün yakasını düzeltti.
İsminin yazdığı kartı taktı.
Aynanın karşısında uzun uzun kendine baktı.
Gülümsedi.
Çünkü yıllardır hayalini kurduğu an sonunda gelmişti.
Mutfağa geçti.
Her zamanki gibi kendine peynirli küçük bir ekmek hazırladı.
Hızlıca yedi.
Bardağını yıkadı.
Tezgâhı sildi.
Ayakkabılarını eline alıp kapının önünde giydi.
Kimseyi uyandırmadan evden çıktı.
Sabahın serinliği yüzüne vurdu.
İlk kez bu kadar mutlu hissediyordu.
---
Hastaneye vardığında heyecandan avuçları terliyordu.
Kartını teslim aldı.
Üniformasını düzeltti.
Sonra yoğun bakım ünitesine doğru yürüdü.
Kapının önünde birkaç saniye durdu.
İçeriden monitör sesleri geliyordu.
Derin derin nefes aldı.
Kapıyı açtı.
İçeri girer girmez orta yaşlı bir hemşire gülümsedi.
"Sen yeni arkadaşımız olmalısın."
"Evet."
"Ben Sevil."
"Hoş geldin."
Derin'in heyecanı biraz olsun azaldı.
"Hoş buldum."
Diğer hemşireler de tek tek yanına geldi.
"Korkma."
"İlk gün herkes heyecanlanır."
"Takıldığın yerde bize sorarsın."
O gün duyduğu her güzel cümle, içindeki korkuyu biraz daha azaltıyordu.
---
İlk haftalar düşündüğünden bile güzel geçti.
Servisteki ekip birbirine yardım ediyordu.
Kimse işini tek başına yapmıyordu.
Bir hasta çevrileceği zaman herkes destek oluyordu.
Yoğun anlarda birbirlerine su uzatıyor, kısa molalarda birlikte çay içiyorlardı.
Derin de kısa sürede ekibin bir parçası olmuştu.
İşini severek yapıyordu.
Odaları temizliyor, hastaların kişisel bakımlarında hemşirelere yardım ediyor, yataklarını düzenliyor, sedyeleri hazırlıyor, ihtiyaç duyulan her anda koşuyordu.
Bir gün yaşlı bir teyzenin saçlarını tararken kadın gözlerini açıp ona gülümsedi.
"Adın ne kızım?"
"Derin."
"Çok güzel ilgileniyorsun."
Derin'in yüzü kızardı.
"İşimi yapıyorum."
Yaşlı kadın elini tuttu.
"Hayır."
"Bunu herkes yapamaz."
O gün eve dönerken bütün yorgunluğunu unutmuştu.
---
Haftalar ayları kovalamaya başladı.
Derin artık hastaneye yabancı değildi.
Koridorlarda yürürken güvenle gülümsüyor, sabah işe gelirken isteyerek kapıdan giriyordu.
Her akşam eve döndüğünde ayakları ağrıyordu ama kalbi huzurluydu.
Bir akşam annesi,
"İşin nasıl gidiyor?"
diye sordu.
Derin'in yüzü aydınlandı.
"Çok güzel."
"Hastalar bazen çok zor durumda oluyor ama onlara yardım edebilmek beni mutlu ediyor."
"Çalıştığım ekip de çok iyi."
Annesi gülümsedi.
"Sevindim."
Derin de seviniyordu.
Yıllar süren bekleyiş bitmişti.
Hayat sonunda yoluna girmiş gibi görünüyordu.
O ise bunun hep böyle süreceğini sanıyordu.
---
Aradan aylar geçti.
Bir sabah hastaneye geldiğinde sorumlu hemşire onu odasına çağırdı.
"Derin."
"Buyurun."
"Önümüzdeki haftadan itibaren görevlendirmen değişecek."
Derin şaşkınlıkla baktı.
"Nasıl yani?"
"Başka yoğun bakım servisine geçeceksin."
"Neden?"
"İhtiyaç var."
Derin kısa bir sessizlik yaşadı.
"Ama ben burada alıştım."
"Biliyorum."
"Merak etme."
"Orada da alışırsın."
Derin başını salladı.
"Tamam."
Odadan çıktığında içinde garip bir huzursuzluk vardı.
Ayşe yanına geldi.
"Ne oldu?"
"Servisim değişmiş."
Ayşe'nin yüzündeki gülümseme kayboldu.
"Hangi servis?"
Derin adını söyledi.
Ayşe birkaç saniye sustu.
Sonra zoraki bir tebessüm etti.
"Üzülme."
"Belki güzel olur."
Ama sesindeki tereddüt Derin'in dikkatinden kaçmamıştı.
İlk kez içinde açıklayamadığı bir korku hissetti.
O gün mesaisi bittiğinde çalıştığı servisin kapısında birkaç saniye durdu.
Koridora baktı.
Burada geçirdiği ayları düşündü.
Kurduğu dostlukları...
Hastaları...
Kahkahaları...
Yorgun ama huzurlu geçen günleri...
İçinden sessizce,
"Her şey aynı kalır."
diye geçirdi.
Ama hayat, bazen en büyük değişiklikleri tek bir kapının ardında saklardı.
Derin henüz bilmiyordu...
Bir hafta sonra gireceği o yeni servis, yalnızca çalışma yerini değil, hayata bakışını da değiştirecekti.
1. Bölüm Sonu