O an, yüzümü hemen aşağıya, tabağımdaki domateslere eğdim. Göz göze gelmekten, o bakışları yakalamaktan korktum. Sanki bakışlarımız buluşursa, bu absürt ve ağır sahnenin gerçekliği daha da katlanılmaz bir hal alacaktı. "Kusura bakmayın," dedi Rüzgâr, nazik ama mesafeli bir sesle. "Herhalde böldüm." "Gelsene," dedi Demir. Ses tonu her zamanki gibi sakin ve kontrollüydü, ama altında, bir bıçak sırtı kadar ince, sertleşen bir şey vardı. Bir uyarı gibiydi. Bir çalışan hemen araya girdi, Rüzgâr için bir tabak ve kahve hazırlamaya koyuldu. Ben ise taş kesilmiştim. Çay bardağımı avuçlarımın arasında tutuyor, ama içmeye cesaret edemiyordum. Boğazımda bir düğüm vardı. Demir, başıyla bana işaret etti. "Belki tanımıyorsundur," dedi, sesi nötrdü. "Serenay. Savaş Çelik'in kızı. Küçük kızı." Rüzgâ

