Anlaşma

830 Kelimeler
Afife Hanım’ın sert yüz çizgileri hiç yumuşamadı. Hazal tül duvağının aradından ona bakarken bile kalbinde tanımlanamaz bir korku hissetmişti. Yutkundu ve içten içe kendini sakinleştirmeye çalıştı. “Hoş gelmişsin evine,” dedi Afife hanım. Hazal şaşırdı. Başını önüne eğdi. “Hoş buldum,” dedi sessizce. Ozan ağa, Hazal’ın elini bıraktı ve Afife hanım oğluna döndü. Oğlu onun için çok özeldi çünkü aşiretin başındaki kişi oydu. Babaları ölmüştü. Amcası ise firar etmişti. Aşiret koltuğu otomatik olarak Ozan Ağa’ya geçmişti. Afife Hanım sert sesiyle konuştu. “Oğlum sen çık. Ben gelinle yalnız konuşayım. Sonra nikaha kendim getirecem.” Ozan Ağa başını sallayıp büyük salondan çıktı ve kapıyı kapattı. O çıktıktan sonra ise o belirgin sert bakışlar daha sert bir hal aldı. “Allah biliyor ki o kahpe ablanı da seni de istemiyorum. Sizin soyunuzdan kimseyi gelin etmeyecektim.” Hazal bir anda şok oldu. Konuşmanın böyle başlamasını beklemiyordu. Afife Hanım devam etti. “Ablan neyse sende o’sun. O kahpeyle aynısın sen. Benim oğluma yakışmazsın.” Hazal ağzını açacak oldu ama kadın devam etti. “Bu evlilik hayır değil lanet getirecek!” Hazal ağzını açtı. “Benimle doğru konuşun.” Afife hanım kahkaha attı. Kötü kadın kahkahası gibiydi. “Sen? Sen kimsin ki? Seni şimdi bir paçavra gibi sokağa atmıyorsam oğlumun takıntısına şükret sen kahpe.” Hazal neye uğradığını şaşırdı. Afife hanım ona yaklaşıp duvağını açtı. “Niyeyse taktı kafayı sana. Artık diğer gelinin kaçmasını hırs mı yaptı niyedir anlamamışız. Bu gece hevesini alacak.” Hazal dişlerini sıkarak nefretle bakıyordu. “Bu evliliği…” dedi yutkunarak. “Bende istemiyorum.” Afife hanım onun yüzünü inceledi. “Sende istemiyorsun demek hahahaha… En zengin, en güçlü aşiretin başındaki adamı istemiyorsun demek.” “İstemiyorum,” dedi Hazal. “Bana bak suratıma,” dedi Afife hanım. Serçe yüzüne bakıyordu. Çenesini tutup Hazal’ın gözlerinin içine baktı. “Taze misin sen?” Hazal yutkundu. “Ne diyorsunuz?” Afife hanım çenesini daha çok sıktı. “O ablan gibi kevaşe misin yoksa taze misin? Daha önce el değdi mi sana?” Hazal kaçarak gitmek istiyordu. Delirecekti. Korkarak geri çekildi. Başını iki yana salladı. “Hayır, hayır,” dedi sendeleyerek. “Sabah çarşafından anlayacaz onu.” Hazal cevap veremedi. Buradan kurtulmak istiyordu ama nasıl? Afife güldü. “Kurtulmak istiyorsun değil?” Hazal yutkunup başını salladı. “E-evet. İstemiyorum.” Afife Hanım “Gerçekten istemiyorsun yani…” diyerek konuşmaya devam etti. “Şimdi o kulaklarını aç beni iyi dinle. Ozan ağayı istemiyorsan ikimizin arasında kalacak bir anlaşma yapacaz ve ben seni kurtaracam.” Hazal şaşırarak gözlerini ona çevirdi. Yüzündeki sert ifade azalmıştı. “Nasıl? Nasıl kurtulucam?” dedi çaresizce. Kadın anlatmaya devam etti. “Bu evlilik her ne kadar istemesem de olacak. Sende ayak uyduracaksın. Öyle sandığın gibi bir bedel ödemeden kurtuluş yoook Hazal Hanım. Oğlumla evlenip yatağına gireceksin. Senden hevesini alana kadar onunla birlikte olacaksın ve ona en kısa sürede bir çocuk vereceksin. Erkek evlat doğurduğun gibi seni ben kaçıracağım.” Hazal anlamakta güçlük çekti. İdrak edemiyordu. Kurtuluş bu muydu? “Nasıl?” “Basit.” Dedi Afife Hanım. “En kısa sürede hamile kalıp doğuracaksın. Çocuğu doğurduktan sonra seninle işim bitecek ve seni bizzat ben kaçıracağım. Aileni de kurtarıcam. Ozan’ın bile bulamayacağı bir ülkede istediğin gibi yeniden başlarsın.” “Ama bu… bu… bu çok saçma nasıl? Nasıl?” Hazal idrak edemiyordu. “Bu senin tek kurtuluşun,” dedi hanımağa. “Öbür türlü Ozan Ağayla bir ömür bu konakta tutsak yaşarsın. Ha bir de senden sıkılınca üzerine getireceği kumalarla uğraşırsın.” Kuma mı? Hazal her duyduğunda öncekinden daha çok şaşırıyordu. Ne yaşıyorum ben diye düşündü. Nasıl bir hayata düştüm böyle? Afife Hanım konuşmaya devam etti. “Ozan’ın amcası ortaya çıkmadan erkek evladının olması lazım. Eğer sen yapmazsan bizzat ben kuma bulur getiririm oğluma. Ya benimle anlaş seni kurtarayım ya da cehenneminde tutsak ol.” Hazal’ın kulakları uğulduyordu. Başka bir çıkış yok muydu. “Nefes alamıyorum,” diyerek gelinliğin boğazını tuttu. “Yürü hadi dışarı geç kaldın nikaha,” dedi Afife ve onu o halde dışarı çıkmaya zorladı. Onu ittirirken arkasından konuşmaya devam ediyordu. “Körpesin. Hatların da güzel dolgun. Hızlı hamile kalırsın. Bu gece ağayı memnun et.” Ardından terasa çıktılar ve onca sesin içinde Hazal’ın kafasının içindeki uğultular daha beter bir hal aldı. Nefes alamıyordu. Ozan, biraz ötesinden onun yüzüne baktı ve anlaşmayı bilmeden güldü. “Annemden nasibini almış,” dedi kardeşi Güney’e. Güney’de güldü. “Kaynana olmayı bekliyordu abe. Biraz bize rahat verir yav.” Hazal kızarmış yüzüyle nikah masasına oturdu. Ozan’da hemen yanında yerini aldı. “Hayırdır annem naptı bu kadar?” Hazal kekeledi. “Bir şey yapmadı. Konuştu.” “Küfürlü mü konuştu bu surat ney?” “Bira sert bir kadın.” Ozan güldü. “He öyledir.” Annesine düşkün gibiydi. Hazal yüzlerin arasında tanıdık birisini aradı ama kendi ailesi bile yoktu. Delirecekti. Kimse yoktu. Kimsesizdi. Nikahı kıyılırken elleri titriyordu. İmzayı atarken ölüm anlaşmasını yapıyordu sanki. Göğsü inip kalkıyor. İçi daralıyordu. Nüfus cüzdanı eline verildi. Artık evliydi. Silahlar patladı. Zılgıtlar çaldı. Ozan ağaya döndü. “Ben iyi… değilim.” Ve hemen ardından her şey karardı.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE