Odanın ağır ahşap kapısı Ozan'ın öfkeyle itmesiyle gürültüyle açıldı. İçeri adımını atar atmaz, geniş odadaki avizenin ışığını yaktı. Işık, taş duvarlara ve antika halılara vururken, odanın ortasında, Ozan'ın ceketine bürünmüş, titreyen Hazal'ı aydınlattı. Kapıyı ardına kadar kapattı, ses her yanda yankılandı. "Üstünü çıkar." Hazal'ın gözleri dehşetle açıldı. Ozan'ın yüzündeki ifade sorgulayıcı değil, emrediciydi. Geriye bir adım attı, ceketin yakasını daha sıkı kapattı. "Ozan Ağa, lütfen... Yapmadı, hiçbir şey yapmadı, sana yemin ederim..." Ozan onun sözünü kesti, sesi buz gibi ve keskindi. "Sözlerine güvenmiyorum. Gözlerime güveniyorum. Çıkar dedim." Hazal'ın gözleri doldu, ama bu sefer korkudan değil, çaresiz bir öfkedendi. Bu aşağılanmanın sonu yok muydu? Yavaş, titreyen adımlarla

