Üç ay geçmişti. Üç ay boyunca hiçbir patlama sesi duymadım, ne bir siren, ne de metalin tok yankısı. Yalnızca sabahları martıların bağırışı, uzaklardan gelen vapur düdüğü ve Arda’nın kahkahası. İstanbul’un kenar mahallelerinden birindeydik şimdi. Kıyıya yakın, deniz kokusu ağır, sokaklar dar ama güvenliydi. Yeni adım “Elif Karaca”. Yeni kimliğim, yeni adresim, yeni hayatım. Ama geçmişin sesi hâlâ ensemin dibindeydi. Rüzgâr yön değiştirdiğinde, hâlâ barut kokusu hissediyordum. Kapının zili çaldı. Arda koşarak geldi, saçları karışmış, elinde bir çizim. “Anne, biri geldi!” Kapıyı açtım. Karşımda Zeynep. Sivil kıyafetli, gözlük takmış, ama o soğuk bakış hâlâ aynıydı. “Senin yerini bulmam bu kadar kolay olmamalıydı,” dedi. “Yine de buldun.” “Elbette. Eski asker kokusu hâlâ sende v

