"Ateş Deniz'i yakar mı, yakamaz! Bende ona yanmayacağım, ne olursa olsun. Kendime verdiğim sözden dönemem. Her ne kadar sevsem de onun bir tel saçı için deli olsam da geri dönemem."
Pasaport kontrolünden geçtikten sonra uçağa bindim. İçimden, bir saniye bile olsa uzaktan görme isteğini ve bedenimin bile onun özlemiyle kavruluşunu görmezden geldim. En çok dudaklarının temimde bıraktığı sıcaklığı özlemiştim. Adı gibi her şeyimde ateşti bu adamın. Fazlası küle çevirir, azı dondurur. Ben de ruhumun derinliklerine işlemiş soğukla tamamen bırakıyordum onu. Artık onun sıcaklığına ihtiyaç duymak istemiyorum; kendi ateşim olmak istiyorum.
Uçak kalktıktan sonra aklıma yaşadığımız anlar geldi ama çoğunluğu iyi anılardı. Hep öyle kalsın istediğim, sonsuz kere tekrardan hiç bozulmadan yeniden yaşamak isteyeceğim anılar...
...........................................................5 yıl önce............................................................................
"Günaydın Deniz hanım, bu günde erkenciyiz. Biraz daha erken gelsen, okul 2 saat sonra bitiyor yani."
Kafamı sallayıp sırama oturdum.
"Sabaha kadar tasarımla uğraştım, ne yapayım, uyuya kalmışım. Bu hafta Tokyo'ya gönderecek doğru düzgün bir portföy yok elimde, bitirmem lazım yoksa hayaller puffffffff."
"Kızım, senin babanın şirketi yok mu? Patlat bi işletme, hazır zaten işin."
"Öyle olmuyor işler maalesef. Kim dedi sana şirkete geçeceğim diye? Ben kendi şirketimi kurup kendi hayalimdeki işi yapacağım. O yüzden unut tatlım onu."
"İyi be. Ayrıca, daha mezun olmana 1 sene var, neden şimdiden gönderiyorsun ki?"
"Çünkü tanınırlık olması lazım. Seneye gittiğimde, 'Heh bu kız, yerine bu kim?' muamelesi göremem. Ayrıca Bunka Fashion, kızım, bunlar adamlar dünyanın sayılı moda kolejlerinden. Orada okumak varken kendimi burada süründürmem. E madem babamın parası var, e başka çocuğu olmadığına göre parayı bana dökebilir."
"Haklısın valla. Ha bu arada..."
Yanıma oturan kişiyle Ayça'dan göz kontağını kesip arkama döndüm.
"Hassiiiiiiiii...."
"Hahhahahahah, ne oldu kara böcek, tanıdık mı geldim?"
"Ne kara böceği be? Ayrıca tanıdık değil, sadece fazla geldin gözüme."
"Fazladan kastın?"
"Tipsel ve fiziksel açıdan. Ama geri aldım sözümü, kara böcekmiş sen, kendine bak, ıııı şeyyy, şey, şey, heh, narsist."
"Narsist? Ben? Kim? Ben dünyada tanıyabileceğin en mükemmel ve mütevazı kişiyim."
"Reallyyy? Bak gördün mü, narsistsin işte, manyak."
"Puahahahaha, bende tam sana Ateş'i söyleyecektim. Bugün nakil olmuş kendileri. Beyfendi yanında oturuyor artık. Bu kara böcek ıhım Deniz, bu narsist de Ateş. Tanışın, kaynaşın işte. Yeni nakil oldu okula, yan sıranda oturuyor Deniz, başka boş yer yok sınıfta, idare ediver bir süre."
"Hahaha, tabikide memnuniyetle Ateş."
"Memnun oldum Deniz."
Gözlerinde niye farklı bir bakış var bu çocuğun? Garip bir şekilde içine çekiliyorum sanki. Neyse, kokusu çıkar yakında. Ders başlamıştı sanırım. Matematik dersine yetişmiştim. Genelde derslerle aram yoktur çünkü ileride modayla ilgilenmek istediğim için sabaha kadar tasarımlarla uğraşır, sonrasında okula pek uğramazdım ama ailem şirketi yönetmem için sürekli baskı yaptığı için biraz çenelerini kapatmaları için derslere ilgileniyormuş gibi yapıp göz boyuyordum.
Ders bitiminde Ayça'yla yemek yemek için dışarı çıktık. Okulun yakınlarındaki bir kafede yemek yedikten sonra eve gitmek için taksi çağırdım. Bugün babam işe gitmediği için akşam hep beraber akşam yemeğine gidecektik. O yüzden eve hemen gidip hazırlanmak istiyordum. Genelde babam yoğun olduğu için sadece sabah ve yatarken nadir görürdüm ama işe gitmediği günleri iple çekerdim. Çünkü bu zamanlar tamamen bize odaklanır, bizimle geçiremediği günleri telafi etmeye çalışırdı.
Eve vardığımda saat yediyi geçiyordu. Bu yüzden acele etmem ve hazırlanmam gerekiyordu. Hemen yeni aldığım tatlı elbiselerden birini giydim. Dün gece dağıttığım odaya göz atıp toplamam gerektiğinin farkına vardım. 5 dakikada bir yerlere tıkıştırarak dağınıklığı topladığım odamla gurur duyarak aşağıya indim. Babam ve annem sohbete dalmışken ikisine de sarılıp öptüm.
"Hoşgeldin güzel kızım, çok güzel olmuşsun her zamanki gibi. Seni bugün birileriyle tanıştıracağım. Gidince şaşırma diye söylüyorum şimdiden. Bu aile benim zamanımda çok yakın arkadaşlarımdı. Annenle beraber üniversiteden beri tanışıyoruz. Türkiye'ye geri döndüler bu yıl. Bundan sonra burada yaşayacakları için sık sık görüşeceğiz, haberin olsun tamam mı? Güzelim."
Kafamı onaylar biçimde salladım. Aslında biraz canım sıkılmıştı çünkü bugün ailemle geçireceğim nadir günlerdendi. Başka zaman mı bulamamışlardı buluşacak? Kafama çok takmamaya çalışıp arabaya bindim. Geldiğimiz mekan her zaman babamlarla gittiğimiz bir yerdi; sakin ve hoş bir yerdi. Genelde ailelerin gittiği bir yer olduğu için biz de burayı seviyorduk. Garson bize eşlik ederken tanıdık bir yüz gördüm; bu bugün benim yanıma oturan çocuktan başkası değildi. O masaya gittiğimizi anladığımda istemsiz içimde bir gerginlik oldu. Adem ve Fatma ablayla tanıştıktan sonra Ateş’le birbirimize baktık ve aynı anda,
"Yine mi sen?" dedik.
Annem, babam ve onun anne babası bize 'Ne oluyor?' gibi bakınca açıklama ihtiyacı hissettim.
"Bugün okulda karşılaştık, aynı sınıftayız da biraz atışma oldu aramızda."
"Evet, karaböcekle biraz atıştık."
"Karaböceğine sıııııçç...."
"Şşşşş, sakin, aile var burada."
"Kızım tamam, anladık da. Bundan sonra hep beraberiz. O yüzden iyi anlaşmaya çalışsanız iyi olur. Ve bundan sonraki hayatınızı geçireceğiniz kişiyle de iyi geçinmek gerek, değil mi?"
"Derken baba, neyden bahsediyorsun sen?"
"Neyden bahsedilen kızım, sizin ilerde bir yuva kurmanızdan bahsediyoruz."
"Saçmalama baba, böyle bir şeyin olmayacağının farkına varman gerek. Ayrıca tanımadığım ve sevmediğim bir insanla bir ömür geçiremeyeceğimin de farkında olman gerek."
"Nereden biliyorsun, birimizi sevmeyeceğinin? Garantisini verebilir misin? Ayrıca daha sabah sen değil miydin, beni yakışıklı bulan?"
"O senin narsist kişiliğini açığa çıkarmadan önceydi. Ayrıca hayır, senin gibi bir narsistle son kalsam bile olamam."
"Görücez Deniz hanım."
"Görürüz Ateş bey."
Yemeklerimiz geldikten sonra sessizce yemeğimizi yerken, gerginlikten iştahım kesildiği için doğru düzgün yemeğime dokunmamıştım ama Ateş, keyfi gayet yerinde, yemeğini silmiş ve süpürmüş bir halden bana sinir edici şekilde bakıyordu. Masanın altından kasıklarına topuklumu geçirdiğimde kısık kısık tonda bir çığlık attı ama olduğumuz ortam yeterince sıkışık ve sessiz olunca çığlığı insanların ona bakmasını sağladı. Ben keyifle yemeğime dönerken o da kızarmış bir suratla tuvalete gitmek için izin istedi.
Babam bana gergin bakışlar atarken ben Adem ve Fatma ablayla muhabbetime geri döndüm. Aslında iyi insanlardı, özellikle Adem abi, tabii beni oğullarıyla evlendirmeye çalışmasalardı. Yemeklerimiz ve konuşulacaklar bittiğinde izin istedik ve eve gitmek için dışarı çıktık. Yanımda aniden duran spor arabayla yerimde sıçradım. Gelen Ateş'ti. Babam arkamdan ittirip arabasına zorla götürdüğünü anladığımda iş işten geçmişti; ben Ateş’in arabasındaydım.
İlk yaptığı, son gaz restorandan çıkıp ilk gördüğü boş sokakta durmak oldu. O zamana kadar tek kelime etmedi; yüksek sesli nefes alışverişleri dışında tabii. O nefes aldıkça ben de geriliyordum; ben gerildikçe onun da gerildiğini hissediyordum. Bu aramızdaki gerginliğin neyden kaynaklandığını bilmememle birlikte, şu an burada olmak istemediğimi de biliyordum. İçimden babama defalarca söverken ilk konuşan Ateş oldu.
"Deniz, ben seni yıllardır tanıyor ve içten içe seviyorum..."