10.bölüm

1645 Kelimeler
Yanı başımda uyuyup sonrası kabus gören adamla gözlerimi açtım. Yavuz, Yavuz gelmişti. Ne zaman gelmişti de yanıma yatmıştı acaba? Terin suyun içinde kalmıştı. Üstelik yüz ifadesinden acı çektiği o kadar çabuk anlaşılıyordu ki içim acıdı. Rüya görüyor olmasına rağmen gerçekmiş gibi ızdırab çekiyordu. Yavuz'a yaklaştım. Sürekli olarak birisinin ismini mırıldanıyordu. Hatta uykusunda adını sayıklıyordu. Yavuz'u uyandırmayı istediğimde dudaklarından ansızın dökülen ismi duydum. "Mercan." diye bir kızı rüyasında görüyor olmalıydı ki sürekli olarak onun ismini uykusunda sayıklıyordu. Elimi çektim. Yavuz'un aniden çenesinin kasılması ile rüya bile olsa iyi olmadığını anladım. Şuan her neyi veya kimi görüyorsa Yavuz iyi görünmüyordu. Elimi ansızın onun omzuna koyduğum anda bir korku nidası yükseldi benden. Yavuz'un hızla gözlerini açıp hiç vakit kaybetmeden beni yatakta altına alması ile şaşkınlıkla yüzüne baktım. Aptaldım. Onun gibi bir askere bu şekilde yaklaşmamam gerektiğini bilsem bile unutmuştum. Yavuz elini boğazıma bastırmıştı ve cüssesi beni altında eziyordu. Tek kelimeyle nefes dahi alamıyordum. Kendine gelmesi ne kadar sürecekti bilmiyorum ama o da rüyanın tesirinde ve dokunmamın şok etkisinde görünüyordu. "Efnan..." diye çok çabuk kendine gelmesi ve adımı mırıldanır gibi söylemesi ile koluna vurdum. Beni bildiğiniz boğmak üzereydi. Ve kolunu az daha boynumdan çekmese boğacaktı. Nefes alamıyordum. Beni yataktan kendine doğru çekip yavaşça yerimde doğrulttuğunda öksürdüm. Hatta elim boğazıma vardı. Öyle güçlüydü ki mümkünü yok o beni serbest bırakmasa ben altından sağlam kalkamazdım. Parmaklarımı onun sıktığı ve baskı uyguladığı boğazımın üzerinde gezdirdim. Yavuz kimsenin sana zarar vermesine izin vermem derken bunu söylerken ne kadar da haklıydı. Ben bayan olduğum için nazik davrandığı varsa bile onun kesinlikle düşmanı olmak istemezdim. Tek baskısı canımı almaya yeterdi hatta istese alırdı bile. Yerinden hızlıca kalkıp bana bir bardak su uzatması ile diretmeden suyu ondan aldım. Zorda olsa sudan bir yudum aldım. "Seni boğmadım. Yalnızca şoka sokacak şekilde nefes boruna baskı uyguladım." beni şoka soktuğu ne yalan söyleyim doğruydu. Birde ben söylediği gibi onun baskısını değil de boğulma hissi hissetmiştim. Nefessiz kalmış ve o an tek istediğim daha fazla oksijendi. Daha rahat nefes alıyor olmamla söylediğinin gerçek olduğunu anladım. Yavuz nefes borumun olduğu yere kısa süreli bir baskı uyguladığında nefes alsam bile alamıyor gibi hissediyordum. Eğitimini almış adam demek ki gerçekten de farklı oluyordu. Öldürmüyor o an için sizi etkisiz bırakıyordu. Var mıydı bunun bir tekniği? Öğretirse almam demezdim. Ona baktım ve elimde duran su dolu bardağı ona uzattım. Ben şükür daha iyiydim. O ise terlemişti. Az önceki gördüğü rüyanın emarelerini hala onun taşıdığını biliyordum. Sesindeki tokluk bile bana bunu doğrulardı. Üzerini değiştirmemiş ve öylece yanıma uzanmış olmalıydı. Yatakta ise bana yaklaşmak şöyle dursun Yavuz sırt üzeri kendi tarafına uzanmıştı. Kaldı ki alnında biriken boncuk boncuk terler bence onun benden daha çok suya ihtiyacı vardı. "Sen iyi misin? Mercan diye birinin ismini sürekli sayıklıyordun. O kız, benim bugün gördüğüm kız mıydı?" Benim sorumla birlikte kaşları çatıldı. Yavuz acımasız bir şekilde konuştu. Öfkelenmişti. "Senin düşündüğün gibi bir şey yok aramızda Efnan. Uzun bir hikaye olduğu doğru ama aramızda kayda değer bir şey yaşanmadı. Dahası ikimizden birisi ölmeden onunla da bu defter kapanmayacak." bana sert çıkıştığını anlamış gibi özür dolu gözlerime baktı. Onu ne yumuşattı bilmiyorum ama parmaklarım arasından su bardağını kendine çekip aldı. Ve gözlerimin içine bakarak çekincesi olmadan özellikle bardaktan dudaklarımın değdiği yerden suyunu içti. Gözlerini bir an bile kaçırmamıştı. Ben ise aşağı yukarı hareket adem elmasına baktım. Hemen ardından omuzlarına ve aşağı yukarı hareket eden göğsü kadrajıma girdi. Lanet olsun bir erkek nasıl arzulanır bilmezken etkisi lıkır lıkır içime yağıyordu. Gözlerimi ondan çektim. Az daha baksam niyetimi ona açık edecektim. İçim rahatladı. Ne yalan söyleyim eski bir sevgili derdimin olmaması daha rahat hissetmemi sağlıyordu. Aklıma gelenlerle durdum. Yavuz az önce ne demişti? ne yani ikisinden birisinin ölmesi gerekiyordu -ki kızın kolay lokma olmadığı da onun bana bu kadar yaklaşmış ve ismimi cismimi de biliyor olmasından anlaşılıyordu. Yani Yavuz'un ona kaybetme şansı da vardı. Olduğum yerde rahatsızca kıpırdandım. Olacak ya yanı başında duran telefonumun titreşmesi ile yönümü ona döndüm. Yavuz arayan kişinin annem olduğunu gördüğünde ise bir şey demeden yataktan doğruldu ve kıyafet dolabına yöneldi. Telefonuma uzandım. Yavuz dolaptan kendisine birkaç kıyafet aldığında bir şey demeden hareket ederken bende onu izledim. Çok sürmeden benim banyo diye tahmin ettiğim yerin kapısını açtı ve oraya geçti. Onun duş alacağını tahmin etmemle birlikte bende annemin çağrısını açıp yanıtladım. "Efnan kızım sen beni bir gün öldüreceksin. Şu telefonunu neden duymazsın ki, annem." annem haklıydı. Haklıydı ama başıma neler geldi bilse o da bana hak verirdi. Onun endişesini almak için konuşarak da olsa bile rahatlamasını bekledim. En son annem iyice yatışmış ve içi rahatlamış olmalı ki sesinde endişe barındırmıyordu. Ben ise burada yaşadıklarımı anneme anlatamazdım. Ya annem hemen buraya gelirdi ya da orada durduğu sürede kafayı yerdi. Annem aslında buraya, bu şehre gelmeye çekiniyordu. Eşini, yarini tam burada kaybetmişti. Memleketin her karışını gezen annem burası onun uğramadığı tek şehirdi. Eşinin izini taşıdığı bu yer annem için biliyorum kabustu. Babamı burada şehit düşüren hainler aslında ona bir eş borçlulardı. Annem ise bu şehri bile kendine yasak etmişti. Onun sesinden ağladığını anladım. Annem evet o da bunları düşünmüş olmalı şuan da ağlıyordu. Ona bu yere geleceğimi son anda açıklayıp söylemiştim. Diyarbakır'a gideceğimi annemden son ana kadar saklamıştım. İş ciddiye binince Firuze teyze, "Sen git. Biraz zor olacak ama bu durumu atlatacaktır." diye beni teskin etmişti. Babamı özledim. El mecburdum. Yıllardır hasretini çektiğim babam için annemi bende arkamda bırakmıştım. Bu büyük bir karardı ama benim kararımdı. Pişmanlık duymaya ilk adım attığım an başlamıştım. Anlaşılan annem kolayına atlatamayacaktı. O düşüncesinde haksız da sayılmazdı. "Annem merkezle burasının arası epey vardı. Sana bunu çok önceden söylemiştim. Ben ayrıca iyiyim. Yarın hemen işime başlayacağım. Okula gidip öğrencilerimle derslere de başlayacağım. Ne olur içini ferah tut sen. Her şey çok güzel olacak." sözlerim teskin edici olmalı annemin sesi daha iyi geliyordu. "Öyle olacağını umut ediyorum." Banyodan duşunu alıp ve giyinik halde çıkan Yavuz ile ona baktım. Duş ona iyi gelmiş olmalı daha iyi görünüyordu. Aslında durum el verseydi keşke bende duş alsaydım. İmkansızdı. Annemin iyi olduğuma ikna olması uzun sürse de o kapatmadan kapatmamıştım. Öğretmen evine hele bir geçeyim hem orasını hem de yarın öğrencilerimle fotoğraf çekinip ona okulun resmini çekip atacaktım. Ancak annem öyle rahat ederse böyle ederdi. Buraya gelmem annemin elini kolunu bağlayacağını biliyordum ama bunları anlamıyor ve şimdi fark ediyordum. Benim toparlanma mı ve belki de ayağa kalkmamı bekleyen Yavuz'a baktım. Onunla toplasan iki hafta belki biraz da fazlaydı. Tüm buna rağmen işe bakın onunla uyuya kalmış ve ben onun şimdi yatağından çıkıyordum. Düşündüklerimi ona yansıtmış olmalıyım yatağa baktı. Ben ise ona bakıyordum. Acaba o kol kaslarını yapmak için günde ne kadar çalışması gerekiyordu? Ya da karın kasları yapacak kadar ne türden ağırlığı kaldırıyordu? Açıkçası onun kolunda yatmak isterdim. Hatta göğsüne uzanmayı isterdim. İkimiz aynı anda öksürdük. O susarken kendimi çarçabuk topladım. İyice manyamış olmalıydım. "Yavuz benim anlatacak ve ifadede verecek kadar bildiğim bir şeyim yok. Olanları ben kadar sende biliyorsun. Benim yerime sen halledemez misin?" daha öğretmen evine gidecektim. Yarın okulda olmam gerekiyordu. Her işimi son ana bırakmayı başarmıştım. Bunların her birisi benim için günü akşam etmek demek olurdu. Erken çıkmış olmam vaktim olduğu anlamı taşımıyordu. Kaldı ki gerçekten ifademde verebileceğim elle tutulur benim bildiğim bir şey de yoktu. Kadının eşkalini bence benden daha çok Yavuz kendi biliyordu. Yani eminim kendisi benim adıma bunları halledebilirdi. "Merak etme sen. O iş halledilir. Sanırım sen kalacak yer için acele ediyorsun?" çok mu belli ediyordum. Benimde duş almam gerekiyordu. Yarın en azından dinç kalmam için bu şarttı. Ona baktım. "Bir sorun mu var?" yüzü sıkıntılı görünüyordu. Yavuz başını evet var der gibi salladı. "Aslında bir değil bir çok sorun var?" Oturduğum yerden kalkarak ona doğru adım attım. Amacım karşılıklı konuşmaktı ki onun daha yeni duş aldığı için kokusunu solurken buldum. Kadınlar toy olduklarında erkeklerin karşısında hep böyle garip mi tepki veriyorlardı? Onunla yakın olmak bu farklı hissettiriyordu. Bu adam fazla etkileyiciydi tamam da benim cahil cühela kalbime ne oluyordu? "Efnan öğretmen evinde kalamazsın" o da ne demekti? Yavuz anlayış ister gibi omuzlarımı tuttu. Ben ise onu anlayamadığım için ona baktım. "Senin için benim kaldığım subay evinde az önce yer ayarlattım." ne? Onun kaldığı ev değil de subay evi canımı sıkmıştı. Ne demek subay evinde bana yer ayarlattım. Benim öğretmen evime ne olmuştu? Durun daha doğrusu Yavuz neden kendi kaldığı yerden ev ayarlama ihtiyacı bana hissetmişti. Burda neler oluyordu? Vazgeçtim, ben şu ifadeyi verelim istiyordum. çünkü tüm bunların bununla ilgisinin olduğunu biliyordum. "Teğmenim çok oluyorsun ama...!" tamam hava alanı ve gerisi güzeldi de bu kadarı da fazlaydı. İnsan bunu istiyor muyum diye bir bana da sormayı da akıl ederdi, değil mi. Kabul edeceğimi de nerden çıkarıyordu. Etmezdim. Sebeplerim vardı. Bilmeden ona fazla yaklaşmıştım. Yavuz yakınlığımız yüzünden bana bakarken ben onun konuşmasını bekledim. O ise bir süre durup nefeslenip öyle konuştu. "Efnan sana nasıl söylesem." önemli değildi. Dümdüz söylesindi ki konuşmasına fırsat tanıdım. O kadar hoş geldinler bu boşuna olamazdı. Bunu o da anlamış olmalı uzatmadan nedenini söyledi. Tabi söylerken benim gözlerimi ondan çekmememin etkisi de olabilirdi. Gerçekten ben gözlerimi bu adamın üzerinde çekmemiş ve unutmuş olabilir miyim? Yavuz benim gözlerimin esareti altında konuştu. "Senin buraya geliş sebebini bilmiyorlar." bilmeleri de gerekmiyordu. Yavuz pes eder gibi baktı. " Senin benim sevgilim olduğunu düşünüyorlar." bu cümleyi söylerken yumruklarını sıkmış ve gözlerime bakmıştı. "Okul ile benim ayarladığım evin mesafesi çok az. Seni koruyabilmem için yakınımda durman gerekiyor. Subay evinde kalman öğretmen evinde kalmandan benim için çok daha güvenli." "Sevgili?" tek kaşım ona bakarak havaya kalktı. Hatırlatırım bu adam beni istemediğini ve olmayacağımızı filan onunla söylemişti. Şimdi ise işler sanırım pek öyle değildi. "Sorun yok. Beni öğretmen evine bırak." ben başımın çaresine bakardım. Yavuz beni böyle ikna edemeyeceğini anlamıştı. Onun ılık nefesini kulağımın hemen hizasında hissettim. Nefesi o an için yüzümü gıdıklamıştı. Niye bunu yaptı ki? Lanet olsundu benim yaptığımı o da bana yapacaktı. Neyir kabul etmiyordum. Umursamazlığım onu kendine getirmiş olmalı üzerine bastıra bastıra benimle konuştu. "O kadar yolu boşuna tepmedim kızım ben. Diyarbakır değil cümle alem duysun ki seninle bu saatten sonra aramızda bir şey olduğunu. Hatta sevgili olduğumuzu. Yalan demek varken ben gerçeği de gizlemek istemiyorum." Sevgili? Utandım:))''é
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE