AZÊ
- Rüzgarın yüzümde bıraktığı hoş esintisi, etrafta yayılan otların ve çiçeklerin kokusuyla kendime gelmiştim. Bir yanım bu topraklardan ayrılıp bir daha hiç dönmek istemese de biliyordum ki ben buralarda bu dağlara, bayırlara aittim.
Ruhum ben buralarda Zerdayla gezinirken hiç olmadığı kadar huzurluydu. Kafamdaki tüm düşünceler, korkularım, sorunlarım uçup rüzgarla beraber gidiyorlardı. Zerdayla beraber yaptığımız bir saatlik yolculuktan sonra daralan ruhum şifa bulmuştu. Yalnız başıma gelecekler aklıma hücum edince ürpermedim değil, eve gittiğimde babamın yasaklanmasına rağmen at binmeye gittiğimi duyunca bu sefer Hozan abim de beni elinden alamayacaktı....
- Huzurla geçen vaktimden sonra birazdan ateş çemberi arasında kalacağım Şanlıoğlu konağına doğru yol almaya başladım. Konağın girişine Zerda ile vardığım anda , babamın tok gürlemesi kulağıma ilişti.
" Ulan gavurun dölü sen beni katil mi edeceksin!
Kaç defa dedim ulan sana yakında düğünün var. Bir daha at binmeye gitmek yok. Sen beni dünya aleme maskara mi edeceksin lann!!!!"
- Bedirhan ağa kükreyerek söylediği bu sözlerle beraber içindeki hiddet ve öfkeyle daha yeni atından inen Azê'nin üzerine yürüyüp elinin tersiyle hiddetli bir tokadı Azê'nin yüzüne indirince Azê sert bir şekilde avlunun zeminine düştü.
" Sana demedim mi , bu konaktan başını çıkarmak yok Azê! Yeminim olsun bir daha çıktığını görürsem kızım demem leşini sererim buraya."
- Yerden kalkan Azênin, dudağının kenarı patlamıştı, yüzü morarmıştı. Su yeşili gözlerini babasının kara gözlerine dikip;
" Ben sizin sahipli malınız değilim baba! Beni bir oyuncak gibi yönlendiremezsin. "
Duyduğu sözlerle daha da deliren Bedirhan Ağa, Azê üst üste vurmaya düştüğü yerde tekmeleye başlamıştı. Şilan hanımın içi kızı için yansa da Bedirhan ağanın öfkesinin karşısına geçemezdi.
Bedirhan ağa, Azêye acımasızca vurmaya devam ederken Hozan hiddetle içeri girmiş gördüğü manzara ile deliye dönmüştü. Hızlıca Azênin önüne geçip onu yerden kaldırmıştı. Annesine seslenmiş yüzü, gözü kanlar içinde kalan Azêyi annesine vermişti. Babasının karşısına geçmiş;
- Ağam ne yaparsın sen! Düşmanın değil, senin kızındır. Canını mı alacaksın derdin ne ?
- Hozan sen sakın araya girme yeter onu savunduğun!
Düşmanım değil kızımsa yerini bilecek! Yakında evlenecek. Dizini kırıp evleneceği günü bekleyecek beni kimseye makara etmeyecek.
- Etme baba Azê daha çocuktur. Ona başkasının günahlarının bedelini ödetmeye hakkımız yoktur.
- Hozan ağa yerini bil . Atalarına da saygı duy yıllarca böyle gelmiş adetler, gelenekler neyse uyacaksınız sizde.!
Son sözlerini söyleyip giden Bedirhan ağayla beraber, Hozan kardeşlerine ve annesine dönüp;
" Lan insan değil misiniz? El kadar kız kardeşiniz dövülüyor babanızın insafına bırakıyorsunuz. Ben size böyle mi öğrettim siz de mi zalimlerden olacaksınız.!"
Bu sözlerden sonra herkes başını öne eğmişken, Hozan Azê'yi almış odasına çıkarmıştı. Yüzü gözü kan içinde kalan yerlerini silmiş, saçlarından okşayıp öpmüştü.
- Güzeller güzeli Azêm , canımın içi bacım. Sen merak etme seni istemediğin bir kadere bırakmayacağım.
Bu sözler üzerine abisine sarılan Azê , ona teşekkür etmişti. Uyuyup biraz dinlenmesi için Hozan odasından çıkıp, meyhaneye Botanın yanına gitmişti. Ciğeri yanıyordu her kadına el uzatmaya çalışırken, kendi canı gözlerinin önünde eriyor onun için bir şey yapamıyordu....
~~~~~~~~
- Azênin konakta kopan kıyametten sonra odasından bile çıkması yasaklanmıştı. Kapıdaki korumaları Bedirhan ağa iyice tembihlemişti. Eğer ki Azê bu konaktan çıkarsa onların canını gözünü kırpmadan alacağın söylemişti. İki gün geçmişti Azê odadan çıkamadığı için Hozanın onun için gizliden yaptırdığı kitaplığından yararlanarak gününü geçiriyordu. Bir hafta sonra doğum günüydü, bir insan doğduğu güne lanet eder miydi.?
O gün gelmesin diye dua eder miydi?
Azê ediyordu. Onun için doğum günü demek , lanet demekti. Sinan Akyüzün Bosna Hersek katliamını anlattığı İncir kuşları kitabını okuduğu sırada, Annesi Şilan hanım odaya girmişti.
- Azê kızım kalk, baban seninle konuşacak.
Aze bu konuşmanın hayra alâmet olmadığını biliyordu. Ama gitmekten başka çaresi yoktu.
Ne hikmetse babası bilerek Hozan abisinin şehir dışında olduğu anı seçmişti.
- Ayaklarını sürüye sürüye babası Bedirhan Ağa'nın yanına geçmişti Azê.
Bedirhan ağa, Amcası Zeynel, kuzeni Hamit, Abileri Umut ve Azad divanda oturuyorlardı.
Bedirhan ağa içeriye giren Azê'ye dönerek;
" Azê Bir hafta sonra 18 yaşına basıyorsun kızım. Hâliyle zamanında verdiğimiz sözü yerine getirmemiz lazım o gün Demiroğulları seni istemeye gelecekler, sen de annenle beraber hazırlıklarını yapmaya başlayacaksın."
- Baba , zamanında verdiğiniz söz sizin sözünüzdür!
Size o zaman da söyledim bu sözü ben vermedim, Devranla evlemeyecem.
- Azê yine sinirlerimi tepeye çıkarma elimde kalacaksın! Sana ne dediysek onu yapacaksın sözümün üstüne söz söyleme kadınlığını yerini bil!
- Baba ben sizin sıkıştığınızda kurban edeceğiniz kurbanınız değilim. Beni burada öldürebirsin ama evlenmek asla asla olmaz!
Azê'nin son sözleriyle iyice dellenen Bedirhan ağa yerinden kalkıp Azenin uzun saçlarını eline dolamış kara gözlerini, yüzüne dikmişti.
" De.ek evlenmeyeceksin, bak bakalım istediğin olacak mı?
Akıllanana kadar burnun sürtsün de gör bakalım kabul edecek misin, etmeyecek misin!"
Umut, Azad alın şunu arazideki kurumuş su kuyusuna kapatın, akıllanıp kabul etmeyene kadar da kimse onu o kuyudan çıkarmayacak!
Ne bir ekmek, ne de bir su vereni öğrenirsem eceli olurum!
Anladınız mı?
Son sözleri sonrası elindeki Azêyi yere fırlamıştı. Yerdeki Azê meydan okuyan gözlerini, babasının gözlerinin içine dikmişti.
- Umut babasına dönüp;
Tamamdır Ağam. Emrin başımız gözümüz üstüne.
Bağırıp denetlenen kız sanki kendi kanlarından canlarından değilmiş gibi Azad, Umut ve kuzenleri Hamit onu sürükleyerek götürmeye başladılar. Biraz yolculuk sonrası uzunca uzanan Şanlıoğullarının toprağında olan kurumuş derince su kuyusuna Azeyi atmışlardı. Kuyuya atılan Azênin her yanı acıdan mahvolmuştu. Acıdan ve öfkeden haykıran Azêyi kimse duymuyordu. Tek umudu abisi Hozandı....
- Hozan ağa Aze'ye olanları öğrendiği gibi şehir dışından apar topar dönmüştü. Babası Bedirhan Ağa'nın karşına dikilip Azêyi bırakmasını söylemişti. Babası Nuh diyor, peygamber demiyordu. Hiddetten gözü dönen Hozan çaresiz bir şekilde konağı terk etmişti. Azêyi kaçırmayın düşünmüş, Ama ordu gibi insan kalabalığı dikilmiş yer de onu kendi çıkarmayacağını biliyordu. Üç gündür Azê üç gündür aç ve susuz olarak derin , karanlık kuyudaydı. Hozan kafayı yiyecekti onun da ne boğazından yemek geçmişti, ne de bir an olsun Azê çıkmıştı. Aklı almıyordu bu insanların kendi kanlarından olan bir masuma olan acımasızlığını aklı almıyordu. Çaresiz geçen üçüncü günün sonucunda kıyamet kopsun kopacağı yerden diye düşünürken aklına Botan ağa gelmişti. Bu saatten sonra ona yardım edebilecek tek kişi işler çok karışsa da Botan ağadan başkası değildi. Hızlıca Botanı aramış hayati öneme sahip bir durum olduğunu acilen Silopiye gelmesi gerektiğini söylemişti.
Botan Ağa kardeşi gibi gördüğü Hozanın telaşlı sesi ve sözlerinden sonra hızlıca işlerini iptal edip. Yola çıkmıştı.