Bacaklarımın arasındaki yüzü izliyordum. Ne kadar masaj yaparsam yapayım, gerginliği çözülemiyordu. Parmaklarım kaslarının üzerinde kayarken, o taş gibi sertlik hâlâ oradaydı. Bu beni üzüyordu. İlk defa arzu ile değil, içimde derin bir anlayışla dokunuyordum ona. Az önce geçmişiyle yüzleşmişti. Sessizce, kendi cehennemini anlatmıştı. İlayda’nın cesedine bakarken söylediği sözler hâlâ kulaklarımda yankılanıyordu: “Ben o gün o düğümü çözemedim. Artık düğüm çözmeyeceğim ama buna sebep olanların kaderini düğümledim. Görünmez ipi siz hiç çözemeceksiniz.” O anda her şey anlam kazanmıştı. Kravat takamayışı, gömleklerindeki çıtçıtlar, kemeri… Baha, hiçbir şeyi bağlayamıyor, çözemiyordu. Çünkü çözmek, o günü… Ablasını… Yeniden yaşamaktı. İlk defa şu an, bu yakınlıkta, bu sessizlikte... sadece o

