bc

BİR GECELİK CESARET +18

book_age18+
65
TAKİP ET
1K
OKU
dark
contract marriage
love after marriage
fated
forced
opposites attract
arranged marriage
badboy
badgirl
mafia
gangster
drama
bxg
serious
kicking
city
mythology
cheating
lies
love at the first sight
addiction
like
intro-logo
Tanıtım Yazısı

Riva, hayatının en dağınık döneminde, sadece biraz eğlenmek için çıktığı bir gecede kendini hiç beklemediği bir hikâyenin içinde bulur. Geçmişin kırgınlığı, ailesinden kaçışı ve içindeki boşluk onu düşünmeden hareket etmeye iter. O gece karşılaştığı gizemli adam ise sıradan biri değildir. Riva’nın şaka gibi başlayan cesareti, onu farkında bile olmadan karanlık ve güçlü bir dünyanın kapısına götürür. Sabah olduğunda hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır; çünkü bazı geceler sadece yaşanmaz, insanın kaderini değiştirir.

chap-preview
Ücretsiz ön okuma
Giriş
Riva, on yıldır bir hayaletle yaşıyordu. On yedi yaşında, henüz çocuk denecek bir yaşta başlamıştı o ilişkiye. Uzak mesafe, telefon ekranlarında geçen geceler, özlemle büyüyen yaralar. Hep o çabalamıştı. Uçak bileti alacak parayı biriktiren, mesajlara ilk cevap veren, özür dileyen, affeden, bekleyen hep oydu. Karşı taraf ise hep bir adım geride, hep bir bahane önünde. Geçen sene, aldatıldığını öğrendiğinde, sanki on yıllık bir rüya değil de bir kâbusmuş gibi uyandı. Kırk sekiz saat boyunca ağlamadı bile. Sadece sustu. Depresyon sessizce yerleşti evine; perdeler kapalı, telefon şarjda unutulmuş, mutfakta birikmiş tabaklar. Mardin’den kaçalı yıllar olmuştu. Küçük yaşta ailesine kafa tutmuş, “Ben kendi yolumu çizerim,” diyerek valizini toplamış, başka bir şehre taşınmıştı. Ailesi zengin, aşiretin en köklülerinden. Para vardı, nüfuz vardı, ama Riva istememişti. Ne mirası, ne de “kızımız evlenmeli” baskısını. Annesi her telefonda aynı nakaratı tekrarlardı: “Kızım, yaşın geçiyor. Mardin’de bekar erkek mi kalmadı? Birini bulalım, görücü usulü, usulünce olsun.” Riva her seferinde aynı cevabı verirdi: “İstemiyorum anne.” Sevgilisi olduğunu söyleyemezdi. Çünkü sevgili, annesinin gözünde “evlenecek adam” demekti. Oysa Riva’nınki öyle değildi. O sadece… vardı. Ve Riva’nın tüm hayatını onun etrafında dönüyordu. Yıllar geçtikçe annenin sesi yumuşadı. Belki Mardin’de gerçekten uygun adam kalmamıştı. Belki de Riva’nın “istemiyorum”ları o kadar keskin gelmişti ki, kadın pes etmişti. Artık sadece “Nasılsın?” diye soruyor, gerisini getirmiyordu. Ama Riva biliyordu: pes etmemişti. Sadece bekliyordu. Beklediği şey, bir gün kızının kapısına dayanacak bir görücü heyetiydi belki de. Ya da tam tersi: kızının kapısına dayanacak bir felaket. … Riva o gece aynanın karşısında durup kendine baktığında, gözleri hâlâ şişti ama kararlıydı. Depresyonun gri bulutları hâlâ tepesinde asılıydı, ama sıkılmıştı. Bu kadarına da dayanamazdı artık. Ya bir şeyler olacaktı ya da kafasına sıkacaktı. Dolaptan en cesur elbisesini çıkardı: kırmızı, sırtı tamamen açık, ön dekoltesi cesaret sınırında. Genelde evde giydiği, dışarı çıkmaya cesaret edemediği türden bir elbise. Zaten dolabı giymediği yada giyebileceği bir yer olmadığı için aldığı kıyafetlerle doluydu. İç çamaşırı koleksiyonu da öyleydi; dantelli, ipek, pahalı, ama kimseye gösterilmemiş. On yıldır doğru düzgün öpüşmemişti bile. Dudakları hâlâ o eski sevgilinin son öpücüğünün hayaletini taşıyordu. Abartılı makyaj yaptı. Siyah eyeliner’ı kalın çekti, dudaklarını kan kırmızısına boyadı. Saçlarını dağıttı, topukluları giydi. “Haydi bakalım,” dedi aynaya, sesi titrek ama meydan okuyan. “Ya eğleniriz ya da rezil oluruz. İkisi de fena değil.” Taksiye bindi, şoföre “En gürültülü bara götür,” dedi. Şoför aynadan baktı, bir şey demedi. Bara girer girmez yalnızlığını hissetti. Oturdu, shot’ları peş peşe devirdi. On yıl... On yıl boyunca flört etmemişti. Artık nasıl yapıldığını bile hatırlamıyordu. Erkeklere bakınca aklına gelen tek şey “kardeşim” kelimesiydi. Davar gibiydi, evet. Kendi kendine güldü buna. Acılarını taşak geçerek örtbas etmek artık tek savunma mekanizması olmuştu. Yan masadaki adamın bakışlarını fark etti. Sürekli kesiyordu. Riva sinirlendi, elini havaya kaldırdı: “Hayırdır kardeş?” Gürültüden duymamıştı herhalde. Adam kadehini kaldırdı, gülümsedi. Riva da sandalyesinde hafifçe kıpırdandı, alkolün sıcaklığı damarlarında dolaşıyordu. Dans eder gibiydi, ama ayakları yere basmıyordu. Barmen önüne renkli bir kokteyl bıraktı, başıyla yan masadaki adamı işaret etti. Riva iç çekti. “Vay be, ne kadar orijinal.” Kalktı, adamın yanına gitti. Kadehini kaldırdı: “Helal et kardeşim.” Adam önce güldü, sonra cümleyi duyunca afalladı. “Rica ederim... Afiyet olsun.” Riva durmadı. “Helal et yoksa içmem. Haram mı olsun yani?” Adamın gülümsemesi dondu. “Helal olsun, tamam. İyi akşamlar.” Riva zafer kazanmış gibi “Allah razı olsun!” dedi ve masasına döndü. Oturur oturmaz utanç dalgası çarptı yüzüne. “Ne aptalım ben ya,” diye mırıldandı kendi kendine. “Köylü kızı gibi davrandım resmen.” Ama gülmekten alamadı kendini. Depresyonun dibinde bile mizahı terk etmiyordu onu. Acılarını şakaya vurmak, tek bildiği hayatta kalma şekliydi artık. Kadeh elinde, bir yudum aldı. Gözü hâlâ yan masadaki adama kayıyordu. Adam başka bir kızla konuşmaya başlamıştı. Riva’nın midesine bir ağırlık çöktü. “Tabii,” diye düşündü. “Niye benimle konuşsun ki? Benimki taşak geçmekten başka bir şey değil.” Ama vazgeçmedi. Barmene seslendi: “Aynısından yap bana. Ama şu yakışıklıya yaz hesabı. Hahaha, oh olsun.” Kendi şakasına güldü. Yalnızdı, sarhoştu ve hâlâ hayattaydı. Riva kadehini eline aldı, sandalyesinde yavaşça dönerek etrafı süzdü. Barın gürültüsü artık kulaklarında hafif bir uğultuya dönüşmüştü; alkol, kenarlarını yumuşatmıştı her şeyin. Gözleri yukarıya, üst kattaki localara kaydı. İnsanlar girip çıkıyor, kahkahalar cam duvarların arkasından boğuk boğuk sızıyordu. Bir loca dikkatini çekti. Tamamen camdan yapılmış, içerisi loş ışıklarla aydınlanmış, sanki bir akvaryum gibi. İçeride kimler oturuyordu acaba? Riva’nın aklına hemen zenginlik geldi: deri koltuklar, pahalı viskiler, saatler, kravat iğneleri, belki de bir servet kokusu. “Ne kadar kolaymış,” diye düşündü. “Bir camın arkasında oturup dünyayı izlemek.” Sonra ailesi düştü aklına. Mardin’in en köklü aşiretlerinden biriydi onlar. Toprakları, evleri, arabaları, nüfuzu… Hepsi oradaydı. Riva hepsini reddetmişti. Yıllardır başka bir şehirde asgari ücretin bir tık üstünde hayata tutunmaya çalışıyordu. Kirası, faturaları, market poşetleri… Her ay aynı hesap. Ayrıldığından beri bu durumdan o kadar sıkılmıştı ki, bazen geceleri Mardin’e dönmeyi ciddi ciddi düşünüyordu. Annenin sesi kulaklarında çınlıyordu: “Gel kızım, burada her şey var. Birini buluruz, evlenirsin, rahat edersin.” “Rahat etmek…” Riva dudak büktü.

editor-pick
Dreame-Editörün seçtikleri

bc

MARDİN KIZILI [+18]

read
539.9K
bc

HÜKÜM

read
228.3K
bc

AŞKLA BERDEL

read
88.6K
bc

Ağanın Sözde Karısı

read
80.9K
bc

CEO'NUN FİRST LADY'SI (+21)

read
53.3K
bc

Bal dudaklım (Ağır bedeller)+18

read
33.6K
bc

Ne Olacak Halim (Türkçe)

read
14.4K

Uygulamayı indirmek için tara

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook