Hayatında biri var mı?

1105 Kelimeler
Telefonundan saate baktı. 08:47. “İçeri geçiyorum,” diye yüksek sesle söyledi, sanki biri duyacakmış gibi. Terastan çıktı. Koridorda yürürken arkasından birileri kıkırdadı. Umursamamaya çalışıyordu ama suratı düştü. Yüzü kendini ele veriyordu. ‘Tipinizi sikeyim hepinizin.’ Diye mırıldandı. Masasına oturdu. Not defterini açtı. Excel’den kopyaladığı bugünkü listeyi gözden geçirdi. Her şey aynı. Her sabah aynı liste. Aynı toplantılar. Patronun sesi koridordan geldi: “Riva!” Riva not defterini kaptı, ayağa kalktı. Refleksle gömleğinin yakasını düzeltti, pantolonunun paçasını çekti. “Sanki kral çağırıyor,” diye düşündü. Taylan Erdenay, masasında oturuyordu. Tablet elinde, ekrana bakıyordu. Şirketin büyük ortaklarından. Soylu aile, büyük iş adamı, uluslararası dizi-yapım-medya holdinginin kralı. Riva’yı görünce başını kaldırdı. “Gel…” Riva yaklaştı. Ayakta kaldı. Oturmadı. Oturursa kalkmak zor gelir diye korkuyordu bazen. Defterini açtı, mekanik bir sesle sıralamaya başladı: “Sabah 09:30 Zoom, uluslararası dağıtım ekibi. Yeni sezon satış hakları görüşmesi. 10:45’te yapım koordinatörüyle yüz yüze, pilot bütçe revizyonu. 12:00 reklam ajansı sunumu, dijital kampanya. 14:00 Londra partneriyle birebir, senaryo revizyon onayı. 15:30 içerik geliştirme haftalık rapor. 17:00 basın bülteni taslağı onayı, yarın yayına girecek.” Taylan arada baş sallıyordu, gözü hâlâ tablette. Riva sustu. Sessizlik uzadı. “Başka?” diye sordu Taylan, hâlâ bakmadan. “Bugünlük bu kadar. Acil olursa bildiririm.” Taylan nihayet başını kaldırdı. Riva’ya baktı. O bakışta bir şey vardı: beklenti. Ya da eleştiri. Ya da ikisi birden. “Tamam. Toplantılara geç kalma. Ve Riva…” Riva durdu. Kalbi tekledi. “…Biraz daha enerjik ol.” Riva’nın midesine sıcak bir yumruk oturdu. Gülümsemeye çalıştı. Dişleri sıkılı çıktı. “Tabii efendim. Hemen enerjik moduma geçiyorum. Dans mı edeyim masanın üstünde, yoksa sadece kahkaha mı atayım? Ne yapmamı bekliyorsun amına koduğumun çocuğu?” Tabii ki içinden söyledi bunu. Dışarıdan sadece: “Anlaşıldı,” dedi. Kapıya döndü, çıktı. Kapıyı usulca kapattı. Koridorda durdu. Derin nefes aldı. “Enerjik ol ha…” diye mırıldandı kendi kendine. “Bir de palyaço şapkası takayım mı? Yüzümüzü güldürüyorlar sanki.” Masasına döndü. Oturdu. Ekranı açtı. Mail kutusu 47 okunmamış. İçinden güldü. Acı bir gülüş. “Harika bir gün olacak.” Ve klavyeye uzandı. Parmakları tuşlara bastı. … Birkaç toplantı ve görüşmeden sonra masasında otururken telefonu çaldı. Riva uzanıp baktı. Ekranda “Anne” yazıyordu. Hiçbir şey hissetmeden, mekanik bir hareketle açtı. “Riva nasılsın kuzum?” Riva’nın sesi düzdü, robot gibi konuştu. “İyiyim anne, sen nasılsın?” “İyiyim ben de. Ne zaman geliyorsun?” Riva iç çekti, ama sesine yansımadı. “Ne gelmesi anne, çalışıyorum.” Annesi hemen atıldı. “Kızım izinde değil miydin sen? Biz de gelmeni bekliyoruz.” Riva gözlerini devirdi. Evet, izin alacağını söylemişti. Ama o izin, olaydan sonra kimseyi görmek istemediği için evde yatakta çürümekle geçmişti. Memlekete dönmek aklından bile geçmemişti. Haber vermeyi unutmuştu. Ya da unutmak istemişti. “Anne izne çıkamadım… Yani çıktım da erken bitti,” dedi. Ne diyeceğini bilemiyordu. Yalan da olsa, gerçek de olsa, hepsi aynı kokuyordu: yorgunluk. Annesi sinirlendi, sesi yükseldi. “Kızım biz seni bekliyoruz! Önemli bir durum vardı. Neden haber vermiyorsun günlerdir? Hazırlık yapıyoruz!” Riva bıkkın bir gülümsemeyle mırıldandı. “Ne hazırlığı anne?” İçinden: ‘Yine görücü usulü bir düğün provası mı? Yoksa aşiretin bütün erkeklerini sıraya mı dizdiniz? Herkes beni istemeye mi geldi?’ Diye düşündü. Annesinin daha çok konuşacağını bildiği için kesti. “Anne işten çıkınca arayayım seni, daha rahat konuşuruz.” Annesi ofladı, derin bir of. “Tamam… Bekliyorum.” Riva telefonu kapattı. İçine bir sıkıntı oturdu, ama gününe devam etti. Sıkıntı zaten ev arkadaşı gibiydi, yeni bir misafir değildi. Toplantılarda Taylan Bey’in bakışları sinirini bozuyordu. Her seferinde göz göze geldiklerinde adam mal mal bakıyordu. Sanki Riva’yı çözmeye çalışıyor, ama çözemiyor gibi. Anlam veremiyordu. Belki de sadece patron bakışıydı. Belki de Riva’nın kafası çok karışıktı. Belki de ikisi de. Gün bitti. Riva çantasını, montunu aldı. Tam kapıya yönelmişti ki arkadan Taylan Bey’in sesi geldi. “Eve mi Riva?” Riva döndü. ‘Yok kerhaneye’ dedi içinden. Sonra gülümseyerek “Evet Taylan Bey.” “Tamam, gel seni de bırakalım.” Riva itiraz etmek istedi. “Gerek yok” diyecekti, “otobüsle giderim” diyecekti. Ama Taylan Bey durmadan devam etti. “Hava soğuk, geç oldu. Hadi.” Riva da peşine takıldı. İlk defa böyle bir şey teklif ediyordu. İçinden. ‘Belki önemli bir durum var. Belki kovulacağım. Belki de maaş zammı konuşacak. Ya da belki de beni evine götürüp bodruma kilitleyecek, kim bilir. Ne güzel fanteziler.’ Şirket kapısındaki siyah araba bekliyordu. Taylan Bey arka koltuğa geçti, Riva da yanına oturdu. Taylan Bey hâlâ telefonuna bakıyordu. Riva camdan dışarı baktı, içinden saymaya başladı. ‘Ne kadar sürecek bu sessizlik?’ Şoföre evinin adresini söyledi. Taylan Bey dönüp bakmadı bile. Şoför yola devam etti. Bir süre sonra Taylan Bey telefonu bıraktı. Dönüp Riva’ya baktı. O bakış yine mal mal. Sonra pat diye sordu. “Riva, hayatında biri var mı?” Riva dondu. Şaşkın şaşkın baktı. Bir an ne diyeceğini bilemedi. Sonra ağzından çıktı.“Vardı.” Taylan Bey kafasını salladı. Hafifçe. Sanki beklediği cevapmış gibi. Sonra sustu. Riva’nın kafasında bin tane senaryo döndü. ‘Tamam şimdi ahlaksız teklif gelecek. “Hayatında biri yoksa ben olayım” diyecek. Ya da daha iyisi: “Hayatında boşluklar varsa ben seni doldurayım” diyecek. Sonra ben de “Teşekkürler Taylan Bey, ama boşluklarım zaten depresyonla dolu, yer kalmadı” diyeceğim. Yada ağır bir küfür ederim ana bacı düz giderim. Oda beni kovar.’ Ama Taylan Bey hiçbir şey demedi. Sadece önüne döndü. Araba Riva’nın mahallesine yaklaşıyordu. Riva içinden güldü yine. Acı, sessiz bir gülüş. ‘Hayatımda biri var mı? Var tabii. Yalnızlığım. Her zaman yanımda.’ Araba durdu. Riva kapıyı açtı. “İyi akşamlar Taylan Bey.” “İyi akşamlar Riva.” Riva indi. Kapıyı kapattı. Riva arabadan indi. Kapıyı kapattıktan sonra bir iki adım attı ama beyninin arka tarafı hâlâ arabanın içindeydi. Kaşlarını çattı. “Bu da neydi şimdi?” dedi kendi kendine. “Ne demekti bu şimdi?” Şaşırmıştı. Sonra kendi kendine kızdı. “Belki de dalgın olduğumu farketti ondan sormuştur. Kendine gel anlamında. Bana mı bakacak sanki?” Omuz silkti. Abartmadı. Apartmana girdi. Tam merdivenlere yönelecekti ki üst kattaki kadın aşağı indi. Girişte önünü kesti. “Kız sen ne peşindesin?” dedi. Riva yüzüne baktı. Uzun uzun. ‘Senin peşindeyim.’ diye çok kısık sesle konuştu. Kadın duymamış olacak ki konuşmaya devam etti. “Lüks arabalar… pahalı hediyeler…” Riva kaşını kaldırdı. “Ne hediyesi?” dedi. “Ne saçmalıyorsun?” Kadınla birbirlerinin adını bile bilmiyorlardı. “Kapında bir paket var. Pahalı duruyor.” Riva bir adım yaklaştı. Sesi incelmedi. Soğudu. “Sen benim kargolarımı mı açıyorsun?” Kadın bir an geri çekildi. Riva bir adım daha attı. Yüzüne onu dövecek gibi bakıyordu. Üstüne yürüyecek gibi yaptı. Kadının bakışı düştü. Riva omzunu hafifçe çarpıp yanından geçti.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE