Bölüm(1)
Mehri Bundan tam 6 yıl önce hayatıma girmişti. Okulda tanışmış, arkadaş olmuştuk. Bu arkadaşlık zamanla ev arkadaşlığına, sonra da kardeşliğe dönmüştü. Birbirimize tamamen zıt ailelerin kızlarıydık ikimiz de, ama birbirimize çok benzerdik. Ben İstanbul’da doğmuş, büyümüş, okul için İzmir’e gelmiştim. O Mardin’de büyümüş, okumak için buraya gelmişti. Oldukça büyük bir ailenin kızıydı Mehri. Arada ailesi buraya gelirdi. Görürdüm, annesi bize yemekler yapar, parmaklarımızla yerdik. Öyle böyle derken can ciğer olmuştuk.
Bugünse onunla birlikte, Mardin’e gidiyordum, abisinin düğünü için. Henüz o şehirde hayran hayran gezerken âşık olacağımı ve bu aşkın beni bir yerden çok başka bir yere savuracağını farkında değildim. Ben kim miyim? Ben Mahi Karaboğa. Gönlümü Cihan Selimoğlu’na kaptıracağından habersiz, ayak basmıştım Mardin topraklarına. Ona yâr olmayı beklerken, abisine yâr olacağımı bilmeden…
Havalimanında bizi Mehri’nin abisi karşılamıştı. “Hoş geldiniz cimcimeler,” diyerek. “Abi, ya birimiz 25, birimiz 26 yaşında, hâlâ cimcime diyorsun,” diyen kardeşine, “Benim gözümde ikiniz de küçüksünüz,” demişti seyithan abi. “Kurban olduğum, evlendiğin kız benden iki yaş küçük,” diyen Mehri’ye, “Onu karıştırma sen,” deyip tek hareketiyle valizleri almıştı elimizden. Eve doğru yola çıkmıştık.
yaşadıkları yer olan Midyat’a girdiğimizde hayranlıktan ağzımı kapatamamıştım bir türlü, öyle güzeldi ki her şey! “Yarın hemen gezmeye çıkarıyorsun beni,” demiştim Mehri’ye. Ama Seyithan Abi araya girmiş, “Düğün bitsin, öyle gezdiririm ben sizi,” demişti. “Sana ne oluyor abi, ya sen hele iki gün karının yanında otur. Selim gezdirecek bizi,” diyen Mehri’ye, “Bak sen, küçük hanım, gelmeden yapmış bile planları dedi seyithan abi Kocaman bir konağın önünde duran arabadan inmiştik. Adım atar atmaz kapıdaki korumalar gelip önce “Hoş geldin,” demişler, sonra da çantaları alıp içeri taşımışlardı. Alışık olmayınca böyle şeyler bile şaşırtıyordu beni. Babası Mehri’yi görünce, “Gülüm gelmiş,” deyip hızlı hızlı inmişti merdivenlerden sarılmıştı mehri’ye sıkı sıkı annesi de öyle tuhaf hissetmiştim. Çünkü benim ailem, eve gittiğimi bile zor fark ederdi.
Yemek yemiş, çay içmiş, sohbetler etmiştik. Şimdiyse balkonda oturmuş, manzarayı seyrediyorduk. “Kızım, çok şanslısın, burası cennet gibi,” dedim Mehri’ye. O da bana, nedenini çok sonra anlayacağım bir söz söylemişti: “Cennet de burası, cehennem de.” “Neden öyle dedin?” dediğimde, “Boş ver,” deyip kapatmıştı konuyu.
Sabah ruken teyzenin Sesiyle açmıştık gözlerimizi. “Kızlar, hadi, daha çarşıya çıkacağız,” demişti. Çarşı lafını duyar duymaz dipçik gibi olmuştum. buraya dair her şeyi deli gibi merak ediyordum. Kahvaltı edip çıkmıştık. Neden bir koruma ordusuyla gezmek zorunda olduğumuzu anlamasam da bir şey diyememiştim. Çünkü ben bu topraklara, bu hayatlara ait değildim. Ve neyin neden olduğunu bilmiyordum henüz. Ayrıca, haddim olmayan şeylere karışmazdım , bilmediğim şeyler hakkında fikir beyan etmek yerine, susardım.
“Mahi kızım, şunu bir dene, sana çok yakışır,” demişti Ruken Teyze, elime bir elbise uzatıp. “Herkes yöresel giyinecek, sen de geri kalma,” dediğinde . Hiç itiraz etmeden kabine girip giyindim elbiseyi, aynı hızla kabinden çıkmıştım ki, bir adamla göz göze gelmiştim. “Oha kızım, ne yakışmış,” diyen Mehri’yi duymuyordum şu an. “Çok güzel olmuşsun kızım,” diyen Ruken Teyze’nin sesiyle kendime gelip çekmiştim gözlerimi adamın gözlerinden.
Alalım, bunu o zaman çıkarayımda derken, Mehri sözümü kesmiş, “Dur, seni Cihan abimle tanıştıracağım,” demişti. “Cihan Abi, bu Mahi. Benim okuldan arkadaşım. Mahi, bu da Cihan Abi, büyük amcamın oğlu,” demişti. “Memnun oldum Mahi,” deyip elini uzatan Cihan’a, ben de “Memnun oldum,” deyip elimi uzatmıştım. Sonra da üstümü değiştirmek için kabine girmiştim.
Ama tuhaf bir şekilde değişmişti kalbimin ritmi bakışları hem korkutmuş hem tuhaf hissettirmişti.Ben çıktığımda Cihan gitmişti. Onlar da düğün için alışveriş yapıyor demişti laf arasında Mehri. İşimiz bitmişti ki, Selim bizi alacak, ona biraz gezeceğiz, abimlerin haberi var, diyen Mehri’ye, “Dikkatli olun, düğün arifesi bir tatsızlık çıkmasın,” diyerek uyarmıştı Ruken Teyze. “Oluruz, merak etme,” diyen kızına, “İki gün sabredemedin,” diye de eklemişti.
Selim, Mehri’nin hem halasının oğlu hem de çocukluk aşkıydı. Annesi ve benim dışımda kimse bilmiyordu, ama yaklaşık 10 senedir âşıktılar, birlikteydiler. Altı yılda defalarca kez İzmir’e, yanımıza gelmişti Selim. Hatta günlerce bizde kalmıştı. Düğün biter bitmez Mehri’yi isteyecekti. Bizi almış, sessiz sakin bir yere gitmiştik. “Gençler hasret gidermiş ben de onlara bekçilik yapar gibi beklemiştim saatlerce. Sonra da biraz daha gezip dönmüştük.
Yarın düğün olduğu için kalabalıktı. Konak, buralarda böyle olurmuş, öyle söylemişti Mehri. “Nerede kaldınız kız, hadi yukarı gelin,” diyen Seyithan Abi’ye, “Geliyoruz,” deyip büyük balkona çıkmıştık. “Ooo, bütün gençler burada,” deyip koluma girmişti Mehri. Sabah gördüğüm o korkunç bakışlı kuzeni yoktu, şükür. İçlerinde içim bir tuhaf olmuştu. Gözlerini bana dikip baktığında ürkütücü bir tipi vardı adamın.
Herkesle teker teker tanışmış, sonra beni buralara sürüklayıp bütün hayatımı değiştirecek o adama denk gelmiştim. “Mahi, bu da Ezman. Hani öğlen çarşıda tanışmıştınız, ya, Cihan abimle, amcamın oğlu demiştim. Ezman da amcamın diğer oğlu,” demişti. “Öyle mi, memnun oldum,” deyip elimi uzattığım elimi. “Ben de memnun oldum,” deyip sıkmıştı. Yan yana oturmuş, saatlerce sohbet etmiştik. Hayret, etmiştim Aynı aileden olan iki adamdan biri nasıl bu kadar ürkütücü, diğeri bu kadar sevecen, sıcakkanlı olur diye.
“sabah abinle tanıştık, bakışları çok ürkütücü geldi,” dediğimde, “O biraz öyledir ama pamuk gibidir abim. Tabii sevdiklerine karşı. Sen bir de en büyük abimiz Ferman’ı gör, onu görürsen arkana bakmadan kaçarsın herhalde,” demişti. Bana Ezman da Mehri gibi mimarlık okumuş, o da bu sene mezun olmuştu. “Ben de tıptan mezun oldum,” dediğimde, “Vay, baya havalı,” deyip gülmüştü. İyi anlaşmıştık.
Ertesi gün kona gecesinde defalarca kez göz göze gelmiştik Cihan’la. Nereye baksam oradaydı. Sanki ilk başta beni ürkütüp kalbimin ritmini değiştiren adam gibi değildi. Sanki hep yüzünde kocaman bir tebessümle bakıyordu bana. Sonra halaya girdiğimizde bir anda gelip benim ve Mehri’nin eline girmişti. O gece tuttuğu elimi 6 ay hiç bırakmamıştı. Düğün bitmiş, benim ardımdan önce İzmir’e, sonra İstanbul’a gelmişti Cihan. Tanıdıkça sevmiş, sevdikçe bayram yerine dönmüştü hayatım. “Evlenelim,” dediğinde daha altı ay olmuştu tanışalı. Hiç düşünmeden kabul edip soluğu onunla nikâhta almıştım.
Sabah nikâhımız kıyılmış, öğlen ilk uçakla Mardin’e gitmiştik. Niye bu kadar acele ettiğini anlamasam da itiraz etmemiştim. Bazen gözler kör oluyordu, kulaklar sağır.Tıpkı bana olduğu gibi, Mardin’e ayak basmış, bizi almaya gelen Ezman’a doğru el ele yürümüştük. “Aslanım,” deyip kardeşine sarılmıştı Cihan. “Hoş geldin abim,” deyip bana dönmüş, “Sen de hoş geldin yengecim,” demişti. “Hoş bulduk,” deyip tebessüm ettim. “Valla kimseyi bilmem ama Anam, ikinizi de çiğ çiğ yiyecek,” diyordu ki, duyulan silah sesiyle, “Mahi, yat yere!” deyip beni itmişti Cihan. Kendimi bir anda yerde bulmuştum.Ne olduğunu anlamaya çalışırken
Yerde yatan Cihan’ı görüp, ayağa fırladım. “Yenge, dur!” diyen Ezman’a, “Abin vuruldu!” deyip Cihan’a doğru koşarken, duyulan siren sesleriyle kesilmişti silahların sesi. Koşup yanına oturdum, Cihan’ın Bembeyaz gömleği kan revan içindeydi. “Cihan, bana bak, sakın uyuma!” deyip üstümdeki hırkayı çıkarıp bastım yarasına. “Ambulans çağırın!” diye bağırarak… Ezman öylece kalakalmıştı abisinin başucunda. “Güzelim,” deyip gözlerini gözlerime dikmişti Cihan. “Özür dilerim,” dediğinde, “Hayır, hayır, dileme, senin bir suçun yok!” dedim, gözümden akan yaşlarla. “Seni çok seviyorum,” deyip oracıkta kapatmıştı gözlerini. “Cihan, Cihan, uyan! Hayır, hayır, olmaz, gidemezsin!” deyip döndüm ezman’a , “Buraya gel!” diyerek Başladım kalp masajına.
Dakikalarca uğraştım ama geri dönmedi Cihan. Ambulansa binerken bir ümit, ben de bindim. “Bir şeyler yapın!” diyerek. Ama kimse bir şey yapamamıştı. Hastane önünde duran ambulansın kapıları açıldığında kopmaya başlamıştı feryatlar. Haber alan herkes gelmiş, ortalık kıyamet alanına dönmüştü. Üstümdeki gelinlik niyetine giydiğim beyaz elbise, sevdiğim adamın kanına bulanmış, öylece kalakalmıştım.