Masamune pazara gelmiş ve elindeki bütün kristalleri satmıştı. Tabii ki biri hariç. O da boz ayının kaynak kristaliydi. Masamune bunu satmak istememişti. Çünkü bu kristal çok fazla enerji barındırıyordu. Onun içindeki enerjiyi çekerek herhangi bir sınıfında birkaç seviye atlayabilirdi. Masamune bu enerji ile kara büyücü sınıfına seviye atlatmayı düşünüyordu. Ama bu konuda biraz endişeliydi. Eğer kara büyücü sınıfına seviye atlatırsa etrafa yayılan enerji yüzünden kendini belli edebilirdi. Bu da isteyeceği en son şeydi. Geldiği zaman daha okula giremeden kendini belli ederse buradan kaçmak zorunda kalırdı. Ustasının söylediğine göre bu şehirde ondan çok daha güçlü insanlar da vardı. Onları yenemeyebilirdi. Üstüne birde sayı avantajıyla gelirlerse hiçbir şansı kalmazdı. Şimdilik 35. Seviye savaşçı, 40. Seviye büyücü ve 15. Seviye kara büyücüydü. Savaşçı sınıfını geliştirebilirdi. Ustasının da tavsiyesi bu yöndeydi. Büyü konusunda oldukça güçlüydü. Ama yakın dövüş konusunda gelişmeliydi yoksa bu konuda zayıf kalabilirdi. Masamune kararınınverdikten sonra bir han aramaya başladı. Okumayı bilmediği için tabelaları okuyamıyordu. Bu yüzden birine sorması gerekiyordu. Yolda sorabileceği birileri için bakınmaya başladı. Ama insanlar ona tuhaf tuhaf bakıyorlardı. Bu üzerindeki paçavra yüzünden olmalıydı. Han bulmadan önce giysi alabileceği bir yer bulmalıydı. Ama çok yorgundu. Uzun bir yolculuktan sonra biraz uyumak ve dinlenmek istiyordu. Giysi işini yarına bırakmaya karar verdi. Sonra sohbet eden iki kişiye doğru yürümeye başladı. İçinden ters bir şeyler söylememeleri için dua ediyordu. Kara enerji yüzünden çok çabuk sinirleniyordu ve ulu orta yerde güçlerini belli edemezdi. Sıradan insanlar gibi görünen bu iki kişinin yanına gitti.
'Afedersiniz. Ben bir han arıyorum. Bana yardımcı olabilir misiniz?'
Masamune adamların yanlış şeyler söylemesinin önüne geçmek için kibarca sormuştu. Alacağı kötü bir cevap sinirlenip onlara saldırmasına yol açabilirdi.
'Sen han arıyor olabilirsin ama hanlar senin gibileri aramıyorlar.'
İki adam kahkahalarla gülmeye başladı. Masamune ise şu anda kendini zor tutuyordu. Adamlara kibarca sormasına rağmen onlar onunla dalga geçmişti ve hala gülüyorlardı. Masamune burada biraz daha durursa bu adamlara saldıracağını bildiği için arkasını dönüp oradan uzaklaşmaya başladı.
'Başka bir yerde mi dilenmeye gidiyorsun?'
Az önce dalga geçen adamın arkadaşı Masamune' nin arkasından bağırmıştı. Masamune bu adamlara saldırıya geçecekken kendini durdurdu. Burada yapacağı sorumsuzca bir davranış sonradan başına dert açabilirdi.
Arkasına döndü ve iki adama doğru koşmaya başladı. Adamlar ise gülmekten onun gelişini görememişlerdi. Gördüklerinde ise çok geçti. Masamune diplerine kadar geldikten sonra durdu. Şaşkın bakışlarla onu izleyen adamlara bakmaya başladı. Onlara saldırarak kendi gücünü belli etmek istemiyordu. Bu sebeple sıradan bir çocuk gücüyle onların cinsel bölgelerine yumruk attı. Bunu hiç beklemeyen adamlar iki büklüm kaldılar. Sonrasında ise biri onlara bakan Masamune' ye bakarak konuştu.
'Lanet velet! Seni öldüreceğim!'
Masamune arkasını dönüp koşmaya başladı. Diğer iki adamda onun peşinden koşuyordu. Masamune savaşçılığı sayesinde gelişmiş bacak kaslarını kullanarak adamlara fark attı ve ara sokaklarda izini kaybettirdi. Onların kendisini kahbettiğinden iyice emin olduktan sonra koşmayı bırakıp yürümeye başladı.
Masamune yürümeye devam ederken gittikçe sakinleşiyordu. Az önceki öfkesinden eser kalmamıştı. Yaklaşık 10 dakikadır yürüyordu ve sonunda büyük bir binanın önüne gelmişti. Önünde bağlı atlardan ve içeriden gelen kahkaha seslerinden buranın han olduğunu anlamıştı. Yavaş adımlarla hanın kapısından içeri girdi. Onun girişi ile bütün bakışlar Masamune' ye çevrildi ve kahkahalar durdu. Masamune buna aldırış etmeden boş masalardan birine oturdu. Biraz dinlenmek iyi olacaktı. Hancı Masamune' nin yanına geldi. Masamune istediklerini söyledi.
'Kalacak bir oda ve taze yemek istiyorum.'
'Senin gibiler için ne yemeğim var ne de odam.'
Masamune hancının dedikleriyle tekrar sinirlenmeye başlamıştı. Hancı sözüne devam etti.
'Şimdi ben seni atmadan sen kendin hanımdan çık.'
Masamune için bu kadarı yeterliydi. Masanın üstündeki ellerini masaya bastırarak masayı kırdı ve ayağa kalktı.
'Sen kim olduğunu sanıyorsun!? Çeneni kapatıp bana yemek getir!'
Masamune' den yayılan öldürme isteği bütün hanı kaplamıştı. Şu anda böyle bir gösterinin başına açabileceği dertler umrunda değildi. Aşağılanmaktan sıkılmıştı. Bir kere kendini tutarak o iki adama hem zarar vermemiş hem de onlardan kaçarak sanki güçsüzmüş izlenimi uyandırmıştı. Ama bu bardağı taşıran son damlaydı. Hancı büyük bir hata ettiğini anlamış bir şekilde hemen mutfağa koşup genç efendi için yemek hazırlanmasını söylemişti. O da biliyordu ki bu kadar genç birisi bu kadar güçlüyse kızdırılmaması gereken biri olmalıydı. Handaki diğer insanlar da bu çocuğun bulaşılmaması gereken biri olduğunu anlamışlardı. En başta silahına davranmayı düşünen birkaç kişi öldürme isteğini hissettikten sonra ellerini silahlarından çekmişlerdi. Bu kadar güçlü bir şekilde kan akıtmak isteyen biri çok güçlü olmalıydı. İnsanlar az önceki olayı görmemiş gibi tekrar yerlerine oturmuşlardı. Ama şu anda tek konuştukları bu çocuğun aslında kim olabileceğiydi. Kılık değiştirmiş bir prens yada güçlü bir arka plana sahip biri olmalıydı. İnsanlar bunu konuşurken Masamune hancının önüne koyduğu yemeklerden yemekle meşguldü. Hancı az önceki kabalığından dolayı sürekli onun yanına gelip tekrar tekrar özür diliyordu. Yemeği bittikten sonra Masamune hancıdan kalacağı odayı göstermesini istedi. Hancı Masamune' nin iki adım önünden yürüyerek ona elindeki en iyi odayı gösterdi. Saygıda kusur etmemeye özen gösteriyordu. Az önceki korkusu yerini açık gözlülüğe bırakmıştı. Böyle biri yanında fazlaca para bulunduruyor olmalıydı. Bundan olabildiğince faydalanmalıydı. Masamune odasına girdikten sonra hancı aşağı inmeden istediği bir şey olup olmadığını sordu. Masamune rahatsız edilmek istemediğini söyledi ve kapıyı kapattı. Masamune odasına göz gezdirdi. Temiz bir yatak, bir banyo, bir tuvalet, büyük bir sandık ve bir masa vardı. Gayet güzel olan oda sanki bir ev gibiydi. Masamune önce kapıyı kilitledive sonra da hiç zaman kaybetmeden yatağa girip uyumaya başladı. Güzel bir uyku ona çok iyi gelecekti.
----------
Masamune sabah gözlerini açtığında yüzüne vuran güneş ışığı gözlerinin acımasına sebep oldu. Eliyle gözlerini kapatırken kapının tıklanma sesini duydu. Yataktan yavaşça kalktı ve ağır adımlarla kapıya doğru yürüdü. Kilidi açıp kapıyı açtığında karşısında küçük bir kız çocuğu duruyordu. Masamune ona bakarken kız konuşmaya başladı.
'Genç efendinin bir isteği var mı?'
'Kahvaltı istiyorum.'
Masamune cevabını verdikten sonra kız hızlıca aşağı inmeye başladı. Birkaç dakika içinde kapısı tekrar çalınan Masamune kapıyı açtığında elinde büyük bir tepsi tutan kız çocuğu içeri girdi ve tepsidekileri masaya dizmeye başladı. İşini bitirdiğinde odadan çıktı. Masamune kendisine hazırlanan kahvaltıya baktı ve çok iyi olduğunu gördü. Anlaşılan hancı Masamune' den koparabildiği kadar para koparmayı planlıyordu. Masamune kahvaltıdan sonra yüzüğündeki kristali çıkardı. Kristalden yayılan yoğun enerjiyi hisseden Masamune bunu tamamen çekmesinin biraz zaman alacağını düşünüyordu. Bu yüzden enerji emme işini akşama bırakmaya karar verdi. Aurasını biraz salarak odadaki nesneleri hissetmeye çalıştı. Ama aurasını salmasıyla odadaki eşyalar titremeye sonrasındaysa sallanmaya başladı. Masamune aurasını geri çektiğinde çoktan duvarlarda çatlaklar oluşmuş, ayna kırılmış, masa ise devrilmişti. Masamune bunu pek umursamadı ve odadan çıkarak aşağı indi. Hancı da dahil handaki herkes Masamune' nin aurasını hissetmişti. Masamune aşağı indiğinde hancı ona soran gözlerle bakıyordu.
'Odamın temizlenmesi gerekiyor. Akşama dönmüş olurum.'
Hancı başıyla onayladı ve tekrar işine döndü. Masamune ise handan çıktı ve giysi alabileceği yeri aramaya başladı. Hancıya sormuştu ve hancı giysi alabileceği yeri tarif etmişti. Hatta onu biriyle göndermeyi teklif etmişti ama Masamune kabul etmemişti. Bu şehri kendisi tanımalıydı. 5 dakika sonra giysicinin önündeydi. Fazla düşünmeden içeri girdi ve giysilerini seçmeye başladı. Bir büyücüydü ama aynı zamanda savaşçı olduğu için hareket kabiliyetini kısıtlayacak şeyler olmamalıydı. Bu yüzden siyah bir pantolon, t-shirt ve bir hırka almıştı. Şimdilik bunlar yeterliydi. Siyah rengi hoşuna gidiyordu. Kara büyücü tarafıyla uyumluydu. Giysi işi hallolduktan sonra sıra bir silah almaya gelmişti. Güçlü bir büyücüydü ama savaşçı sınıfını daha hızlı geliştirebilmek için bir kılıç almalıydı. Sonra tabelasında silah simgesi olan bir dükkana doğru ilerlemeye başladı. İçeri girdiğinde kılıçlara göz gezdirdi. Çok büyük kılıçlarda vardı ama Masamune tek eliyle rahatça kullanabileceği bir kılıç istiyordu. Bu sayede bir eliyle kılıcını kullanırken diğer eliyle de büyü yapabilirdi. Masamune bütün kılıçlara bakmasına rağmen istediği gibi bir kılıç bulamamıştı. Dükkandan çıktı ve şehirde dolaşmaya başladı. Artık insanlar ona kötü bir şekilde değil normal bakıyorlardı. Dün olanlar herkesin aklındaydı ama onlar dilenci kılıklı bir çocuğun yaptıklarını düşünüyorlardı. Kimse bu gencin dün herkese korku salan o çocuk olduğunu fark etmemişti.