~Melis~
Dosyanın sayfalarını çevirdikçe aradığım kadının elimin altında olduğuna inanmakta güçlük çekiyordum. Çaresizliğin pençesinde hayatta kalma savaşı veren fakir, kimsesiz bir kadın: Zeynep Emek.
Henüz yirmi dört yaşında, gencecik bir kadın... Annesini, abisini ve yengesini dört ay önce meydana gelen bir trafik kazasında kaybetmiş. Yeğeni Umut Can o esnada okulda olduğu için hayatta kalmış. Abisinin ölümünden sadece bir ay sonra evini satılığa çıkarıp köhne bir semtte ev kiralamış. Şirkette işe başlayalı ise sadece bir hafta olmuş.
“Tam bir trajedi...”
Kenardaki kahve bardağını elime alıp ekrana baktım. Gelen bildirim sesiyle irkilip mesaja tıkladım.
Melis Hanım, Zeynep Hanım şirketimize ait olan bankadan bir milyon TL kredi başvurusunda bulunmuş.
Tebessüm ederek kahvemden bir yudum alıp ayağa kalktım. Telefonumu elime alıp Güney’e kısa bir mesaj attım. Ardından koltuğa geçip oturdum ve rahatlıkla ayaklarımı sehpaya uzattım.
“Sonunda!”
Aylarca süren arayış son buluyordu. Geriye sadece muhatapla konuşmak kalmıştı. Pozisyonuna ve gelirine bakmadan bir milyon liralık kredi başvurusu yapan birinin hâli pek de iç açıcı olamazdı.
“Tam da Pars Bey’in istediği o zavallı kadın profili!”
★★~★★
~Zeynep~
Umut’a yemeğini yedirip onu uyuttuktan sonra salona geçtim. Önümdeki kâğıtta yazılı telefon numaralarına bakarken gözlerimi yumup kendime güç diledim.
“Telefonla konuşacaksın. Para vermeyi kabul etmezlerse bile o küçümseyen bakışların ve sözlerin hedefi olmayacaksın. Sakin ol...”
Gözlerimi açıp telefonu elime aldım. Kâğıttaki numarayı tuşlayıp rehberde ismi çıkınca derin bir nefes alarak arama tuşuna bastım.
Telefon dört beş kez çaldıktan sonra açıldı. Kulağıma gelen teyzemin sesiyle çekinerek “Alo.” dedim.
“Zeynep, nasıl oldun? İyi misin?”
“İyiyim teyze, teşekkür ederim.”
“Umut Can nasıl? Annesiyle babasının ölümünü kabullendi mi?” diye sormasıyla boğazım düğümlendi, zorlukla yutkundum. Ailemin ölümünü daha ben kabullenememiştim, Umut nasıl kabullensin?
“Teyze sana bir şey soracaktım.” dedim titrek bir sesle.
“Buyur canım.”
“Teyze... Bana borç para verebilecek imkânın var mı?”
Kısa bir sessizlik oldu. Hattın diğer ucundaki gerginliği hissedebiliyordum. Ardından teyzem konuştu.
“Ne kadar lazım canım?”
Gözlerimi sıkıca yumdum. Rakamı telaffuz etmek bile ağırdı.
“İki yüz elli bin.”
Teyzem boğazını temizleyip “Kızım bu kadar parayı ne yapacaksın?” diye sorgulamaya başlayınca cevabımı çoktan almış oldum.
“Teyze çok lazım.” diyebildim sadece.
“Canım, o kadar parayı kim kaybetmiş ki biz bulalım? Zaten evi sattın. Nişanlın da yüzüğü attı. Nişan yok, düğün yok... Evden gelen parayı ne yaptın sen?”
“Tamam teyze, rahatsız ettim kusura bakma. Umut çağırıyor, yanına gitmeliyim.”
“Canım ben bunları senin durumunu anlamak için soruyorum...”
“Anlıyorum teyze ama gitmem gerekiyor. İyi akşamlar.”
Telefonu kapatmamla gözümden akan yaşların serbest kalması bir oldu. Arkama yaslandım. Herkes ne olduğunu soruyor, merak ediyor ama kimse yardım elini uzatmıyordu!..
Gelen arama sesiyle irkildim. Ekrana bakmak istemedim. Teyzem özür dilemek için arıyor olmalıydı ama artık bir anlamı yoktu. Israrla çalmaya devam edince yerimde doğrulup telefonu elime aldım. Kayıtlı olmayan numarayı görünce aklıma o tefeci geldi, korkuyla ekrana bakakaldım.
Arama susunca korkuyla etrafa baktım. Telefonumun titremesiyle gelen mesaja baktığımda korkum ikiye katlandı.
Telefonu açmazsan eve gelirim!
Hemen yerimden fırladım, o sırada telefon yeniden çalmaya başladı. Bekletmeden açıp kulağıma götürdüm.
“A... Al... Alo!”
Sesimin tedirgin çıkmasını engelleyememiştim. Karşıdan gelen gülme sesiyle elimi yumruk yaptım.
“Zeynep, benden bu kadar korkma! Biliyorsun, eve gelirsem borcunun yarısı silinir...”
Yine o iğrenç iması...
“Paranı ödeyeceğim!” dedim dişlerimin arasından.
“Hım, kızmaya başladın. Güzel!” dedi tehlikeli bir tonda.
“Neden aradın?”
“Borcun karşılığında yeğeninin organlarını alacağım ya, hatırlatayım dedim.”
Kelimeleri yayarak konuşması sinirlerimi zıplatsa da “Öyle bir şey olmayacak!” diye direttim.
“Bugün de bir müşteri çıktı. Çocuk istiyorlar. Yeğenin biraz daha küçük olsaydı onlara satardım!”
“Sana öyle bir şey olmayacak dedim! Paranı bulup vereceğim!” diye öfkeyle bağırdım.
Kahkaha atmasıyla elimi başıma götürdüm. Sinirlerimi bozmak için bilerek yapıyordu ama artık dayanacak gücüm kalmamıştı.
“Bulsan iyi edersin çünkü organ bekleyen çok zengin insan var!”
Sesindeki ciddiyet kanımı dondurdu. Tam cevap verecekken “Hala!” diye seslenen Umut’un sesiyle endişeyle arkamı döndüm.
“Benim altın yumurtanın sesi mi o?” diye konuşan Çağan’ın sesi kulaklarımda çınlarken telefonu suratına kapattım.
Hızla Umut’un yanına gidip “Neden yatağından kalktın? Neden buraya geldin?” diye bağırdım.
Gözleri anında doldu ve benden uzaklaştı. Arkasını dönüp ağlayarak odasına doğru gidince pişmanlık bütün bedenimi sardı...