7. Bölüm: Fakir Nefreti

1470 Kelimeler
~Zeynep~ Koltuğun üzerinde duran beyaz zarfa ve üzerindeki miktara bakarken gözlerimin dolmasına engel olamıyordum. Para için bedenimi takas edecektim! Bu düşünce tonlarca ağırlık gibi zihnime çöktü. Gözümden süzülen yaşı saklamak için başımı çevirip akıp giden yola baktım. Aylar öncesi gözümde canlandı. Ben, annem, abim, yengem, Umut ve Doruk... Ailemi kaybetmeseydim Doruk'la yakında düğünümüz olacaktı. Gelinliğimi giyip sevdiğim adamla evlenecekken, şimdi para için taşıyıcı anne oluyordum. Rahmimde tanımadığım bir adama ait bir can taşıyacaktım. Başka bir adamın parçasını! Nefesim daralınca gözlerimi yumup sakinleşmeye çalıştım ama ağzımdan kaçan hıçkırıkla elimi sıkmaktan başka bir şey yapamadım. "Ağlamaya devam edersen seninle anlaşmaktan vazgeçeceğim!" Melis Hanım'ın sert sesiyle irkilip burnumu çektim. Başımı camdan ayırıp elimle yüzümü sildim. Sesimi toparlamak için acıyla yutkundum. "Kusura bakmayın, elimde değil!" dedim beni anlamasını umarak. Çerçeveli gözlüğünü düzeltip soğuk bir tebessümle bana baktı. "Elinde bir şey olmasını istiyorsan gözyaşı dökmeyi bırak!" diye alttan alta uyardı. Bacak üstüne bacak atıp şoföre "Ne kadar yolumuz kaldı?" diye sordu. "Beş dakikaya oradayız Melis Hanım." Şoförün cevabı üzerine bana döndü. Tek kaşı havaya kalkarken "Yeğenini aldıktan hemen sonra hastaneye gideceğiz. Ardından şirkete!" dedi. Boğazıma oturan yumruyla başımı önüme eğdim. Başka çıkışım yoktu. Borcu ödeyecek bir mal varlığım kalmamıştı, hepsi gitmişti. Çağan'ın ne kadar ileri gidebileceğini iyi biliyordum. Umut için bunu yapmam gerekiyordu. Cevap vermeden başımı çevirdim. Bağıra çağıra ağlayacak hâldeydim ama yapamazdım. Yaparsam Umut’u kaybedecektim. Melis Hanım beni yalnız bırakana kadar dayanmalıydım. "Melis Hanım geldik." Arabanın durmasıyla Melis Hanım'a döndüm. Kapıyı açmak yerine camı indirip dışarıya baktı. "İğrenç bir yer!" diye fısıldadı ama duymuştum. Bana dönüp "Galoşları ver!" diye emretti. Anlamayarak ona baktım. Elini şoföre doğru uzatınca onunla konuştuğunu fark ettim. Torpidodan çıkarılan mavi galoşları ayakkabılarına geçirirken "Böyle sefil bir yere geleceğimi tahmin etmiştim!" diye nefretle söylendi. Sesindeki tiksinti apaçık belliydi. Başını kaldırıp sertçe yüzüme baktı. "Zarfı al!" talimatını verdikten sonra şoföre kapıyı açmasını işaret etti. Şoför inip kapıyı açtı. Melis Hanım araçtan inince beyaz zarfa baktım. İçimde bir şeyler koptu. Mecburdum. Başka çarem yoktu. "Keyfini bekleyemeyeceğim!" diye yükselen öfkeli sesi duyunca, onu daha fazla kızdırmamak için zarfı alıp araçtan indim. Melis Hanım tiksinen gözlerle Çağan'ın mekânına bakıyordu. "İçeriye girelim mi?" diye çekinerek sordum. Gözlerini yumup derin bir nefes aldı. Kendi kendine bir şeyler mırıldansa da ne dediğini anlayamıyordum. Gözlerini açıp şoföre beklemesini söyledikten sonra demir kapıya yürüdü. Ben de peşinden giderken şoför yanımıza gelip demir kapıyı açtı. "Melis Hanım, elleriniz için eldiven getireyim mi?" diye sormasıyla şaşırdım. Melis Hanım cevap vermeden içeriye adım attı. Peşinden gittim. Bahçenin tam ortasında durup etrafına baktı. Gözlerimi etrafta gezdirdiğimde duyduğum kapı gıcırtısıyla irkildim. Karşımda Çağan'ın adamlarından birini görünce hemen yanına koştum. O da bana doğru gelse de gözleri Melis Hanım'daydı. Önünde durup "Umut nerede?" diye endişeyle sordum. "Bu kim?" diye şüpheyle sorunca Melis Hanım'a döndüm. "Polis olmadığımı bilmeniz yeterli!" diye cevap veren Melis Hanım yüzünden gerildim. Adamın kaşları anında çatıldı, eli beline giderken araya girdim. "Yemin ederim polise haber vermedim. O bana para konusunda yardımcı olan bir tanıdığım sadece." Adam şüpheyle bakmayı sürdürürken Melis Hanım "Çağan Bey, buraya sizinle tanışmaya gelmedim. Zeynep'in size olan borcunu ödemeye geldim. Uzatmadan işi halledip gidelim!" dedi. Adam ters ters bana bakarken elimdeki zarfı uzattım. "Gerçekten polise gitmedim. Burada tüm borcumu ödeyecek para var. Lütfen Umut'u bana geri verin!" Adamın bakışları zarfa kayarken "Dur!" diye bağıran Melis Hanım'a döndük. Göğsünde birleştirdiği kollarını çözüp yavaş adımlarla bize yaklaştı. Sanki üzerine bir şey sıçramasın diye aşırı dikkat ediyordu. Adamla arasında mesafe bırakıp "Yeğenini görmeden parayı mı veriyorsun!" diye azarlayınca yutkunup elimi indirdim. Melis Hanım adama dönüp "Umut Can'ı buraya getiriniz ve paranızı aldığınıza dair sözleşme imzalayınız!" dedi. Şaşkınlıkla ona baktım. Duyduğum gülme sesiyle kafamı çevirdiğimde Çağan'ın diğer adamının dışarı çıktığını gördüm. Yanımıza gelirken gözleri Melis Hanım'daydı. "Gözünüzü üzerimden çekiniz!" diye çıkışan Melis Hanım'la adamlar birbirine baktı. Uzun olanı "Parayı aldığımıza dair sözleşme mi imzalamamızı istiyorsun?" diye alaycı bir tavırla sordu. "Avam fakirlerle muhatap olduğuma inanmıyorum!" diye tiksinerek konuşan Melis Hanım’ın üzerine kısa boylu adam yürüyecekken, uzun olan onu durdurdu. "Patron burada değil!" dedi uzun adam. "Ne zaman gelir?" diye telaşla atıldım. "Bilmem!" "Umut nerede?" Adam cevap verecekken Melis Hanım araya girdi. "Demek Çağan Bey yok. O yokken işleri görecek potansiyeliniz yoksa, gelenlerle muhatap olmak yerine direkt burada olmadığını belirtiniz! Avam, iş bilmez kimliğinizi karşınızdakiyle muhatap etmeyiniz!" Bu sözler üzerine uzun adam öfkeyle Melis Hanım’ın üzerine yürüdü ve kolunu tuttu. Korkuyla öne atıldım. "Bırak onu!" diye bağırdım. Adam ise "Sen kimsin ki bize hakaret ediyorsun lan!" diye kükrediği sırada duyduğum kapı sesiyle şoförün koşarak geldiğini gördüm. Melis Hanım'ın yüzü, adamın eli ceketine değdiği için tiksintiyle kasılırken şoför araya girdi. Adamı uzaklaştırırken ben de Melis Hanım'a yaklaştım. "İyi misiniz?" diye telaşla sordum. Gözlerindeki öfkeyle bana bakıp, sanki koluna virüs bulaşmış gibi silkeledi. Şoför yanımıza gelirken Melis Hanım doğruldu, üzerindeki ceketi çıkarıp uzun adamın önüne fırlattı. Ceket çamura bulanırken "İğrenç kişilikler!" diye tısladı. Adam yeniden bize doğru hamle yapsa da duyulan ıslık sesiyle durdu. Kafasını çevirip kapıya baktı. İçeriden bir adam daha çıktığında endişem arttı. Gelen kişi, uzun adamın kulağına bir şeyler fısıldadıktan sonra bize döndü. "Paranın hepsini mi getirdin?" diye sordu. Melis Hanım'a baktım. Bu olanlardan sonra vazgeçmiş olabilirdi. Melis Hanım ters ters yüzüme baksa da "Çocuğu getiriniz ve parayı aldığınıza dair sözleşme imzaladığınızda borcunuz ödenecek!" diyerek geri adım atmadı. Korkuyla yutkundum. Adam başını sallayıp, "Tamam. Dediğin gibi olsun!" deyince şaşırdım. Ben hayretle bakarken Melis Hanım yine konuştu. "Biraz önce arkadaki iş bilmez cahil arkadaşınız, patronunuz olmadığı için ödemenin yapılmayacağını belirtti. Siz hangi dayanağa güvenerek işin olacağını söylüyorsunuz?" Ortamın yeniden alevleneceğini hissettim. Hızlıca "Melis Hanım, bir keresinde Çağan yokken ödemiştim. Problem olmamıştı." dedim. Melis Hanım kabul etmeyip Çağan'ı aramamı istedi. Adamlardan biri yüksek sesle sabır çekerken, son gelen adam Çağan'ı kendisi aradı. Durumu anlatıp telefonu Melis Hanım'a uzattı. "Patron seninle konuşacak." "Eldiven ver!" diye buyuran Melis Hanım'a şoför cebinden siyah deri eldiven çıkardı. Melis Hanım eldivenleri eline geçirip telefonu aldı. Kulağına götürmek yerine hoparlöre verip konuştu. "Siz burada yokken ödeme yapılmasını onaylasanız bile, ödemenin yapıldığına dair sözleşme imzalanmadıkça parayı vermeyeceğim!" "Çok konuştun kadın. Fiko imzayı atacak. Sen parayı ver de görelim!" diye alaycı konuşan Çağan'ın sesi duyuldu. O sırada telefon yere düştü. "Elimden düştü!" dedi Melis Hanım umursamaz bir tavırla. Adam sabır dilercesine başını çevirdi. "Arabadan sözleşmeyi getir!" emriyle şoför gitmek istemese de mecbur kalıp gitti. Adam yerdeki telefonunu alırken Melis Hanım, adama yaklaşıp "Çöp toplamayın. Ben size ücretini ödeyeceğim!" diye üstten baktı. Adam telefonu sıkarak ayağa kalktı, öfkeyle bakıyordu ama Melis Hanım buz gibi tebessüm ediyordu. "Çocuğu da getirin." Adam işaret verince arkadakiler sinirli sinirli içeri yürüdüler. O esnada şoför belgeyle geldi. Melis Hanım belgeyi adama verip "Göz atıp aşağıya isim ve soy isminizi yazarak imzalayınız!" dedi. Adam belgeyi alıp kaputun üzerinde imzaladı. Melis Hanım gözlerini devirerek bana döndü. "Sıradan bir borç ödemesi değil!" dedi. Ne diyeceğimi bilemedim. Tefeci olduklarını söylemiştim ama beni dinlememişti, yine de az kalsın zarar görüyordu. "Size demiştim. Keşke tek başıma gelseydim." dedim üzüntüyle. Kafasını çevirip mekâna baktı. "Sorun yok. Fakat aksilik olursa gerekeni yapmaktan çekinme!" diye şoföre talimat verdi. Şoför başını salladı. İçimdeki endişe büyürken bir an önce bu işin bitmesini diledim. "Tamam." Kâğıdı imzalayan adam bize doğru geldi ve kâğıdı uzattı. Melis Hanım göz atıp "Patronunun yerine imza mı attın?" diye şüpheyle sordu. "Uzatma. Parayı alınca bizde iş biter!" Melis Hanım alayla adamın yüzüne baktı. "Tefecilerin prensipleri varmış! Şaşırtıcı!" diye küçümsedi. Adam sabretmeye çalışırken Umut'un sesini duydum. Kafamı çevirdiğimde Umut koşarak geliyordu. Her şeyi bir kenara bırakıp ona koştum. Sımsıkı sarılıp elimle göğsünü ve karnını kontrol ettim. "İyisin değil mi? Sana bir şey yapmadılar değil mi?" diye korkuyla sordum. Herhangi bir iz yoktu. "Merak etme hala. Bana kötü davranmadılar." demesiyle rahatladım. Elini sımsıkı tutup ayağa kalktım. Melis Hanım bize doğru gelirken Umut'u kenara çektim. Melis Hanım elimdeki zarfı alıp adama uzattı. "Burada tam üç milyon var. Ödemeyi dolar olarak yaptım! İşinize daha çok yarar!" diye küçümseyerek konuştu. Adam zarfı açıp parayı görünce kaşı havaya kalktı, şüpheyle baktı. Melis Hanım eldivenleri çıkarıp yere attı. "Bu eldivenleri satıp kendine yeni bir telefon alabilirsin!" Eldivenlerin üstüne basıp adamın önünden yürüdü. Adamın sıkılı yumruğundan siniri belliydi. Melis Hanım yürümemi söyleyince Umut'un elini tutup kapıya yöneldim. Demir kapıdan çıkınca rahat bir nefes aldım. Araca bindiğimizde Melis Hanım ayağındaki galoşları çıkarıp binince şaşkınlıkla ona baktım. Araca binip kapıyı kapattıktan sonra yüzünü cama döndü. "AVM'ye gidiyoruz!" demesiyle şoför aracı çalıştırdı. "Melis Hanım her şey için teşekkür ederim. Yaşadıklarınızdan ötürü de özür dilerim." Yüzünü camdan ayırmadan "Sözleşmede isminin olduğu yere imzanı at. Bir örneği sende, bir örneği de onlarda kalacak!" dedi. Endişeyle ona baktım. "Onlarla tekrar mı görüşeceksiniz?" Bana dönüp "Pürüz bırakmamak gerekiyor!" dedi. "Ben de geleyim mi?" diye sordum. Olayların tekrarlanmasından ve Melis Hanım'ın zarar görmesinden korkuyordum. "Gerekmiyor!" İtiraz etsem de susmamı söyleyince daha fazla konuşamadım. Umut elimi tutunca ona döndüm. "Hala, bu kim?" diye sordu. Melis Hanım'ı unutmuştu. İçimdeki korku yeniden yeşerdi. "Geçen sefer şirkette görmüştün. Hatırladın mı?" diye hüzünle sordum. Hayır anlamında başını sallayıp göğsüme yaslandı. "Hala uykum var. Uyuyacağım," demesiyle gözlerim doldu. Elimden bir şey gelmemenin çaresizliğiyle yüzümü cama dönüp sessizce gözyaşlarımı akıttım...
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE