9

1781 Kelimeler
Asya, gözlerini açtığında evindeydi. Titreyerek üzerindeki pikeye sarıldı ve kendini toparlamaya çalıştı. Gözlerini acıtırcasına kapatarak unutmaya uğraştı; ama her şey çok tazeydi. Çürüyüp yok olmasa da, en azından zihnin büyük bir bölümünden uçması için zamana ihtiyaç vardı. Yine berbat bir rüya görmüştü. Dün geceki adamlardan biri fena saldırmıştı. Kurtulamıyordu ellerinden. İtmeye çalışıyordu; ama vücudunun hiçbir noktası yerinden oynamıyordu. Kaskatı kesilmişti bedeni ve iğrenç herif bundan yararlanıyordu. Neyse ki son anda açtı gözlerini, rüya olduğunu kanıtlamak istercesine odasına baktı. Rahatlamıştı. Çünkü evindeydi. Sonra susadığını fark etti; ama kendini o kadar yorgun hissediyordu ki kalkmak istemedi. Yatağı daha cazip geldi. Sağına döndü. Tekrar uykuya dalmak istiyordu. Gözlerini kapattı. Hışımla yataktan fırladı. Saat öğleden sonra ikiyi gösteriyordu. "İnanamıyorum! Geç kaldım!" Telefonunu aldığı gibi mutfağa koştu. Susuzluğu heyecanla bir kat daha artmıştı. Bir bardak suyu tepesine dikerken, bir yandan da oteli aramak için hareketlendi. Selçuk Bey'e ne diyeceğim şimdi Allah'ım! Nasıl açıklayacağım? diye kendini yiyordu; ama telefonu aldığında cevapsız çağrı yoktu. Rahatlamalı mıydı? Yoksa... "Belki de kovuldum!" diyerek volta atmaya başladı. Telaşla sekreterin numarasını tuşladı. Artık orası dar gelmiş olacak ki, salona geçti. O sırada telefon açıldı; ama Asya cevap veremedi. Gördüğü manzara karşısında şaşırmıştı. Birkaç saniye kaldı yerinde öylece. Timuçin salondaki koltukta uyuyordu. Saniyeler içinde gecenin karanlığına döndü. Doğru ya, gece imdadına O yetişmişti. Elindeki fener gibi aydınlatmıştı anını. Yüzündeki yaşları kurutan bir giriş yapmıştı olaya. Kahramanıydı onun. Canını, psikolojisini, en doğrusu geleceğini kurtaran adamdı. Sıcacık kollarında güven bulmuş, çağlayan gibi akan duygularını düzene sokmuştu. Dalgalı perçemi alnına düşmüştü. Adrenalin salgılanan bedeninden ter ve erkeksi koku yükselmişti. Kalın göğsünün sertçe inip kalkmasının nedeni Asya'nın ağırlığı değildi. Kadın emindi ki, öfkesiyle verdiği amansız savaştı. Bir muharebeden çıkmıştı; ama öyle kusursuz görünüyordu ki, Asya gözlerini alamamıştı ondan. Dün gecede sadece adam vermiş gibi hissetti kısacık bir anda. Yüzünde farklı bir gülümsemeyle baktı ona ve başka bir odaya geçti. "Selçuk Bey orada mı Esra?" "Burada değil. Asya Hanım siz misiniz?" "Evet benim... Selçuk Bey'le konuşmam gereken bir şey vardı." "Efendim, Selçuk Bey otelde değil; ama çıkmadan önce ararsanız diye size bir mesaj bırakmıştı." Genç kadın istemsizce elini ağzına kapadı. Ne mesajıydı ki şimdi bu? Diye düşünerek heyecanla aldığı nefes sesini bastırdı. Dün geceki olay haberlere çıkmıştı da, rezilliğimden dolayı kovuldum mu acaba? "Asya Hanım?" "Buradayım Esra. Dinliyorum seni." Sesinin titremesine engel olamadı. Yıllardır bu otele emek vermişti. İşini hiç aksatmamış, tek başına hayat mücadelesi vermiş, kendi emeğiyle kazanmış olduğu parayla hayatını sürdürmüştü. Her şey olmayan ailesi içindi. Babasının, annesinin ve kardeşinin gülen yüzleri için... "Sen akıllı bir kızsın Asya..." diyen bilgili babası için. "Sizi tüm sabah beklediğini ve gelmediğiniz için size kızgın olduğunu; fakat bir günlük de olsa, bu tatili hak ettiğinizi söyledi. Özellikle harfi harfine söylememi tembih ettiği bir şey daha var. 'Beni telefonumdan arayamayacak kadar ne yaşamış olabilirsin sevgili kızım? Her neyse zahmet etme ve yatağına uzan!'" Genç kadın tuttuğu nefesi verirken bedeni gözle görülür şekilde gevşedi. Hemen ardından da aptallığına güldü. Adamı telefonuyla aramayı unutacak kadar şaşırmıştı. Boşu boşuna olayı dramatize etmişti; ama korkmuştu. Selçuk Bey'in tam tamına bu kelimeleri söylediğine emindi; çünkü hiçbir kelimenin ve duygunun değiştirilmesinden hoşlanmaz, karşı tarafa doğruca duyurulmasına gerçekten önem verirdi. Böylece elçi kendi fikrini de ortaya atamayacak, olayı küçültüp, büyütemeyecekti. Bu adamı gerçekten babası gibi seviyordu. "Tamam, ben onu daha sonra ararım o halde." "İyi günler efendim." "İyi günler Esra, kolay gelsin."diyerek kapattı telefonu. Elindeki telefona bakarken Timuçin'in yardımcı olduğunu düşünerek gülümsedi. Koşar adım salona geçti. Sevdiği adam içerideyken, onun olmadığı bir odada daha fazla oyalanamazdı. Karşı koltuğun ucuna usulca oturdu ve büyülenmişcesine adamı seyredaldı. Sırtüstü uzanmıştı. Bir bacağını diğerinin altına kıvırmış, bir kolunu alnına yaslamıştı. Diğeri de karnının üzerinde derin derin uyuyordu. Çok yorgun görünüyordu. Asya büyük bir utançla bayılabileceğini hissetti. Perişan ve çaresiz halini göstermişti adama. Asya onu çok kıskanıyordu. Hayranlıktan, sevdaya yol almıştı kalbinin atışları. Timuçin'den hoşlanıyordu ve tüm hücreleri bu konuda fazlasıyla ciddiydi. Sonra aklına başka şey geldi. Gözleri şüpheyle kısıldı. Timuçin, onu takip mi etmişti? Etmiş olmalıydı, yoksa orada olduğunu nereden bilecekti ki... Ya da niye takip etsin ki? Belki de tesadüftü, olamaz mıydı; olabilirdi... Bu kadar tesadüf fazla değil mi? Peşime birini takmış olmalı. Ama neden? Neden hem uzak hem de bu kadar yakınsın bana Timuçin Gündoğan, neden? Bakışlarının karası şefkat ve sevgiye büründü. Adamın sergilediği görüntü çok masumdu. Ruhunu okşayan, yeşil dağlarla çevrilmiş, hafif bir rüzgar esintisi getiren okyanus gibi...Timuçin'in gözlerini andırırcasına... Düşünceleriyle adamın aldığı sessiz nefes alışverişi dinledi. Ne kadar da tatlıydı. Kestane rengi saçları yastığa dağılmıştı. Asya onun güzel saçlarına parmaklarını daldırmak, yeni çıkmaya başlayan sakallarını okşamak istedi. Yüzünü severken, sıcak nefesi eline çarpardı belki. Hem yaklaşırsa kokusunu daha yakından duyabilirdi. Sanki gerçekten dokunmuşcasına Timuçin kıpırdanmaya başladı. Onun yoğun düşüncelerini teninde hissetmişcesine rahatsızca oynaştı yerinde. Başını aşağı yukarı hareket ettiriyor, dudaklarını da büzerek hoşnutsuz bir rüyanın içinde olduğunu gösteriyordu. Onun bu çocuksu halini görünce genç kadın gülerek yastığını düzeltmek için adama yaklaştı. Tam eğilmişti ki, Timuçin'in gözleri hızla açıldı. Uyku mahmurluğundan mavi bakışları önce boş olsa da, kararan gözleri artık uykuyu çoktan yolcu ettiğini söylüyordu. Göz göze vermiş birbirlerine bakıyorlardı. Asya ne yapacağını bilemedi. Doğrulmalı mıydı? Yoksa kendini bırakmalı mı? Timuçin de hiç yardımcı olmuyordu ona. Öylece gözlerini dikmişti. Adamın dipsiz okyanusları andıran hem ürkütücü hem de merak uyandırıcı bakışlarını gördüğünde, heyecanla dudaklarını araladı. Genç adam aslında bunun bir davet olduğunun farkındaydı. Söyleyemese de, karalıklarına iterek isteklerini kaçırsa da, aldığı nefesin şiddetini ve birbirinden ayrılan dudaklarını açık şekilde görebiliyordu. İstediğini, hem de tutkuyla istediğini zaten biliyordu; ama artık emin olmuştu. Yüreğinin sesini kulaklarında bu denli hissederken, nasıl duracaktı? Aşkı, her gündüz her gece içinden çıkmak için onu tırmalarken nasıl hareketsiz kalacaktı? Asya ise, hala duruşunun muhakemesini yapıyordu. Gerçekten doğru olan neydi onlar için? Gizem dolu bu adama kalbinin derinliklerini açacak mıydı? Kararını vererek istemeden geri çekilecekti ki, adam elleriyle onu belinden yakaladı ve üstüne çekti. Timuçin'in üzerine düştü. Dağılmış saçları arasından adama baktı. Asya'nın kalp atışları da nefes alış verişi de gümbür gümbürdü. Beynindeki fonksiyonlar tekledi. Oluşup dudaklarına ulaşan tek kelime yoktu. Bakışlarının karşılığı, daha da kararmış bir çift gözdü. Asya'nın heyecanı, onu çılgınlığın zirvesine çıkardı. Yüzüne hızlıca göz gezdirdi kadının. Acelesi var gibiydi. Kısacık zamanda, gözler temasa geçmiş, öyle ki Timuçin'in kalbinde güzel bir yuvaya sahip olmuştu. Asya duruşlu, bakışlı, kokulu, temiz bir yuva... İnsan en çok evinde rahat eder, en büyük huzuru orada yaşardı. Tıpkı Timuçin'in o anlarda yüreğine dolduğu gibi. Asya, adeta onun evi olmuştu. İtirafının süresi belirsizdi belki; ama dönüş yoktu. Bu karanlık adam, koyu tenli temiz kadına aşık olmuştu. Timuçin güçlü kollarını Asya'nın beline sardı. Bunu yeterli bulmamış olacak ki, okşamaya başladı. Hemen ardından dudaklarını kaldırdı ve onu öpmeye başladı. Kısa bir şaşkınlığın ardından bütün düşüncelerini susturdu ve kendini sıcak dudaklara teslim etti. Aşkla yanan dudaklarını ancak bu adam söndürebilirdi. Yüreğinin çarpıntısını ancak o düzeltebilirdi. Adam, genç kadının üst dudağının tadını aldı ve başını sağa yatırıp dolgun alt dudağının üzerinde hakimiyet kurdu. Yumuşak ve savunmasızdı. Bunlar güç adamı Timuçin'i baştan çıkaran büyük ikiliydi. Ürkek öpüşünün tadı adamı uçurdu. Burnundan verdiği nefes kadının saçlarını havalandırdı. Belinin üzerindeki baskıyı arttırdı. Başını arzuyla kaldırdı. Arzu hislerini kamçıladı. O yüzden hala ona ulaşamadığını düşündü. Bedenlerinin bütün olmasını istedi. Bacaklarını iki yana ayırınca kadın bacak arasına düştü. Ondan yükselen inilti, adamı çılgınlığa sürükledi. Tamamıyla sahip olmalıydı, yoksa içindeki karşı konulamaz tutkuyu durduramazdı. Sadece Asya'ya ait olan, başka kadınların yakınından geçmeyen, Timuçin'i dizleri üzerine düşerecek bir tutku... İkisi için de tarifsizdi. Yumuşak bir zaman diliminde dolaşıyorlardı. Sevgi ve ihtirasla şişirilmiş yumuşak bir an... Vücutlarının verdiği coşkuyla nefes nefese ayrılmak zorunda kaldılar. Dindirilmeyi bekleyen libidosunu görmezden gelerek şefkatle sarıldı ona genç adam. Konuşarak bu anı bozmak istemiyorlardı. Susmak bazı zamanlarda en güzel şeydi. Sevgi ve sessizlik... Ne kadar da yakışıyorlardı. Öyle ki birbirleri için yaratılmış gibi. Birkaç dakika sonra genç kadın sessizliği bozdu. Sözcükler aşkla yoğrulmuş, genç kadının dudaklarından gökyüzüne süzülüyordu. Adama biraz daha sokuldu ve kalp atışlarını dinleyerek huzurla güldü. "Beni nasıl buldun?" "Asıl benim, Neden tedbirsiz davrandın, diye sormam gerekmiyor mu?" "Ben... Çok yorgunum, sadece bunun cevabını almak istiyorum." Diye kendi rezilliğini kapamayı diledi. "Ben de çok yorgun ve hala öfkeliyim." Asya sessiz kaldı. "Otelde bıraktığım korumalardan biri senin aceleyle çıktığını söyledi. Ben de seni takip etmesini istedim." Gözlerini öfkeyle kıstı. Burun delikleri sertçe açılıp kapandı. "Zorla bir arabaya bindirildiğini söyleyince hemen peşinize takıldım. Neyse ki yakınlarda ve arabanın içindeydim." Bir eli kadının sırtındaydı ve etini acıtmadan sinirle sıktı. "Başlarda sizi bulamadım. Delirmek üzereydim." Sesi duyguları tarafından adeta bozguna uğradı. "Sana bir şey olmasından korktum. O adamları yakaladığım yerde öldürürdüm." Genç kadın hem ürktü hem de gururlandı. Demek ki duyguları sahiciydi. "Ben... Üzgünüm." "Peki sen neden tedbirsiz davrandın? Gecenin o saatinde sokakta yalnız gezmemen gerekir." "Burası Marmaris. Yazları herkes dışarıda olur." Sesi demir gibiydi. "Her zaman dikkatli olmalısın! Özellikle geç vakitlerde girdiğin ortamlara özen göstermelisin. Oradaki çoğu kişinin kafası iyiydi Asya! Sana yardım edebilirler miydi, bilmiyorum!" Zorla soludu. Ona zarar gelme düşüncesi canını yaktı. "Senin rahat olacağını sanırdım." "Sevdiklerime karşı korumacıyım." Bu bir iltifattı. Altında seni seviyorum, cümlesi yatıyordu. Kadının boğazı kurudu, cevaplayamadı. "Onlara zarar gelmesini herkes gibi ben de istemem. Bu uğurda can yakabilirim!" "Üzgünüm..." "Olmalısın!" Açık konuştu. "Sana tecavüz etselerdi, ikimizin halini bir düşün!" Kadının gözleri yaşlarla çevrelendi. "Bunu yaşamak istemezdim." Sesi titredi. "Ve biliyorum ki, herkes beni suçlayacaktı! O adamları değil!" İstemsiz hıçkırdı. "Evet, maalesef seni suçlayan taraf çok olacaktı. O adamların şeref yoksunu olduğunu çok az kişi düşünecekti. Ve bende onların biletini kesecektim. Gerçi henüz ne yapmam gerektiğine karar veremedim!" Asya başını onun telaşla atan kalbinin üzerine bıraktı. Böyle şeyler yapmasını istemiyordu. "Lütfen bir şey yapma!" "Bilmiyorum." Dese de kafasında planladığı bazı şeyler vardı. "O insanlar kötü ve sana zarar vermelerini istemiyorum." Timuçin güldü. "Bana zarar veremezler Asya. Unuttun mu, ben Timuçin Gündoğan'ım." Henüz sıcacık tenine ve baharatlı parfüm kokusuna alışmasa da onun kim olduğunu biliyordu. "Bu ülkede adalet var. Polise şikayet edeceğim." "Adalet?" Alayla gülünce, göğsünün üstündeki kadın havalandı. "Bu ülkede gözü kör olan şey sadece adalet değil." "Ben yine de polislere ve hakimlere güveniyorum." "İstediğimiz sonucu alsak bile süreç uzar." Genç kadın başını kaldırıp onu ikna etmek için gözlerine odaklandı. "Lütfen, kimseye zarar verme. Kendini de hırpalama." "Benim dünyamda adalet benim! Buna alışsan iyi edersin güzelim!" Kadının daha fazla konuşmasına izin vermeden uzunca öptü. Asya'nın pürüzsüz yüz hatlarında parmak uçlarını gezdirdi. Dudaklarında, narin burun kemiğinde, özenle inceltilmiş koyu renk kaşlarında... Son olarak parmaklarının tersiyle okşadı sol yanağını ve fark etmeden kendi kalbinin üzerine bıraktı elini. Ve fısıldadı. "Ben seviyorum seni galiba..." diyerek saçlarına bir öpücük kondurdu. Genç kadının yüreği sevinçle çırpındı. Gülümsedi ve hassas bir sesle cevapladı. "Ben de... Ben de seni seviyorum." Utançla başını adamın göğsüne yasladı ve elini kalbinin üzerine koydu. Her zaman narin bir kadın olmuştu; ama insanlar karşısında kendini ezilmekten korurdu. Ama O farklıydı. Duruşundaki asalet bile kadından büyüktü, bunu biliyordu. Gururunu umursamadı. Onun hayatına biraz hakim olması mühim değildi. Yeter ki, gitmesindi. Çünkü Asya geri dönülemez halde ona aşık olmuştu. O güne değin bilmediği bir duyguyla onu seviyordu.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE