12

3401 Kelimeler
Eve girdiğinde kendini berbat hissediyordu. Salona geçti ve ışığı yaktı. Kendini kanepeye bıraktı. Elleriyle gayriihtiyari yüzünü sıvazladı ve uzandı. Başı çatlamak üzereydi. Ali'yle ilgili anılar gözleri önünden geçerken aklına Sinan geldi. Sinan'ı gerçekten kim öldürdü? Yüzünde şüpheli ve korkulu bir ifade vardı. Biri ölmüştü ve cinayetin kim tarafından işlendiği bilinmiyordu. Ailesi ne yapmıştı, polise başvurmuş muydu, şu anda suçlu görünen birileri var mıydı? Ali'nin cevabı açıktı: Timuçin. Bunu düşünmek bile, adamın kötüye gittiğinin resmiydi. Onu ikna edebileceğini bilse bir psikologa götürürdü. Bu süreçte yanında olmaya devam ederdi. Ama Ali keçi gibi inatçıydı. Hem tedaviyi reddedecek hem de Timuçin'i suçlayarak onun üzerine gelecekti. Sıkıntıyla diğer yanına döndü ve bacaklarını hafifçe karnına çekti. Pozisyonuyla rahatladığını hissetti. Çok geçmeden de uykuya daldı. Rüyasında Sinan'ı gördü. Adamın kafasının yarısı kopuk bir vaziyette elinde bir bıçakla Asya'yı kovalıyordu. Asya kaçamadı. Sanki geriye koşuyordu. Kabus olduğunu beyni algıladı. O yüzden durdu. Zaten adama doğru çekiliyordu. İlk defa bir şey yaptı. Kabuslarına yön verebildiğini fark etti. Vücudunun yarısını döndürdü ve adamın kafasına bir yumruk geçirdi. Amacı yarım kafayı vücudundan tamamen ayırmak ve ondan kurtulmaktı! Adamın kafası kopmuştu; ama hala hareket ediyordu. Asya'yı yakasından tuttu. Yerde duran kafanın üzerindeki gözler onu takipteydi. Duruma dehşetle yaklaşamadan karnına giren bıçağı hissetti. Bir kez de değil üstelik... Ağzından kan kusarak yere yığıldı. Terler içinde uyandığında, kalbi çıldırmış gibiydi. Etrafına baktı, evindeydi. Hava kararmıştı ve dışarıdan insan sesleri geliyordu. Şükürler ederek tekrar yattı. Rüyaydı ve o yine ölmüştü ve yine sevinçle gözlerini kapatarak, nefesini düzene sokmaya çalışıyordu. Kendine gülmeden edemedi, Bu kadar cesareti nereden buluyorum ben acaba? Adama yumruk atmalar falan? Gerçek hayatta olsa yapabilir miyim sanki? Gözlerini açtı sonra. Etrafı izledi bir süre. Işık açık değil miydi ben uyurken? Lambanın düğmesine uzandı ve iki kez açıp kapadı. Açılmadı. Sokak lambasının ışığından destek alarak diğer odaları da denedi. Sonunda elektriğin gittiğine ikna olarak mutfağın alt çekmecesinden mum almaya gitti. Karanlıkta bir şey bulmak hayli zordu. Elini dolaba sokup mumu aradı. Bulamayınca doğruldu ve salondan telefonunu alıp onun ışığından yararlanmak için duvara dokuna dokuna ilerledi. Salona gelmişti ki, kapı tıklandı. 'Tak, tak' Genç kadının yüreği ağzına geldi. Ellerini karnının hizasında birleştirip bekledi. Gecenin bu saattinde kimdi şimdi? Önce açmamayı düşündü. İçeride ışık yoktu. Gelen her kim ise, onun evde olmadığını düşünerek gidebilirdi. Daha sonra bir hırsızın kapıyı çalmayacağına inanarak sessizce yürüdü. Kapıya yaklaştığında, deliğin kenarından baktı. Apartmanın ışığı yanmıyordu. Hemen geri çekildi. Elleri kapıya yaslanık bir şekilde kapıya baktı bir süre. Kapı daha hızlı vuruldu. 'Tak, tak.' Ellerini ateşe değmiş gibi hızla çekti ve geriye sessiz iki adım attı. Kapıdan uzaklaşıp duvara yaslandı. Her kim ise bu saatte, gitmesini bekliyordu. Tanıdık biri olsaydı böyle gelmezdi evine, en azından arardı. Telefonu geldi aklına, belki de biri aramıştı. Heyecanla çantasına giderken ayakları birbirine dolandı ve büyük bir gürültüyle yere yuvarlandı. Kolunun üzerine düşmüştü ve acıyla ses çıkarmaktan ölesiye korkuyordu. Sessiz bir inilti çıktı, buruşmuş dudaklarından. Yine de kendine kaygısı birkaç saniye sürdü. Kapıya doğru baktı hemen, kapının ardındaki sesi duymuş olmalıydı. Kolunu tutarak oturdu. Nefesini kontrol altında tutamıyordu. Yaralı kolundan elini çekerek ağzını kapattı. Sadece bir kaç saniye sürmüştü bu sessizlik. Öncekinden daha hızlı ve gürültülü vuruluyordu. 'Tak, tak, tak, tak, tak.' Kesik solukları arasında ayaklanıp etrafına bakındı. Kapıya atılan tekmelerin ardından kendini koltuğun arkasına gizledi. Gözlerinden yaşlar süzülmeye başladığında, elleriyle kulaklarını kapadı. Polisi aramaya karar verdi. Bu zamana kadar neden beklediğini de anlamamıştı. Parmakları tuşların üzerinde hareket ederken birden sesler kesildi. Telefon elinde, gözleri yaşlarla ıslanmış bir şekilde bekledi ve sonra kapıya yaklaştı. O kadar yavaş davranıyordu ki, sesini duymasını istemiyordu. Delikten bakar bakmaz da çekilecekti. Filmlerde görüyordu. Kapının arkasında belki de bir silah vardı. Baktığında apartmanın ışığı yanıyordu. Kimse görünmüyordu, kapıyı açıp bakmak istedi. Kapı tokmağını sıkıca kavradı, göğsü hızla inip kalkıyordu. Tüm gücünü koluna vermiş kapıyı açacaktı ki, telefonu çalmaya başladı. Telefonuna dönüp baktı önce, sonra kapı tokmağına... Bu kapıyı açacağım diye düşündü. Her kim ise gelsin hesaplaşalım. Genç kadın olanların ciddiyetinden henüz emin değildi; ama yavaş yavaş aklını yitirdiğini düşünmeye başladı. Kapıyı açtığı gibi, savrulan saçlarının arasında Timuçin'in şaşkın bakışlarını gördü. Kulağında telefon kadına bakıyordu. Gözlerinden yaşlar boşanmaya başladığında, bir yandan da bağırıyordu. "Ne yapıyorsun burada sen?" Genç adam sıkıca onu kollarından tuttu. "Seni merak ettim. Telefonlarıma neden çıkmadın?" diyerek yanaklarından süzülen yaşlara, göz altlarında birikmiş rimele bakıyordu. Timuçin kadınına bir zarar gelmiştir diye delirmişti. Kapıyı biraz daha açmazsa bir çilingir çağıracaktı. Kadın hıçkırıklara boğulmuş, adamın kollarında deli gibi ağlıyordu. Timuçin onu kucağına alıp eve taşıdı. Koltuğa oturduğunda kadın küçücük kalmıştı. "Şşş tamam ağlama artık. Kafayı yedirteceksin bana! Ne oldu?" Bir yandan da genç kadının saçlarını okşuyordu. Asya ağlamaktan konuşamıyordu. "Uyu.. dum. Kapı vu. vu.. ruldu. Çok korktum. Ki..mdi bil.. bilmiyo.. rum." "Sakin ol artık, gerçekten sinirlenmeye başlıyorum, seni kim getirdiyse bu hale gidip öldüreceğim." Kadın başını kaldırdı. Adamın gözlerinde bir şey arıyordu sanki, uzun uzun baktı. İçinde oluşan soruya cevap arıyordu. "Ne bakıyorsun öyle?" "Sen neredeydin bu saate kadar?" Sesi ağlamaktan incecikti. Adamın tek kaşı havalandı. Alışkın olmadığı bir şeyle karşılaştı. "Hesap mı soruyorsun sen bana?" Afalladı ve hemen sonra hışımla kollarından sıyrılıp ayağa kalktı. Adamın özgüveninin hep farkındaydı; ama kendini ezdirmeyecekti. Saçlarını geriye doğru attı, kollarını göğsünün altında birleştirdi. "Evet soruyorum." Adam güldü. Kadındaki bu özgüven hoşuna gitti. "Peki, önce benim sana hesap sormam gerekiyor. Senin neyin vardı ve bu ışıklar neden kapalı?" "Uyumuşum ve uyandığımda elektrikler gitmişti. Az önce de kapım vuruldu, hatta tekmelendi! Sen yapmadın mı yani?" Hışımla kalktı. "Ne tekmesi ya! Ben senin kapına neden tekma atayım!" diyerek bağırdı. "Asya! Seni rahatsız eden birileri mi var? Öyleyse bunu benden saklama." Omuzları dik, elleri yumruk halindeydi genç adamın. Düşündüğü tek şey, Asya'yı rahatsız edeni bulmak ve biletini kesmekti. Onun kadınına kimse el süremezdi. Şu haliyle ne kadar ürkütücü görünse de kadına inanılmaz çekici geldi. Konuşmadan önce heyecanla yutkundu. "Hayır, bu aralar oluyor. Daha önce yoktu." Duraksadı. "Hayatım birdenbire değişti..." son cümleyi söylerken sesi billur gibi aktı. "Bunun çaresine bakacağım bir şekilde, bana güven!" "Önemli değil. Sen yanımdasın, artık korkmuyorum." Adamın vücudunda gözle görülür bir gevşeme oldu. Evdeki karanlığın onlara bir faydasının olmadığını fark ederek sertçe sordu. "Mum var mı evde?" "Mutfak dolabında olacaktı." Timuçin mutfağa doğru yönelince o da peşinden gitti. Korkusu karanlıkta bir yere çarpmasıydı. Lakin adamın gözleri karanlığa gayet alışkın görünüyordu. Asya zorlanarak mutfağa ulaştığında, Timuçin mumu eline almış, ocağı yakmaya çalışıyordu; ama başaramadı. Kadın gülümseyerek ocağı yaktığında, adam da mumu ateşe verdi. Aralarındaki mesafe mum kadardı. Başını hafifçe eğip kadının gözlerinin içine baktı. Mumun verdiği ışık, fiziksel değişimleri gösterecek kadar güçlüydü. Mavi gözleri koyu ve tutkuluydu. Onu ilk öptüğü zamanki gibi genç kadının yüzünde göz gezdirdi. Göğsü, kalbi tarafından dövüldü. Adamın yakışıklı yüzünü keşfe çıktı. Kaslı vücudu mum ışığıyla irileşiyordu. Göğsü öne doğru çıkıktı. Ellerini orada gezdirmemek için kendini daha ne kadar tutması gerektiğini düşünüyordu. Bu tatlı işkence, yeterli ve bitmeliydi. Kadının gözlerindeki bu istek, onu inanılmaz uyarmıştı. Aralarında bunun konuşmasını yapmasalar da, zamanını beklemişti genç adam. Onun hazır olacağı günü bekledi sabırla. Mumu hafifçe tezgaha bırakırken gözleri birbirinden ayrılmadı. Timuçin bir saniye kadar bekledi. Ona zaman tanıyor, karar vermesi için bir nefes uzağında bekliyordu. Halbuki verdiği zaman kendineydi. Bu kadını istiyordu. Çapkınca ya da gündelik bir istek gibi durmuyordu karnının hemen üzerinde yer alan bu his. Karanlığında beliren bir ışık gibiydi. Gittikçe yayılıp, o basık havayı dağıtacak gibi görünüyordu. Esmer tenine, o kapkara gözlerine rağmen ona bakarken parlak bir geleceğin aynasına bakıyordu sanki. Pürüzsüz tenine kondurulmuş küçük burun ve dolgun dudaklarsa öpülmeyi beklerken, onu tüm günahlarından arındıracak kadar kuvvetliydi. Bu bir saniye ona asırlar kadar uzun geldi. Kadını belinden kavrayıp hızla kendine çekti. Kadının elleri, adamın göğüsünün üzerinde duruyor, ağzı yarı açık bir vaziyette adamın ne yapacağını bekliyordu. Acele et, der gibi bakmıştı aslında adama. Timuçin'de etti. Kadının kollarını boynuna doladı, sonra onu duvara yasladı. Tüm bedenini ona değdiriyordu. Hem kendi hem de onun kalp atışlarını hissediyordu. Dudaklarını alnından, burnuna, sonra dudaklarına doğru değdirerek bir şerit oluşturdu. Bunu yaparken hissettirmek istediği, ona olan aşkı ve sahiplenme duygusuydu. Dudaklarına geldiğinde genç kadından bir inilti çıktı. Bu onu son raddeye getirendi. Dudaklarına yapıştı, belinden tutarak kendine yasladı. Asya'nın başı bir fırıldağa döndü. Elleriyle adamın sırtına kocaman daireler çiziyordu. Ne kadar dokunsa da sanki az geliyordu. Adam onu kalçasından kavrayınca, artık kendini kaybetti. Nefes alış verişi sesli hale büründü. Kendini tamamen genç adama bıraktı. O ne yaparsa kabulüydü. Timuçin'in tüm vücudu mayıştı. Bu esmer tenli harika kadını arzuluyordu. Onun bedenini daha yakından tanımak ve daha derinlerine dokunmak istiyordu. Tek seferde kucağına aldı ve odaya taşıdı. Onu yatağa yatırdığında, ellerini iki yana koyarak üzerine doğru uzandı. Durmak istemiyordu; ama kadının tepkisini merak ediyordu. Daha önce hiç düşünmemişti böyle bir şeyi. Hazzın büyüğünü yaşıyordu. Tam o sırada Asya kollarını boynuna doladı. Beklediği işareti alan genç adam, inanılmaz mutlu oldu. Kadının ona olan güvenini hissetmek onun arzusunu biraz daha hızlandırdı. Dizleri üzerinde durup kadının elbisesinden tek hamlede kurtuldu. Kadın da onu soydu. Parçalar teker teker yere düştüğünde, istekli soluklar tüm odayı doldurdu. Kadının boynundan başlayarak vücudunda gezdirdi önce elini, sonra tekrar yukarı çıktığında göğsünü kavrayarak dudaklarına yapıştı. Dakikalarca öpüştüler. Kadının dudaklarından başlayarak aşağıya doğru tüm bedeninde dudaklarını gezdirdi. Asya ise, ona dudaklarının arasından kaçırdığı mırıltılarla karşılık veriyor, durmadan adamın saçlarını, ensesini okşuyordu. Dudakları tekrar birleştiğinde, bacaklarını beline sardı. Kendine engel olamadı. Tek koluyla kalçasını kavradı ve kendine çekti. Onu derinlerde hissetmeye başladığında, bir bütün olurcasına sarıldılar birbirlerine. Nefeslerinin sıcaklığı gibi sesleri de birbirine karıştı. Pencereden esen yaz rüzgarı, önce perdeye sonra onların alev alev yanan vücutlarına değdi. Ama serinlemek yerine daha da yandılar. Sessiz ve ışıksız olan, daha birkaç saat önce Asya'nın hıçkırıklarına şahit olan bu ev; şimdi kadının aşk çığlıklarına seyirciydi. O gece bedenleri gibi ruhları da ayrılmayı reddedecek büyüklükte birleşti. Timuçin o an kararını verdi. Hayatını kökten değiştirecek olan bu kadına ölümüne aşık olmuştu ve onu koruyup kollamak boynunun borcuydu! Asya gözlerini açtığında kendini adamın göğsünün üzerinde yatarken buldu. Aldığı nefesten önce, sıcağında mayıştığı adam geldi aklına. Huzurla kıpırdandı. Gözlerini kapatarak beş dakika daha bu anın keyfini çıkardı. Kim derdi ki, bu yatakta bir gün bir erkekle birlikte uyanacaksın? Hem de geceyi birlikte geçirdiğin aşık olduğun kişiyle... Hatta patronunla... Bu düşüncesine gülümsedi. Etik davranması bekleniyorsa, adamı oradan kovmalı ve işten istifa edip Marmaris'i terk etmeliydi. Kimin umrunda? Bu adama aşığım ve etik değil. Ben aşkla davranıyorum, diyerek araladı gözlerini. Birden ölecek gibi, tüm hayatı gözlerinin önünden geçmeye başladı. Küçüklüğüne dair çok güzel anıları yoktu. Ailesini erkenden kaybettiği için ya hatırlamıyor ya da ciddi anlamda harika anılar biriktirememişti. Yine de anne ve babasının birbirini sevdiğini biliyordu. Ölümün bile ayıramadığı bir evlilikleri olmuştu. Bunca yıldır sevdadan kaçmıştı. Neden bir kez olsun gerçek anlamda şansını denemiyordu? Neden sevmek ve sevilmenin tadını kalbinin derinliklerinden hissetmiyordu? Bunu hak ettiğini düşündü. Timuçin'in kıpırdanmasıyla düşünceleri bölündü. Adam onu belinden tutarak üzerine çekti. Başını ellerinin arasına alıp gözlerine odaklandı. Mavilikleri bugün daha parlak ve daha mı güzeldi ne? Alnına, yanaklarına sonra dudaklarına öpücükler bıraktı. Şu an bulunduğu ortamdan inanılmaz keyif alıyordu. Onu etkisi altına alan huzurdan ikisi de nasibini alıyordu. Kadın kollarını boynuna dolayarak, anın tadını çıkardı. Yüzüne aldığı sıcak öpücükler, kanının hızlanmasına neden oldu. Adam ellerini sırtından aşağıya doğru indirip, kalçasını kavradığında engel olamadığı bir inilti çıktı ağzından. Sonra da dudaklarını, dudaklarının üzerinde buldu. Timuçin, onun bedenini kendininkine bastırınca, adeta bilincini kaybetti. Saniyeler içinde kendini adamın altında buldu. Yarım saat sonra Timuçin üzerini giyiniyordu. "Duşa girmek istersen burada girebilirsin." Çarşaf üzerine ayaktaki adamı izliyordu. Böylesine hızla gitmesine nedense içerlemişti. Genç adam pantolonunun düğmesini kapattıktan sonra, şöyle bir ona baktı. Baştan çıkarıcı bir görüntüydü. Birazcık daha vakti olsa, bugünü banyoda bitirmeyi isterdi. Hınzır bir gülüşle kadına yaklaştı ve hızla çarşafı çekti. Asya çığlık atarak ellerini mahrem yerlerine koyup saklamaya çalıştı. Timuçin kahkaha atarak konuşmaya başladı. "Benden utanmıyorsun herhalde?" "Ne münasebet, ben sadece... Hazırlıksız yakalandım o kadar. Lütfen verir misin onu, duşa gireceğim." "Sen çarşafla mı duş alıyorsun tatlım?" "Timuçin!" deyip öldürücü bakışlarla atınca, adamın içinden bir şeyler kayıp gitti. Adının ağzına ne kadar yakıştığını düşünerek yaklaştı kadına. Gözlerini gözlerinden ayırmadan, kadının ellerini boynuna doladı ve ona sıkıca sarılarak küçük bir öpücük bıraktı dudaklarına. "Odaya gidip üzerimi değiştireceğim. Duşumu orada alsam iyi olacak, geç kalmak istemiyorum. Bugün barın temeli atılacak. Sen de orada olmalısın. O yüzden hemen hazırlan, seni bekliyor olacağım." deyip kadına göz kırptı ve onun hiçbir yerine bakmadan evden çıkıp gitti. Asya dış kapının kapanmasıyla duşa girdi. Bu adam iyiden iyiye bağlıyordu kendine. Birdenbire karşısına çıkmış ve mantıklı düşünmek için zamanı olmamıştı. Sanki gözünü açmıştı ve o anda aşık olduğunu hatırlamıştı, bu kadar ilginç geliyordu her şey... Artık bir seçim şansı yoktu. Zaten hiç olmadığını düşünerek sıcak suyun keyfine vardı. &&& Timuçin odasına girer girmez duşu açtı ve sıcak suyun gelmesini beklerken üzerindekileri çıkardı. Tişörtünü yatağına fırlatırken burnuna ulaşan kokuyla mest oldu. Asya'nın varlığı sinmişti. Gayriihtiyari burnuna götürdü ve ciğerlerine çekti mis kokuyu. Tutulmak, tam anlamıyla buydu. Dizleri üzerine düşüp aşkla kadına yalvarabilirdi. Timuçin Gündoğan, Asya Doğan'a tutulmuştu ve kadının soyadının önüne bir de 'gün' kelimesini eklemek istiyordu. Aşık olacağı hiç gelmemişti aklına. Eğer bunu düşünseydi, karşısındaki kadının onu sürüm sürüm süründürdükten sonra kollarını açacağına inanırdı. Ama yıkılmamış, parçalara ayrılmamış ve isyan bayrağını çekmemişti. Öylece durmuş, birkaç çapkın bakış atmış ve kadınını alıvermişti. Belki de ilgisini çeken şuydu: Asya'nın onun hem var olduğunu kabullenmesi hem de yokmuş gibi ısrarcı davranması... Her ne olursa olsun aşıktı. Büyülenmişti. Ve hayatını birleştireceği kadını bulmuştu. Telefonun sesiyle tişörtü kendinden uzaklaştırıp gözlerini açmak durumunda kaldı. Arayan sadık adamlarından biriydi. "Evet?" "Efendim birkaç gündür sizden haber bekliyoruz. Ama daha fazla dayanamadık." "Ne oldu?" "Tuttuğumuz adamın köpekleri az önce depoya ateş açtılar." Timuçin resmen böğürdü. "Ne! Anlat!" "Çok kalabalıktı. Zor direndik." Adam soluksuz konuşsa da Timuçin sabırsız görünüyordu. O yüzden her cümlenin sonuna, "Eee!" diye ekliyordu. "Bir yolunu bulup kaçtık. Ormanda bir yere saklandık. Adamla ne yapacağız?" Genç adam tişörtü yere fırlattı. "Tam olarak neredesiniz?" "Muğla şehir merkezine yakınız." "Hemen geliyorum!" diye hareketlendiğinde duşun sesini duydu. Bir eliyle yüzünü kapayıp, "Sktir!" diye bağırdı. Gidemezdi. Temel için orada bulunması gerekirdi. O olmadan kimse hareket etmezdi biliyordu. Üstelik Asya'da çok merak ederdi. "Benim burada bir işim var. Gelmem öğleden sonrayı bulur." Adamı onun bu hareketine şaşırdı. Timuçin Gündoğan kirletmeyi ve hemen sonra kendi pisliğini temizlemeye can atardı. İlk kez böyle bir şeyle karşılaştı. Kekeledi. "Pe-peki efendim. Bir emriniz var mı?" Genç adam derin derin soludu. "Başka bir saldırı olmadıkça yerinizde kalın!" "Emredersiniz." Timuçin'in aklına bir şey düştü. Telefonu kapatmayınca adamı da beklemek zorunda kaldı. "Yanınızdaki şerefsiz saldırıdan sonra hiç konuştu mu?" Adamı hafifçe öksürdü. Zaman kazanmaya niyetlense de yaptığının karı yoktu; çünkü öyle ya da böyle Timuçin sorusunun cevabını alırdı. "Güldü efendim." "Güldü mü?" "Evet efendim, sadece güldü." Boğuk sesiyle, "Tamam, gelirken arayacağım!" deyip kapadı. Kendini tutamayıp adamın yanına gidecek ve sırf gururuyla oynadığı için boğazını kesip atacaktı! Ama beklemek istiyordu. Onunla alay eden bu adama vereceği cezayı düşünmeliydi. Aklındaki şey, adamı aylarca süründürüp sonunda yalvartarak öldürmekti ya da bırakacaktı. Ama kendine 'Timuçin Gündoğan, onu tınlamayan adamı öldürdü.' dedirtmezdi. Akıllıca bir intikam yolu arıyordu. Şanına yaraşır, adıyla insanları titreten adama yakışan bir intikam... &&& Asya otele vardığında, Selçuk Bey toplantı odasından çıkıyordu. Müdürü, Asya'yı görünce seslendi. "Asya, İzmir'den temel atımını izlemek için bir grup yollamışlar. Resepsiyona oda ayarlamalarını istemiştim. İlgilenir misin?" "Tabi Selçuk Bey. Peki görevleri nedir?" "Merkezden bir heyet kızım. Aksilik var mı, diye bakacaklar." Başını salladı. "Timuçin Bey mi istemiş? Yani patron buradayken heyetin işi ne?" Selçuk Bey istifini bozmadı. "Timuçin Bey istemiş. Bizler misafirlerlerle ilgilenirken, heyet işi kontrol altında tutacakmış işte. Her neyse, sen odaları ayarla, sonra yanıma gel. Kim bakarsa baksın raporları tekrar incelemek istiyorum." Genç kadın odalara bakmaya giderken patronunun içerlediğini anladı. İşiyle her zaman ilgili bir adamdı. Her şeyi eksiksiz yapmak isterdi. Heyetin izlemesi ve olası bir durum için destek vermesine değil de, raporlara kadar istemelerine bozulduğunu anlamıştı. Pozisyonunuz ne olursa olsun, işin patronu olmadıkça lafınızın üzerine laf söyleyen olurdu. Asya gelen dört kişiye ayrı odalar tahsis edileceğini düşündü; fakat grup ikişerli kalmayı isteyince iki yan odayı ayarladı. Dördüncü kata çıktı. İlçede yankı uyandıracak bir iş yapacaklardı. Herhangi bir provokasyonla karşılaşmamak adına dikkatli olmalıydı. Temizliğe başlanır başlanmaz, diğer yandan da iki personele odanın her yerini kontrol ettirdi. Balkona geçti ve deniz manzarasının güzelliği karşısında mest oldu. İşlerini bitiren personeller aşağıya inince, diğer odaya geçti. Odadaki dolap temizdi. Çarşaflar kar gibi beyaz ve lekesizdi. Balkonlar yenice yıkanmış, yerler silinmiş ve odaya ferah bir koku sıkılmıştı. Yapılan işten memnun bir şekilde tekrar balkona çıktı. Masa ve sandalyeleri çekip karşılıklı konumlandırdı. Memnun bir ifadeyle patronlarının yanına gitmek için hareketlendi. Kapı tokmağını indirdi fakat açılmıyordu. Kısa süreli bir şaşkınlıkla şansını tekrar denedi. Kapının sıkışmış olma ihtimaline karşın zorladı. Kapı kilitlenmişti. Onun içeride olduğunu herkesin bildiğinden emindi. Kapıyı tıklattı. "Orada kimse var mı? Kapı açılmıyor." Herhangi bir cevap alamayınca daha sert vurdu. "Bu bir şakaysa hemen şimdi kapıyı açarsanız güleceğim." Vurdu. "Ama açmazsanız kızacağım." On saniye kadar bekledi. Ne bir ses ne de hareket vardı. Öfkelenmeye başladı. "Bu şakayı her kim yaptıysa çok kötü olacak!" Gücü yettiğince yumruk. Sonra tekrar bağırdı. "Bunu dedim diye kaçmaya çalışırsanız da bulurum sizi. O zaman daha kötü olur!" Ellerini beline koydu ve odanın içinde dönerken ofladı. Balkondan baktı. Aşağıda her şey normal görünüyordu. İçeri girerken telefonunu çıkardı ve personellerden birini arayacakken kapı açıldı. Kapı önünde Timuçin vardı. "Sen mi yaptın?" "Neyi?" Kollarını birleştirip başıyla kapıyı işaret etti. "Kapıyı sen mi kilitledin?" Birkaç saniye suratına baktıktan sonra, gülmeye başladı. "Tatlım hemen kaçma diye yaptırdım." "Nereye kaçacakmışım ki ben?" Hala kolları göğsünde, sinir bir ifadeyle adama bakıyordu. "İşim vardı ve seni tek yakalamak istedim, o kadar." Kapıyla beraber konuyu da kapattı. Adam üzerine doğru yürürken Asya heyecanlandı. Onlar oteldeydi. Teknik olarak bu kötü değildi; ama otelin patronuyla, onun odasında birlikte olmayacaktı. Kollarını çözerek geri geri gitmeye başladı. Timuçin durdu ve şaşırarak sordu. "Neden kaçıyorsun?" "Burada yapamam. Aşağıda İzmir'den gelen bir grup var ve birazdan barın temeli atılacak." Timuçin suratında alaycı bir ifadeyle gidip kollarından tuttu. "Güzelim, bir şey yapmayacağız." Kaşlarını kaldırınca alnı kırıştı. "Aslında yapacağız; ama burada değil." diyerek öptü. "Beni odaya neden kilitledin o zaman? Arayabilirdin değil mi? Sapık mısın?" derken alaycıydı. "Aslında bakarsan birçok şeyim..." deyip kadına kararmış gözlerle baktı. "Tatlım, benim küçük sürprizlerime hazırlıklı olmalısın. Sana ne zararı var ki?" Ona gördüğü kabusları anlatmak istediyse de vazgeçti ve adamın konuşmasını dinledi. "Her neyse... Bu haftasonu seni iki gün buradan kaçırmak istiyorum." "Nereye mesela?" derken sevinçliydi. Timuçin'den uzak kalmayacağı gibi onunla tatil yapacaktı. "Aslında bunu bir başlangıç olarak görelim. Tatillerimizin başlangıcı..." deyip göz kırptı. "Pekala. Nereye gideceğimizi söylersen, seninle seyahatlar zincirimiz için ortak olurum." Heyecanla yerinde yaylandı. "Bir tekne gezisine ne dersin?" "İkimiz mi olacağız peki?" "İstersen, sadece ikimiz..." diyerek kadını belinden kavradı ve dudaklarına sıcak bir öpücük kondurdu. Asya, başbaşa denizde vakit geçireceğine mi, yoksa bu sıcak öpücüğe mi bayılsaydı, bilemedi. Yine de biraz kafa yorsa öpücüğü tercih ederdi. "İsterim..." Timuçin, "O halde haftasonu, deniz, bir tekne ve sadece biz..." deyince güldüler. Yaklaşık bir saat sonra, grup odalarına yerleşmiş ve herkes temel atımını görmek için dışarı çıkmıştı. Otel çalışanları, müşteriler, haberi duyan Muğla sakinleri de gelmişti. Büyük bir gürültü ve alkış tufanıyla atılan temelle meraklılar biraz daha bekledikten sonra herkes işine dağılmıştı. Timuçin, konuklarını otele doğru buyur ettikten sonra, alanda Asya'yla birlikte birkaç kişi kalmıştı. "Temeli böyle sağlam atarsan, binayı da sağlam yaparsın. Sonra kolay kolay yıkılmaz istediğin kadar yararlanırsın." Asya arkasını döndü. Ayşe kollarını göğsünde birleştirmiş, suratında nemrut bir ifadeyle ona bakıyordu. Beyaz gömleğinin içinde askılı bir atlet vardı; lakin siyah sütyeni ortadaydı. Kollarını da, göğsünün biraz aşağısında tutturmuştu. Göğüs dekoltesini kapatmasın diye yaptığına Asya yemin edebilirdi. Sinirlenmişti ama bu kadının oyununa gelmeyecekti. Gülümseyerek, "Haklısın. Zemin yeterince sağlam olacaktır. Kimse yıkılmasını istemez, değil mi?" dedi ve otele doğru yürümeye başladı. Ayşe arkasından seslendi. "Asya Hanım, sizinle konuşmak istediğim şeyler var." Asya bir saniye kadar durduktan sonra, sıkıntıyla iç geçirerek arkasını döndü. Konuşmadan önce gülümsedi. "Konu nedir Ayşe? Önemli ise, yarım saat sonra odamda ol. O zaman müsait olabilirim." Ayşe, hem kendinden emin bir tavırla yürüyor hem de küstahça konuşuyordu. "Çok önemli ama otelde konuşmak istemiyorum. Bize daha uygun bir yer lazım." "Daha uygun bir yeri mi, uygun görüyorsun?" Kadına karşılık vermek ister gibi kollarını kavuşturdu. Ona bu şekilde davranamazdı, sonuçta ondan emir alıyordu. Asya bu tür şeylere çok takılmasa da önem verirdi. Hele de karşısındakinden hoşlanmıyorsa... "Son zamanlarda başınıza gelenler için sizi aydınlatacak şeyler bildiğimi düşünüyorum." Asya meraklandı. Suratındaki alaycı ifade gitti. Şimdi bu kadına fırsat mı vermeliydi? Ne diyeceği belliydi aslında. Timuçin ile alakalı ileri geri konuşacaktı. "Son zamanlarda başıma gelenler seni ilgilendirmez Ayşe. Dert ortağım olacak son kişisin benim için. Ayrıca, aydınlanabileceğim bir konu olduğunu da görmüyorum. Bir daha benimle bu şekilde konuşma. Şimdi işinin başına dön." Ayşe'nin yüzü sinirden birbirine girdi. Yürüyüp Asya'ya yaklaştığında, "Peki Asya Hanım. Yine de fikrinizi değiştirirseniz konuşmaya hazırım." diyerek hızlı adımlarla yürümeye başladı. Asya arkasından bakarken binbir çeşit duygu yaşıyordu. Bu kadının cesaretine, hatta haddini bilmemesine sinirlendi. Yine de bunlardan daha yoğun yaşadığı bir duygu vardı: merak.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE