İnsan hayatının dönüm noktası neydi? Ne için yaşıyor veya ne için ölüyorduk? Hayallerimiz, amaçlarımız uğruna neler yapıyor ya da nelerden vazgeçiyorduk? Hayat çok garipti.
Sürüklendiğim bu anlamsız dünyada kendimi ailemden, arkadaşlarımdan koparılmış zorla getirilmiştim. Hiç kimsem yoktu. İlk defa yanlızlığı iliklerime kadar hissetmiştim ve ne yazık ki az sonra olacak olan kıyametten beni koruyabilecek kimsem yoktu.
Ayaz Özgü'nün anlatımına göre Farahtan nefret ediyordu. Peki ya beni anlamadan dinlemeden öldürürse... ilk defa ölümün soğuk nefesini iliklerime kadar hissetmiştim. Herkes donmuş bir şekilde bana bakıyordu gözlerinde gördüğüm acıma duygusu beni daha çok korkutuyordu.
Merdivenlerden gelen ayak seslerini işitiyordum. Her zaman hislerim kuvvetliydi ve eminim ki bu adam benim her anlamda canımı yakacaktı hissediyordum.
Birden donmuş halimden sıyrılmama sebep olan sesin sahibi Alyaydı. "Sezgi hemen masanın altına gir hemen!" Sesi fısıltı şeklinde çıkıyordu.
"Alya eninde sonunda onu görecek zaten eğer Ayaz onu yakalarsa daha kötü olur." Barzah"ın söylediği çok mantıklıydı ama şu an gerçekten ölmek istemiyordum.
"Aşkım şu an görürse olmaz onu bu duruma alıştırarak söylemeliyiz abimi tanıyorsun ani sürprizlerden nefret eder."
Ben tabi Alya söyler söylemez masanın altına girmiştim. Zaten çok yorgun ve bitkindim ölüceksem dinç ölmeyi ve tabi ki en önemlisi temiz ölmeyi tercih ederdim. Uzun süre tozlu topraklı yoldan geldiğimiz için bir banyo yapmam gerekiyordu ve ayak sesleri salona geldi ardından üç sandalyenin üçü de aynı anda çekildi.
"Abi hoş geldin seni yarın bekliyorduk?"
"Hoş buldum güzel kardeşim yarın için burada halletmem gereken işler var o yüzden erken çıktım. Özgü sen de hoş geldin seni görmek ne güzel." Adamın sesi resmen yumuşacık ve ahenkle dans ediyordu ama bir o kadar da ürkütücüydü.
"Hoş buldum Ayaz abi bende seni gördüğüme sevindim."
"Kardeşim hoş geldin bizde yemek yiyorduk beraber yiyelim." Ayak sesleri masaya doğru geliyordu ve kalbim neredeyse yerinden çıkacakmış gibiydi adamın ses tonu bile ürkmeme neden olmuştu bu adam benim gerçekten ecelim olacaktı.
"Burada bir servis daha var misafir mi bekliyorsunuz?" Bir anda sessizlik oldu hadi konuşsanıza
"Iıı şey abi Semiraya da rica ettim bizimle yemek yemesini"
"Ne zamandır hizmetçilerle aynı masada oturuyoruz Alya?" Ne kadar kötü bir düşünce Bir insanın karakterini statüsü belirlemezki.
"Bugün biraz canı sıkkın gibiydi bende ondan rica ettim kafası dağılsın diye"
"Neyse gitsin aşağıda yesin."
Benim oturduğum sandalyenin çekildiğini gördüm. umarım karnımın gurultusu duyulmazdı çünkü çok açtım ve gelen çatal kaşık sesleri daha çok acıkmama neden oluyordu bu işkence ne kadar sürecekti bilmiyordum.
Neredeyse yarım saattir masanın altındaydım ve kafayı yemek üzereydim. Konuşmalardan anladığım kadarıyla Barzah ve Ayaz ülke meselelerini konuşuyorlardı ve ben hiçbir şey anlamıyordum gerçi anlamak da istemiyordum çünkü buradan gitmek için her yolu deneyecektim. Ardından derin bir sessizlik oluştu ve Ayaz konuşmaya başladı.
"Siz neden üçünüz de tedirginsiniz? Ruhunuzdan tedirginlik ve sır kokusu alıyorum. Ne saklıyorsunuz anlatın." İşte şimdi yanmıştım çatal kaşık sesleri de kesilmişti tamam söyleyeceklerse söylesinler resmen ben çıkıp yeter artık diye bağıracaktım.
"En büyük tedirginliğimizi biliyorsun zaten Ayaz normal değil mi bu halimiz sır konusuna da gelince yanlış hissetmişsindir." Barzah neyden bahsediyordu büyük ihtimal lanet yüzünden olduğunu düşünmüştüm.
"Peki öyle diyorsan öyle olsun kardeşim"
"Abi sen yorulmuşsundur odanı hazırlatmıştım istersen dinlen." Bu kurtarıcı sesin sahibi tabiki Alyaydı buradan çıkınca ona sarılacaktım.
"İyi olur kardeşim ben de çok yoruldum zaten"
Oturduğu sandalyenin çekilmesiyle gideceğini anlamıştım. Şükür duası okumam gerekiyordu. Bu gece de olsa ölmekten kurtulduğuma seviniyordum gerçi, ölmesem bile bu adam beni ölümden beter hale getirirdi ama neyse...
Herkes iyi geceler dedikten sonra ayak sesleri yavaşça salondan uzaklaştı bir anda masanın örtüsü açılınca çığlık atmamak için zor tuttum kendimi bakan kişi Alyaydı.
"Sezgi hadi çık bu gece için lütfen kusura bakma Semira seni Ayazdan en uzak odaya götürsün orada bir şeyler yersin istersen duş da alabilirsin yarın olunca kahvaltını getirir Semira ama sakın biz çağırmadan çıkma odadan olur mu?"
"Bu geceyi atlatırsam zaten kurban kesiceğim."
Alya şok olmuş bir şekilde bana bakıyordu.
"Biz kendimizi cani sanardık. Siz insanlar daha da canisiniz."
Bu sözün üzerine gülmeye başladım Özgü hariç iki çift dumura uğramış gibi bana bakıyordu.
"Alışın bu kız hep gülüyor"
Bir anda hepimiz Özgüye baktık. gülmenin neresi kötü olabilirdi ki anlamıyordum.
"Bu halime rağmen güldüğüme bende inanamıyorum zaten ama Siz gerçekten ruhsuzsunuz. Alya Semiraya söyler misin beni odama götürsün."
"Ta tabi Sezgi"
"Daha kaç kat çıkacağız asansör yok mu burada ayaklarım kopacak."
Yanımdaki kız bana anlamsız gözlerle bakıyordu ve resmen korkudan titrediğini görebiliyordum. O kadar da korkunç bir insan olduğumu düşünmüyorum.
"Efendim ne demek istediğinizi anlamadım."
"Asansör yani merdiven yerine bir alete binip, istediğin kata kadar çıkarıyor."
"Öyle bir alet mi var gerçekten?"
Kızın yüzünde şok olmuş bir ifade vardı. Bu diyar resmen gelişmemiş bir yerdi elimde olsa teknolojiyi getirirdim keşke Einstein amcayla iletişim kursam belki bana kuantum fiziğini nasıl geliştirdiğini anlatırdı. Okuduğum bilim dergileriyle olacak iş değildi amaan nasıl olsa zaten çok kalmayacaktım burda ne yaparlarsa yapsınlardı.
"Benim geldiğim yerde var tabiki" Tebessüm ettim kız yine bana anlamsız gözlerle bakıyordu.
"Efendim burası sizin odanız birazdan size yemek getireceğim. Zaten ben sık sık yanınıza geleceğim bir ihtiyacınız olursa kapının yanında duran zili çalmanız yeterli"
"Tamam Semira çok teşekkür ederim."
Bu kız sürekli şok olmuş şekilde bakmayı ne zaman kesecekti merak ediyorum. Hayatında hiç nezaket görmemiş miydi?
Semira gittiğinde odayı inceledim duvarlarda asılı mumlar vardı. Bir balkonu ve balkonun yanında, lavabo olduğunu düşündüğüm yer vardı. Balkona doğru yürüdüm biraz nefes almam iyi olacaktı.
Dışarı çıktığımda büyülenmiştim. Resmen bir şatonun en tepesindeydim bütün şehir sanki ayaklarımın altındaydı. Açıkcası buradaki şehrin yaşam tarzını merak etmiyor değildim. Ama ilk önce neden buraya sürüklendiğimi öğrenmem gerekecekti. O, Özgü denilen yılanın bana doğru düzgün açıklama yapması gerekiyordu.
İçeriye girdim açıkcası hemen kendimi duşa atmak istiyordım üzerimde hala sergideki kıyafetim vardı bu kıyafeti Burcuyla beraber çok severek almıştık o an içimi bir hüzün kapladı. Kim bilir şimdi ne haldedir? Eminim ki şu an Muratla beraber İstanbul'un altını üstüne getiriyorlardır.
Üzerimdeki elbiseden kurtulmuştum. Ama sorun şu ki ne giyecektim? Etrafıma baktığımda eski bir dolap gördüm ve kapağını açtım içine baktığımda ise küçük çaplı şok geçirmiştim. Hayatımda davetler ve düğünler hariç elbise giymeyen ben, çeşit çeşit elbise görmeyi beklemiyordum. Hepsinin ipekten kumaş olduğuna neredeyse emindim. Üzerinde kaliteli taşlarla işlenmiş parlak kıyafetler vardı ve her renkte elbisenin üstünde o renge ait taş vardı. Hangi taşın, hangi özellikte olduğunu bir ara öğrensem iyi olurdu ve sanırım şimdiden kendi kıyafetlerimi özleyecektim. Daha fazla oyalanmadan gecelik olarak düşündüğüm beyaz elbiseyi alıp banyoya geçtim.
Banyoya girdiğimde küçük çaplı şok geçirmiştim. Gerçekten ilkel bir yerde olduğuma emin oldum. Çünkü duşa kabin beklerken, karşımda altın varanklı bir küvet beklemiyordum ve sadece tek bir tane su çeşmesi vardı sıcak suyu veya soğuk suyu nasıl ayarlayacaktım ki? Suyu açtığımda tam insan vücuduna uygun ısıda su akacağını hiç beklemiyordum. Buranın su borusu da bir hayli garipti hepsi mi öyle akıyor acaba diye düşünmedim değil.
Çok oyalanmadan küveti doldurdum ve içine girdim. Yan tarafıma baktığımda çeşitli yağlar ve sabunlar gördüm kokuları muhteşemdi insana resmen huzur veriyordu ve canlandırıyordu. Nerdeyse yarım saat boyunca bol bol sabunlar, yağlar sürdüm ve duştan çıktım. Odaya geldiğimde kapı çaldı ve içeriye Semira geldi.
"Efendim yemeğinizi getirdim."
"Teşekkür ederim Semira o kadar açım ki az kaldı çarşafları kemirecektim." Bu kızın şaşkın bakışlarından artık bunalmıştım. Gerçi herkes bana şaşkın bakıyordu ama neyse...
"Afiyet olsun efendim"
"Semira şey ben tek başıma yemek yemekten hiç hoşlanmıyorum bana eşlik eder misin? Bunu söylediğim an kızın yüzünün bembeyaz olduğunu an be an görmüştüm hala beni Farah sanması da cabasıydı.
"Sa saolun efendim ben karnımı doyurdum."
"O zaman yanımda kal seninle konuşmak istiyorum."
Ürkek bakışlarıyla yatağı oturması için işaret ettim sanki dokunsam ölecek bir kuş gibiydi yüzüme dahi bakamıyordu.
"Sanırım baştan başlamamız gerek benim Farah olmadığımı bilmen gerekiyor. Adım Sezgi ben insanların yaşadığı dünyadan geliyorum ve bir insanım. O Farah denilen kadına birebir benzediğimi biliyorum ve sırf bu yüzden buraya kadar zorla getirildim."
Bakışları ağır ağır beni tartmak istiyor gibi bakıyordu.
"Ve sanırım Farah sana kötü şeyler yaşatmış."
Samimiyetime inanması için gözlerinin içine içine bakıyordum. Bunu söylediğimde gözleri dolmuştu. Aynı anda hem nefretle hemde hüzünle gözlerime bakıyordu. Boğazını temizledi.
"Hanımım sizin Farah olmadığınızı zaten anlamıştım Farah asla böyle sevgi dolu bakmazdı. Bana yaşattıklarına gelince bana değil bu diyarda olan herkesin canını yaktı." Gözlerindeki hüzün canımı yakmıştı.
"Belki de bazı şeyleri düzeltebiliriz tabi ben ne yapmam gerekiyor bilmiyorum ama elimden belki bir şeyler gelirse yaparım."
"Hanımım yapacağınız şey sizi hayatınızdan edebilir."
"O zaman bana bir çıkış göster Semira kendi dünyama gitmenin bir yolu olmalı"
"Sizin için bulacağım hanımım"
Elimde olmadan Semiraya sarıldım sanırım ihtiyacım olan birisinin desteğiydi ona sarıldığımda kas katı kesilmişti yavaşça geri çekildim.
"Ben o zaman biraz bir şeyler yemeye başlayayım peki senden bir şey rica edebilir miyim?"
"Tabi hanımım buyrun"
Bana bu diyarı anlatabilir misin? Öğrenmek için bir yerden başlamam gerekiyordu.
"Tabi hanımım biliyorsunuz burası ölümsüzler diyarı"
"Sen peki ölümsüzmüsün?"
"Burada ölümsüzler hariç kimse yok hanımım"
"O da doğru boşuna buraya ölümsüzler diyarı dememişler." Ben kahkaha attım ve oda tebessüm etmişti.
"Yani hanımım şöyle ki burada dört farklı büyük şehir var bu şu an da bulunduğumuz şehri ve diğer bir şehri daha Barzah bey yönetiyor diğer iki şehri de Ayaz bey yönetiyor."
"Nasıl yani ülkede iki yönetici mi var?"
"Evet hanımım"
"Peki neden dört şehrin dört yöneticisi yok?"
"Çünkü Farah hanımın kocası yüzünden"
"Neee farah evli miydi?
"Evet hanımım bilmiyor muydunuz?"
"Hayır bilmiyordum nerede peki kocası?"
"Kimse bilmiyor neyse hanımım zaten yorgunsunuz yemeğinizi yiyin uyuyun yarın kahvaltınızı getiririm lütfen Ayaz bey gitmeden çıkmayın odadan" Ayağa kalktı.
"Semira dur daha..." konuşmamı kesti.
"İyi geceler hanımım"
Hızlı adımlarla odadan çıktı resmen aklım karışmıştı neler olduğunu çok merak ediyordum ve yarın ilk işim Özgü denilen yılanı yanıma çağırtmaktı. Madem beni buraya kadar sürükledi her şeyi bilmem gerekiyordu daha fazla oyalanmadan yemeğimi bitirdim ve masaya koydum ardından uyumak için yatağa geçtim.
Çok yorgundum ama gözüme uyku girmiyordu. Daha fazla düşünmemeye karar vererek kendimi uykunun kollarına bıraktım.
Rüyamda her taraf yemyeşildi fakat bu güzelliği gölgeleyen gri bulutlar hakimdi sesler duyuyordum. Ağlama sesleri bu sesi tanıyordum. Bu ses Burcuya aitti ağlamasın istiyordum. Benim için ağladığını o an hissetmiştim ona ulaşmam lazımdı.
'Burcuuu Burcuuu' resmen sesim kısılırcasına bağırdım ve onun da sesini duydum.
'Sezgi nerdesin Sezgi'
'Burcu sesime gel lütfen' ses tam arkamdan geliyordu arkamı döndüğümde kızarmış gözleriyle arkadaşımı gördüm.
'Sezgi inanamıyorum sensin'
'Burcu'
Ağlayarak yanına koştum. İkimizde birbirimize sarıldık.
'Burcu biliyorum bu bir rüya Burcu ben çok korkuyorum.'
'Korkma arkadaşım korkma seni kurtaracağız söz veriyorum. Sen hep güçlüsün şu dünyada kimse seni yıkamaz gittiğin yerde de yıkılmayacağına eminim sakın pes etme tamam mı.'
'Burcu seni o kadar çok özledim ki söz veriyorum asla yıkılmayacağım herşeye herkese rağmen ayakta duracağım.'
'Biliyorum dostum bizi hiç merak etme seni çok seviyorum' son sözleri bunlar olmuştu.
Yatağımda kıpırdanma hissetmemle hemen gözlerimi açtım. yatağımda oturan Özgüydü etrafa baktığımda gün doğmuştu.
"Günaydın doktor" yüzüne baktığımda garip bir ruh hali vardı üzgün gibiydi.
"Günaydın Özgü bende seni çağırttıracaktım yanıma. Bak Özgü ne yaşadınız ne oldu bilmiyorum. İnanması güç şeyler yaşıyorum ve bu durumu kabullanabileceğimi sanmıyorum beni anlıyor musun?"
"Anlıyorum doktor ama şunu bil ki bende sebep arıyorum senin ablamın emsali olmanın nedenini araştırıyorum. Abim burda çok yerlere sordu araştırdı ben zaten seni bir sene dünyada takip ettim ama hala nedenini bulamadım emin ol sen nasılsan bende o durumdayım. Ablamın emsali olmanın sebebi olmalı ablamla hiç iletişime geçtiniz mi?"
"Neee hayır tabiki, ölmüş bir kadınla nasıl iletişime geçebilirim."
"Rüya yoluyla Sezgi, ablamın rüyaları yönetme gücü var senin de rüyana girip iletişim kurmuştur diye düşündüm."
"Nasıl yani Farahın rüyalara girme gücü mü var?" Her gün burada yeni şeyler öğreniyordum.
"Evet"
"Herkesin kendine ait güçleri mi var burada?"
"Sadece belirli kişilerde"
"Sende var mı peki?"
"Bu durum her ailede bir kişide oluşan bir şey bizim ailede bu gücü alan kişi Farah abimde ve bende güç yok"
"Peki Alyada var mı?"
"Alyagilin ailesinde Ayazda var"
"Ayazın gücü ne peki?"
"Ruhları hissedebilme"
"Nasıl yani"
"Senin ruhundaki iyiliği, kötülüğü, üzüntüyü, kaygıyı görebilmek gibi"
"Peki benim dün ruhumu nasıl solumadı?"
"Sana buraya gelirken bayılttığım sıra bir büyü yaptım bu sayede Ayaz ruhunu soluyamadı. Buradaki kimseye o büyüyü yapamam normalde ama sen insan olduğun için sende etkili oldu. Ne zaman ki senin varlığını öğrenirse o zaman büyü ortadan kalkar."
"O zaman beni Ayaz'ın karşısına çıkarın."
"Sezgi sen ne dediğinin farkın da mısın direkt karşısına çıkarsan hiçbirimizi dinlemez. Seni ondan koruyamayız abim kahvaltıda alıştırarak söyleyecek ve sonra seni çağırırırz çıkarsın karşısına şimdilik böyle olması daha uygun."
"Peki tamam o zaman bana lanetten ve ne yapmam gerektiğinden bahset bir an önce ikimiz de birbirimizden kurtulsak çok iyi olur."
Özgü gözüme öyle içten bakıyordu ki sanki kaybetmek istemiyormuş gibi ama bu yılanın bana yaptığını göz ardı edemezdim bir an önce ne olacaksa olsun çekip gitmek istiyordum.
"Sezgi sence ben bu durumdan memnun muyum sanıyorsun başka çaremiz olmasaydı seni buraya kadar getirmezdim. En baştan anlatsam çok daha iyi olur sanırım. Bir yıl öncesinde rüyamda seni gördüm. Bak ablamı değil seni gördüm böyle sizin dünyanızda olan yollardan bir tanesinin ortasındaydım. üzerimden dünyanıza ait olan arabalar geçti ama ölmüyordum. Ardından etrafımı inceledim ve sizin oradaki büyük evlerden vardı. Akşam vaktiydi ve önümde bir araba durdu. Senin şimdiki kullandığın kırmızı araban, ardından içinden sen ve arkadaşın Burcu çıktı ikinizde eğleniyordunuz, gülüyordunuz tabi ilk şaşırdığım, ablamın hiç gülmüyor olabileceğiydi. Ardından rüyamda ikinizi takip ettim rengarenk bir yere girdiniz orası sizin dünyanızdaki lunaparktı. Burcuyu ikna ediyordun aletlere binmek konusunda tabi Burcu çok korkuyordu sen de ne olacak bir şey olmaz diye onu ikna ediyordun. Ardından bir sürü oyuncağa bindiniz o kadar mutluydun ki anlatamam ve ardından arkamdan bir ses geldi yine sendin ama sesin sahibini tanıyordum o donuk ses ablama aitti. Bana seslendi. Arkamı döndüğümde onun burada giydiği kıyafetler başında tacı ve ateş rengi gözleriyle bana bakıyordu. Kulağımın dibine girip ben yaşıyorum Özgü beni bul dedi ve bir anda sıçrayarak uyandım. Kendime gelmem yarım saat sürdü ardından kalktım ve gördüğüm rüyayı en ince ayrıntısına kadar yazdım. Daha sabah olmamıştı ve abimin yanına gittim. Fakat odasına giderken çalışma odasının ışığının açık olduğunu gördüm. Abimde uyanmış ve düşünceli bir şekilde dışarıya bakıyordu. Abi dediğim an sende mi gördün dedi beraber bu konuyu araştırdık. Yaşama olasılığını hiç düşünmüyorduk gözlerimizin önünde ölmüştü sonra kahinin yanına gittik oda ikimizden birinin dünyaya gitmesini söyledi tabi biz burası hariç başka bir evrenin daha olduğunu bilmiyorduk. abim gitmek istedi ama ben Alyayı yanlız bırakmamasını söyleyerek ben geldim. Günlerce, haftalarca seni takip ettim hayatını öğrendim ama uzaktan yeterli olmuyordu. daha sonra senin yanına psikolojisi bozuk bir hasta olarak geldim tabi sana göre şu an bile psikolojisi bozuğum ama neyse..."
Duyduklarım karşısında neredeyse küçük dilimi yutacaktım anlattığına göre gerçekten bir sene önce o lunaparka gitmiştim.
"Sonrası da işte bildiğin gibi seni tanımak için sana sorular sordum ama sizin lügatinizde bir hastayı anlayabilmek için onun hakkında bilginiz olmanız gerek. seni tanımak için kendimden bahsetmem gerekirken kafanı karıştırdım bunun için gerçekten özür diliyorum."
Bu kız benden gerçekten özür mü diliyordu yüzüne baktığımdasamimi görünüyordu.
"Doktor öyle bakma demiştim cidden çok çirkin oluyorsun."
"Senden özür dilemeni beklemiyordum açıkcası şaşırdım. Ama hala gözümde bir yılansın." Yandan tebessüm etti.
"Birbirimizi sevmek zorunda değiliz, seni anladığımı bilmeni istiyorum ve senden de istediğim bizi anlaman."
"Peki Farah tam olarak ne yaptı anlatacak mısın ne laneti bu?"
"Nereden başlayım bilmiyorum ablamın karakterini zaten biliyorsun onun yaptığı kötülükleri tedavideyken sana biraz bahsetmiştim şöyle ki biz ölüyoruz Sezgi"
"Nasıl yani ama bana ölümsüz olduğunuzdan bahsetmiştiniz."
"Biz her şekilde ölebiliriz Sezgi sadece yaşlanmıyoruz, ömrümüz kısıtlı değil ama Farah'ın yaptığı şey ömrümüzü kısaltmak oldu yani sizin dünyanızdaki gibi bizde yaşlanıp ölmeye başlayacağız.
"İyide bunun nesi kötü ki"
Yüzüme ters ters baktı tabi onlarda haklıydı hiç yaşlanmamışlardı ki
"Sizin dünyanıza gittiğimde yaşlı insanları gördüm Sezgi, bunun bende kötü olmadığını biliyorum ama sorun şu ki Farah'ın ölümünden sonra buradaki hiçbir ölümsüzün çocukları olmuyor bunun ne demek olduğunu anlıyorsun dimi? "
Buradaki ölümsüzlerin çocuklarının olmaması demek, nesillerinin tükenmesi demekti inanamıyordumö
Sizin dünyanızda bir yaşlı ölüyor ama tekrar bir bebek doğuyor böylelikle insan ırkı devamlılık sağlıyor. Fakat burada artık öyle olmayacak Farah bu laneti yapmadan önce çocuklar doğuyordu ve 25 yaşına kadar olgunlaşıp ondan sonra yaşlanmıyordu. Keşke sizin dünyanızdaki gibi yaşlansak ona da razıydık." Açıkcası üzülmeden edememiştim.
"Peki farah ne zaman öldü?"
"Beş yıl önce"
"Yaşlanmaya başladınız mı peki?"
"Daha değil bizim burada altı senede bir dolunay çıkıyor ve bir ay sonra dolunay çıkacak sonra da yaşlanmaya başlayacağız ama Farah öldüğünden beri hiç çocuk doğmuyor." İlk defa gözlerinin dolduğunu görmüştüm bu gerçekten felaketti.
"Peki benim yapmam gereken ne?"
"Sezgi bunları sana anlatıyorum ama şunu bil ki sana zorla bunu yaptırmak istemiyoruz gerçekten bize isteyerek yardım etmeni istiyoruz. Evet seni buraya zorla getirdim, hayatından kopardım biliyorum ama keşke başka çaremiz olsaydı senin ablamın emsali olman belki de bir işarettir belki de ablam kötülükleri son bulmasın istiyordur bilmiyorum. Ama sen gerçekten iyisin ablam gibi değilsin."
"Öyle bir kadın olmaktansa ölmeyi tercih ederim şimdi bana ne yapmamız gerektiğini anlat gerçekten size yardım etmek istiyorum."
Nedense içimden böyle geliyordu sonunu düşünmeden böyle bir işe giriştim. Umarım kimse için acı olmazdı.
"Öncelikle Farah'ın iş birlikçileriyle iletişime geçmen gerek lakin bir yandan da iyice seni gizlemimiz gerekiyor halk senin yaşadığını öğrenirse seni yaşatmazlar dostun olabileceği gibi düşmanında çok olacak Sezgi. Biz zaten sürekli seninle olacağız bunu sakın unutma"
"Farahın iş birlikçileri nerede peki?"
Abim nerede olduklarını öğrenmeye çalışıyor ama en önemli iş birlikçisi Cevherdi onu bulursak eğer her şey daha kolay olacaktır."
"Peki Farah'ın kocası nerede?"
"Sen Farah'ın kocasını nerden biliyorsun?"
"Dün Semira biraz anlattı dört şehirden ikisini abin ikisini de ayaz yönetiyormuş ama öncesinde dört şehirden birinin yöneticisi Farah'ın kocasıymış."
"Farah'ın kocası çok güçlüydü. Farah bu gücü kullanmak için onunla evlendi ama kendi kocasını da kendisi yok etti. Öldü mü veya kayıp mı bilmiyoruz aslında kötü birisi değildi ama önceliği şehri ve halkı olduğu için her şeyi yapabilecek bir adamdı şimdi bunları anlatarak kafanı karıştırmak istemiyorum amacımıza odaklanmamız gerekiyor önceliğimiz Cevhere ulaşmak."
"Nasıl bulacağız peki sence bu Cevheri? nerelerde takılır bilmiyor musunuz."
"Malesef bilmiyoruz Farah öldükten sonra oda kayıplara karıştı onun da cezası ölümdü ama bir şekilde elimizden kaçtı." O sırada aşağıdan sesler yükselmeye başladı.
"Bu ses ne niye bağırıyorlar?"
"Bilmiyorum Sezgi şimdi gitmem lazım. Galiba Ayaz seni öğrendi sakın odadan çıkma!"
Özgü hızlı adımlarla odayı terk etti ama kalbim resmen ağzımda atıyordu bu adam bu kadar bağırdığına göre kesinlikle beni öldürecekti bir anda karar verdim ve lavaboya gidip aceyleyle işlerimi hallettim ardından dolabı açıp içinden rastgele bir elbise seçip giydim ve odadan çıktım.
Merdivenlerden indikçe sesler daha çok artıyordu salonun kapısına yaklaştığımda sesler daha çok belirgin oldu.
"Size söyledim o kadının adını bir daha benim yanımda anmayın dedim!"
"Kardeşim lütfen sakin ol"
"Ne sakin olması o kadın yüzünden neler yaşadım ben ve şimdi de ülkem, halkım onun yüzünden keder içinde bir ay sonra yaşlanmaya başlayacağız bunu engellemenin bir yolunu arayacağınza onun adını anıyorsunuz!"
"Abi biz laneti kaldırmanın bir yolunu bulduk."
Bu ses Alyaya aitti anlaşılan benim varlığımı daha öğrenmemişti. İsmini duymaya bile tahammül edemiyorsa yüzünün aynısı olan bana neler yapmazdı.
"Ne demek buldunuz"
Kardeşim sana anlatmaya çalışıyoruz ama ilk önce lütfen sakin ol anlatacaklarımız hoşuna gitmeyecek Özgü bir yıldır dünyada"
"Dünya mı orası neresi? siz ne saklıyorsunuz Barzah!"
"Ayaz abi dünya, insan diye bir ırkın yaşadığı evren"
"Başka bir evrene mi gittin sen?"
"Evet"
"Bunu nasıl yaptın Özgü nasıl gidebildin oraya?"
"Bir kahin sayesinde gittim. Buradan oraya ve oradan buraya senede bir açılan geçit var bu sayede gittim."
Senede bir mi? ben bir sene burada mı olacağım. Bu yılan yine beni kandırmıştı. öfkeden bedenim titriyordu ve sinirlerime hakim olmadan kendimi içeriye attım.
"Seni pis yılan beni kandırdın bana nasıl söylemezsin bir sene burada kalmak zorunda olduğumu!"
Herkes beni tutmaya çalışıyordu ama o kadar öfkeliydim ki kimseyi görmüyordum. Özgü'ye saldırmıştım. Kulaklarım uğulduyordu bir anda durumun yeni farkına varmıştım evet Ayaz'a yakalanmıştım. Arkamı döndüğümde onunla göz göze geldim ve ağzından tek bir kelime çıktı.
"Farah!"