"Peri Masalı & Gerilim Hattı"
Yeni bir gün daha Asparşah konağını karşıladığında herkes bir noktaya dağılmış durumdaydı. Sebebi hafta sonu olduğundandı normalinden geç uyanan uyananların sesinden geçilmeyen bir gün olabilirdi. Ek olarak okullar yarı tatiline girmiş birileri bu sebepten rahatta olabilirdi.
Boran Ağa hâlâ uyanmayan taraftı, konaktakilere göre. Gerinerek uyandığında kısık bakışları ilk önce hemen yan tarafına kaydı, ancak istediğini bulamadı yatağın diğer tarafı boştu. Sessiz kalıp sesleri dinlediğinde karısının banyoda da olmadığını farketti, kaşları ağırca çatılırken huzursuz bir ifadeye büründü.
Uyandığında Gece'yi görmemek hoşuna gitmiyordu bunu ona söylemişti oysa, sadece uyandırmasını istemişti ondan ama hanımefendi ilgilenmemekte ısrarcıydı! Bir çocuk gibi yerinde tepinmemek için zor durdu koca adam, oysa hayali bu sabah fazla yatacaklarından biraz odalarında vakit geçirebilmekti... Yataktan çıktığında banyoya girip hızla elini yüzünü yıkadı dişlerini de fırçalayıp yıkadığında odaya hızlı hareketlerle girdi. Dolabından yeni bir takım elbise çıkardı iş yoktu bugün ama o geç gidecekti bir kaç işi halledip erkenden dönmeyi planlıyordu. Koyu lacivert bir takım giyinmeye başladı, tek bir kırışık noktası olmayan takım jilet gibi oturmuştu üstüne yine. Ceketini giymeyi sonraya bıraktı saçlarına parmaklarıyla hafif dağınık bir görüntü verdi, alnına dökülmüştü biraz, üzerindeki takım kehribar gözlerini de ortaya çıkarmıştı aynı zamanda.
Telefonunu alıp odadan hemen çıktığında avluya inmişti bile. Etrafa göz attığında hâlâ karısını görmemesi sabırsızlaştırıyordu, sedirlerde oturan halası annesi ve Güneş'i farketmeden mutfağa girdi. İçerdekiler anında farkederlerken şaşkınca baktılar adama normalde böyle pat diye gitmezdi mutfağa.
"Bir şey mi istediniz Ağam?" Diye sordu Mizgin hemen. Boran Ağa mutfakta Gece'yi bulamayınca kaşlarını iyice çattı kadının sesi de gelmiyordu ki etraftan! Sinirlendi ve bir şey demeden çıktı mutfaktan, oturan milleti farkettiğinde yanlarına yürüdü baskın adımlarla.
"Gece nerede, göremedim onu?" Dedi direkt annesine bakarken.
"Sana da günaydın oğlum, nasılsın iyi misin?" Diye manidarca konuşan annesiyle ensesini kaşıdı mahçup bir tavırla, yaptığı harbiden ayıptı ama annesi takılıyordu ona, yüzündeki gülümsemeyle anladığında omuzları gevşedi Boran Ağa'nın. "Günaydın ana, günaydın tabi." Dedi.
"Abimin algıları yengemi görmeyene kadar açılmaz ana bana çarpıp geçti yanımdan da farketmedi," diye gülerek yanlarına geldiğinde Merih, Güneş yengesini farketmesiyle sustu, doğru kaçmazdı. Abisi de ters ters bakıyordu zaten annesinin yanına oturduğunda ayaktaki gözü etrafta dolanan abisine baktı. "Gece Renas ile birlikte resim odasındalar plan proje yapıcağız demişti Vallahi bana tam anlamadım bende ama." Dediğinde Lalezar hanım, Boran Ağa daha da çattı kaşlarını o odanın önünden geçmişti nasıl farketmemişti gerçekten. Dudağı memnuniyetle kıvrıldığında annesine göz kırparak geri adımladı merdivenlere yönelirken omzunun üstünden masayı hazırlayan Diljen'e seslendi, "Biraz çabuk hazırlayın çok açım bak Diljen!" Diljen hızla onaylarken Boran Ağa Gece için verdiği odanın önüne geldi, yatak odalarıyla aynı katta en üstteydi ama odalarıyla uzak kalıyordu biraz, ters cephede kalıyorlardı ama odanın manzarası ve büyüklüğü fazlasıyla güzeldi. Yatak odalarının hemen karşısındaki yanındaki oda boştu aslında ama o odayı ilerde çok daha güzel sebeplerden dolayı kullanabilirlerdi diye düşünmüştü Boran Ağa.
Kapıyı açacaktı ki içerden karısı ve yeğeni çıktı, Gece gördüğü adamla şaşırırken kapıyı kapattı hemen. Karısını görmesiyle rahatlarken kapıyı hızla kapatmasına anlam verememişti, "Niye göstermiyorsun sen odayı?" Diye sordu anında.
"Çünkü daha hiçbir şey bitmedi ve kimsenin görmesini istemiyorum, bitince görürsünüz." Dedi homurdanarak Gece. "Dalga geçiyordun ya hani benimle yatak odasının eşyalarını berbat şekilde seçtim bu odayı nasıl yaparım diye, gör bak nasıl yapıyorum." Boran Ağa hayretle baktı kadına. Renas ise elindeki ekmek arası ile ikilinin arasında durmuştu. O gün şirkette en son konuştuklarından sonra konuyu bir daha dillendirmemişlerdi zaten neyini dillendireceklerdiki onlara sadece zararı olurdu. Gece Boran Ağa'ya kimseye vermediği fırsatı vermişti hem kimseye değil kendine bile güvenmekte zorluk çeken Gece ona güvenerek sadece kendini düşünmeye sorunlarla Boran Ağa'nın ilgilenmesini izin vermişti. Bekleyecekti sadece bekleyip görecekti.
"İyide ben senle dalga mı geçtim? Sadece bu sefer düzgün bir şekilde yaparsın inşallah dedim." Diye açıkladığında Gece omuz silkti ona. "Aynı şey." Dedi.
Boran Ağa derin bir iç çekti, "tamam bakmayacağım istediğin gibi düz bakalım odayı." Dediğinde Renas'ın saçlarını karıştırdı yine. "Sen ne ara kalktın da karımı alıyorsun benden lan, benden çok sen vakit geçiriyorsun!" Diye şakayla karışık bir ciddeyetle konuştuğunda, Renas Gece'ye daha da yaklaşarak ekmeğinden bir ısırık aldı ve gülerek baktı amcasına. Kaşları havalandı inanamayarak Boran Ağa'nın. Gözleri karısına değdiğinde üzerine baktığını farketti, bedeni anında kasıldı adamın, bakışlarına bile kurban olunurdu. O da hızlı bakışlarla kadını süzdüğünde gerildi anında kot pantolon giymişti şekilli uzun bacaklarını ve kalçalarını belirginleştirmesi nefesini kesiyordu, giyme dese inadına giyerdi Gece onu da biliyordu. Neyseki içine askılı bluz giymişken üzerine hırka giyerek kapatmıştı arkasını. O gün ona dokunduktan sonra mümkün mertebe uzak dursa da bu arzularına ve ona duyduğu hayranlığa ket vuramıyor azaltamıyordu.
"Niye uyandırmadın beni yine?" Diye sordu aklını dağıtmak için yoksa bu beden bir banyo deneyimi daha kaldıramazdı. Gece kollarını göğsünde birleştirdiğinde adama baktı düz bir ifadeyle, "İki kere seslendim kalkman için uyanmadın napsaydım, hem haftasonu diye gitmezsin sandım işe." Dediğinde üstünü işaret etti adama. Bugün davet edildikleri düğün vardı çünkü.
Boran Ağa çapkın bir gülüş attığında gözlerini kaçırdı Gece, "Güzel nefesini yoracağına bir kere öpseydin hemen dikilirdim ayağa." Dedi göz kırparak. Gece'nin ağzı açıldı o şeklinde. "Dikilirdin tabi dikilirdin de bir tek sen dikilsen iyidir sabahın köründe!" Diye ağzının içinden homurdanan kadına anlamayarak baktı Boran Ağa.
"Renas, bebeğim hadi aşağı in sen geliyoruz biz." Dediğinde çocuğu güzelce göndermişti Gece.
"Çocuğun yanında ne biçim konuşuyorsun, biraz dikkat eder misin acaba."
"Ne demişim ben kötü bir şey mi söyledim?" Gece sadece göz devirdi bu haline. Yavaşça yürümeye başladığında Boran Ağa da onunla birlikte yürümeye başladı.
"Bu ara bir takım kuşlar bana bir şeyler fısıldadı," diye başladı söze yürürken Boran Ağa. "Neymiş onlar?" Diye sordu Gece hafif bir merakla.
Boran ağa iki elini ceplerine yerleştirdi yürürken ve yandan kısa bir bakış atarak karısına önüne döndü. "Hmm, mesela bir ay içinde İstanbul'a çok ünlü bir ressamın geleceği gibi," dediğinde adımları duraksayan ve ona dönen karısıyla dudakları kıvrıldı. "Ve senin o ressamın sergisine katılmak için can attığını fısıldadı, kuşlar."
İkiside durduklarında birbirlerine döndüler, "kim söyledi sana bunları?!" Diye hızla konuştu Gece sonra kısa bir an durunca aklında tek bir ışık yandı. Zara. Ondan başkasına anlatmamıştı ki yeminle tam dayaklıktı bu kız.
"Kardeşini döveceğim haberin olsun," dedi ters bir bakışla Gece. Boran Ağa güldü kısa bir an, "ona kızma haberi bile yoktur dediklerinden, yani öylesine çıkmıştır ağzından."
"Olabilir! Onunla ne konuşsam sana anlatması hoşuma gitmedi!"
"Saçmalama yavrum, anlatmıyor diyorum öylesine çıkmıştı ağzından, ben duyunca dikkat kesildim sadece."
Gece seslice nefesini bıraktı.
"İyi bari öğrendin de noldu, benim gibi olan herkesin heyecanlandığı bir sergi bu normal yani."
"Tabi ki öyle, hatta bende dedim ki karım istiyorsa neden girmesin bu sergiye ve gittim kalan son iki bileti de aldım." Dedikleri kıza kal getirdi. O biletlerin fiyatı fazlasıyla pahalıydı kaldı ki nasıl alabilirdi son biletleri! "Ciddi misin?! Kandırmıyorsun değil mi? Nasıl alabildin öylece, halktan insanlara satılmazki biletler!"
"Önce bir sakinleş yavrum ne bu heyecan!" Dedi homurdanarak Boran Ağa elin ressam adamı için yaptığı heyecana bak dedi içinden.
"Tamam," diyerek sesini kıstı önce Gece. "Biletler nerede?" Dedi heyecanı ve merakı gözlerinden ve sesinden okunurken.
"Öyle kolay alamazsın," demesiyle adamın, omuzları düştü. "Ne?" Dedi seslice nefesini verdi. "Biliyordum bir şey isteyeceğini."
Boran Ağa pis pis sırıttı, "Karşımdaki sen olunca mecbur kalıyorum diyelim. Biletin ilk yarısını güzel bir öpücük karşılar ha ne dersin?" Dedi göz kırparak. Gece sinirlendiğinde daha da keyiflendi bayılıyordu kaşlarını çatıp bu tatlı yüzünü buruşturmasına.
"Nah öperim!" Dedi birden Gece sinirle. Boran Ağa afallayarak baktı kadına, "ne dedin sen?" Diye sordu yanlış duyduğunu varsayarak.
"Öpmüyorum işte, nasılsa bir ay var daha alırım her türlü o bileti senden." Diye kendinden emin bir tavırla konuşmasına kaşını kaldırdı hayretle. "Nasıl alacakmışsın, son biletler bende dedim ya, sen her türlü yine bana geleceksin Gece'm, hiç boşuna debelenme."
"Görürüz, sen kendin biletleri vermek için debelenme de." Diye meydan okurken arkasını dönüp ilerlemeye başladı. "Görelim bakalım o zaman!" Diye seslendi arkasından sinirle adam. "Yavaş yürü hem, dikkatimi dağıtıyorsun!" Diye eklediğinde kendi de Gece'de duraksadı. Boran Ağa dişlerini birbirine geçirdi yutkunarak, bunu dememeliydi kesinlikle.
Ona dehşetle dönen kızla ufak bir adım geri gitti, öksürdü boğazını temizlemek istercesine. "Yanlış duy-" diye kendini düzeltecektiki Gece hiç beklemediği bir şey yaptı.
"Sen zaten anca bakarsın!" Diye alayla konuşan kadın kendisini yine aynı alayla süzerek dönüp gittiğinde kendini sinirden kasım kasmıştı Boran Ağa. Gece sinirlenip utanmak yerine ters tepki yapıp alay etmişti ve bu Boran Ağayı öfkelendirmişti.
"Sen bir izin versen bakmakla yetinmezdim zaten!" Diye söylendi kızgınlıkla. "Bu niye böyle dedi şimdi lan, dalga mı geçiyor? Hay senin yapacağın işe ben!" Diye söylenmekle yetinmişti sadece Boran Ağa.
🔗🗝️🔗
Sabır etmek boyun eğmek değildi, sabır mücadele etmekti.
Nerde durucağını nerede harekete geçiceğini doğru seçmeli insan; çünkü doğru sandığın yerde yanlış baş kaldırışlar sadece boşa nefes tüketmekti. Ama elbette yanlışlar yapıcaktık, böyle böyle öğreniyorduk doğruları neticede. Sadece bir hatayı bile bile tekrarlamamalıydık.
Seslice nefesimi üfledim.
Artık hazırlanmam gerekiyordu. Bugün düğüne gidicektik, düğünün başlamasına az kalmıştı, konaktaki herkes neredeyse hazırlanmıştı, tabi bende Zara ve Renas derken kendimi en sona bırakmıştım. Aslında hiç gitmek taraftarı değildim fakat özel olarak davet edildiğimiz için gitmemek olmazdı.
Odamdaydım, dışardan Boran Ağa'nın sesini duyduğumda konağa geldiğini anladım. Sonunda!
İçeri girdiğinde telefonla konuşuyordu, beni gördüğünde kaşlarını çattı, üstümü süzdüğünde. Henüz hazırlanmamıştım o da buna şaşırmış olmalıydı. Telefonunu kapadığında cebine koydu, kaşlarıyla üstümü işaret etti, "Sen niye hazır değilsin millet inmeye başladı." Dedi tok sesiyle.
Gözleri üstümden ayrılmazken, dolabın yanına gidip sürgüsünü sertçe iterek açtım, açılma şekli buydu. "Seni bekledim," diye cevapladım onu. Cevabımla kaşları yavaşça havaya kalktı, bunun üzerine dolabın içini gösterdim, "Hadi al kıyafetlerini git Renas'ın odasında hazırlan." Dediklerimle kehribar gözleri kısıldı.
"Niye burada hazırlanmıyorum, anlamadım?" Dedi bana yaklaşmaya başladığında.
Yaklaşmasıyla gerildim, gözlerimi üzerinden çektim,
"Çünkü ben hazırlanacağım, sürekli odaya ve banyoya girip durucağım sen varken hazırlanamam." Diye açıkladım bu onu daha da rahatsız etti hissettim. kısa bir bakış attığımda gömleğinin kollarını çözmeye başladı. "Tamam çıkarım," dedi, bu kadar çabuk kabul ediceğini düşünmemiştim zorlar ya da istemez zannetmiştim. Dolabın önünden çekilerek ona geçmesi için izin verdim, ama bir şey daha demek istiyor fakat çekiniyor gibi görünüyorken buna anlam veremedim.
Sonunda dayanamayarak sert bir nefes verdi ve konuştu.
"Sen şu zımbırtıyı giyeceğine emin misin?!" Dediğinde kaşlarım yukarı kalktı hafiften.
Duyduklarımla dudaklarımı birbirine bastırdım sıkıca, tepkimi korudum. Cevap vermeyişim dişlerini sıkmasına öfkelenmesine neden oldu. Sert soluklar vererek dolaptan yeni olanlardan bir takım ve ayakkabılarını alıp sert adımlarla çıktı odadan, kapıyı çarparak.
Çıkışıyla rahat bir nefes verdim. Bu adam akıllanmaz uslanmazdı. Bahsettiği zımbırtı benim düğünde giymeye karar verdiğim elbiseydi. Bir kaç gün önce durduk yere meraklanıp ısrar etmelerine dayanamayarak dolaptan çıkarıp göstermiştim ve o günden beri deli gibi dolanıyordu etrafta. Elbise saten model ve kırmızıydı. Diz üstü derin yırtmaçlı askısız straplez model bir şeydi ve kalbine ineceğini söyleyip durmuştu. Giymemi istemiyordu ama ben inadına giyeceğim diyip durmuştum bu da onu kudurtup durmuştu. Hatta sırf korkusuna elbiseye bir zarar verir diye elbiseyi saklamıştım. Bu adamdan beklerdim ben.
Esasen zaten giymeyecektim ki onu, sadece fazla ısrar ettiği için öylesine dolaptan kapıp gösterdiğim bir şeydi ve öyle bir kıyafeti ne ara aldığımı hatırlamıyordum bile. Kaldı ki o elbiseyi giyebileceğim tek doğru bir yer bile yok gibiydi.
Zaman usulca akarken
Asıl giyeceğim elbiseyi çıkarıp hazırlanmaya başladım. Yaklaşık bir saatin ardında hazırdım. Stilettolarımı giydiğimde ayağa kalktım koltuktan, hemen dizimin üstünde biten elbiseyi düzelttim. Sırtım ve omuzlarım açıkta kalıcaktı ama hem sade hem şık olarak içime en sinen buydu. Askıları boyundan çaprazlama bir modeldi. Ağır olmayacak güzel bir makyajda yapmıştım.

(Bu elbiseyi tanıtmaya doğru kelimeler bulamadım :) bu işte canım)
Aslında bu düğüne gitmek istemiyordum çünkü çok fazla insan olucaktı ve Güneş ile aynı ortamda bulunmak ne kadar mantıklıydı bilemiyordum. Düğün sahipleri tarafından özel olarak çağırılmasaydım kesinlikle gitmezdim de. Üstümü düzeltirken kapının tıklanmasıyla oraya döndüm.
"Hazırlandın mı?" Diye gelen ses Boran Ağa'ya aitti ancak içeri girmemişti. Zannettiği gibi kırmızı elbiseyi giymedim diye ne tepki vericekti acaba?
"Evet! Geldim bir dakika." Diye seslendiğimde küçük el çantamı alıp kapıya adımladım. Kapının kulpunu indirmek istediğimde bir çelik kadar sağlam olan ahşap kapı açılmadı çünkü kulup inmedi. Kaşlarımı ağırca çattım, tekrar denedim ama yine olmadı.
"Kapıyı sen mi tutuyorsun?" Diye sordum anlamazca. Tekrar denedim ama kıpırdamadı bile kulup.
"Evet ben tutuyorum." Diye gelen cümleyle elim öylece kaldı kulupta.
"Ne alaka ya," dedim karmaşık bir tonda. "Açsana kapıyı!" Dedim sinirle.
"Olmaz," dedi Boran Ağa. Bu adam iyi miydi?! "Seni o bez parçasıyla o düğüne götürüceğimi düşünmedin herhalde." Ağzım hayretle açıldı duyduklarımla. Kapıya vurdum elimle.
"Saçmalama!" Dedim.
"Saçmalık mı? Sence bu yüzden mi tutuyorum sadece kapıyı ben?" Dediğinde dilimi ısırdım. "Sustun bakıyorum," dedi kinayeyle. "Biletleri geri ver bana yoksa ikimizde burda böyle kalırız."
"Ya çocuk musun sen, bunu en son küçükken abimden kaçmak için ben yapardım kapıyı tutmak ne ya bırak şunu."
"Biletler gece." Dedi uyarır bir tavırla. Biletler bendeydi onları çalışma odasındaki kasasına koymuştu onun şifresiyle bu odadaki aynı olunca açmak zor olmamıştı, sadece içim içimi yemişti doğrumu söylüyor yoksa kandırıyor mu diye, görünce almıştım ama buradaki kasadaydı elbette ondan izinsiz alacak değildim sahibi oydu malesef.
Ama geri adım atmaya niyetimde yoktu, "O bilet benim hakkım ben alacaktım benden önce davranıp sen aldın! Parası neyse söyle ben öderim sana."
"Kesin alırdın, pardonda sana niye bilet versinler sen demedin mi halktan kişilere kolayca vermiyorlar diye?" Gözlerimi devirdim egosu karşında.
"Riva müceheratın baş sahiplerinden olan Ferman Riva kardeşi için alır demiştim." Dedim alayla.
"O zaman erken davransaydı ben almasam siz hiç alamazdın!"
"Tamam saygıyla eğiliyorum egon ve gücün karşısında biletin birini satıcak mısın bana?" Dedim bıkkın bir tavırla.
"Sadece benim karşımda eğilsen de yeterli." Gelen boğuk sesi anlamlandıramadım. "Ne dedin, kabul ediyor musun?"
"Seni seviyorum diyorum bebeğim yalvarırım ayarlarımla oynama sikicem biletlerini şimdi." Gelen sesle kaşlarımı çattım. "Bana bak küfür etme!" Diye uyardım. "Al biletlerini başına çal, buradaki kasada duruyor fotoğraflarını çektim en azından hatıra dursun diye. Kapıyı aç şimdi hadi." Dediğimde yine indirmeyi denedim ama açılmadı kapı.
"Gece'm kurban olduğum o elbiseyi çıkarsan olur mu? Ben hâlâ seni o bez parçasıyla götürmeyi düşünmüyorum?" Hayretle baktım kapıya.
"Ağamıza bakın hele,
sana mı sorucaktım ne giyip giymeyeceğimi!"
Kapıya vurdu küt diye. İrkildim.
"Lan sana sor diyen mi var, ama onu giyenezsin seni çıkarmam kızım ben böyle dışarı! Katil mi edeceksin sen beni, o düğünde yemin ederim katliam çıkarırım bak!" Diye kükrediğinde geri adımladım kapıdan korkuyla. Günlerdir fazlasıyla sabrını sınadığım doğruydu ve dayanılmaz nokta da olabilirdi ama banane.
"Benimle düzgün konuş! Kızım falan? Hayırdır." Dedim önce sakin bir çıkışmayla.
Bir hışırtı duyuldu sabırsız gel gitgellerle dolu. "Yavrum," dedi yumuşak bir tona bürünerek birden. Kulak kabarttım anında. "Herkes arabalara bindi gidiyor... Sende o güzel bedenini yakışacak başka bir elbiseyle şereflendir ne dersin? Hadi yorma bizi çıkar onu." Dediğinde dudağımı dişledim gülmemek için.
"Olmaz," dedim itiraz ederek. "Hem niye kapının öte tarafındasın sen Boran Ağam? Gel içeri öyle konuşalım, bize böyle kavgalar yakışmaz. Hadi." Kinaye dolu sesime karşın bir ses geldi. Gerçi şirketteki son konuşmamızdan sonra çıkmıştı odadan ve ondan sonra bir daha bu konu üzerine konuşmamıştık ama günlerdir yakın hiçbir teması olmamıştı. Bunu benim iyiliğimden çok kendi için yapıyor gibi geliyordu sanki artık.
Alnını kapıya vurdu yavaşça iki kere. "Karşı karşıya sen bu haldeyken gelmek akıl kârı değil. O yüzden üzerini değiştir hemen!" Emir verir gibi konuşması gıcık etti. Kapıyı tekrar zorladım ama hâlâ tutuyordu hayvan herif.
"Bana bak Boran Ağa çıldırtma beni, aç şu kapıyı diyorum sana hem neyi var elbisemin çok güzel oldu ben beğendim, sana gerek yok." Agresif çıkan sesime karşı homurdanma seslerini duydum.
"Senin ben elbiseni- bana beni çıldırtma diyorsun da senin yaptığın ne peki? Ulan bir kere be bir kere hangi dediğimi yaptın sen, ne desem zıttıma gidiyorsun farkında mısın?!" Gözlerimi devirdim bıkkınca. Kapıdan uzaklaştım bir kaç adım. Neyi giyme dese de dinlemiyordum. En basiti saçını kesme demişti çok güzel sevdiğini de anlatmıştı saçlarımı ama zaten uçlarından aldırıcakken bir de model kestirtip gözüne sokmuş olabilirdim ve bunun lafını sokuyordu sanırım şu an bana. Kendi kendime omuz silktim.
"Acaba ne diye senin dediklerini yapıcakmışım ben! Sevmiyorum üzerime baskı kurulmasını istediğim ve yapmak istediklerime karışılması hoşuma gitmiyor, bunu anlaman gerek artık. Kaldı ki sende kendini törpülemesini bil şimdiye kadar hangi istediğin şeyi insan gibi dile getirdin ki sen rica etmesini, düzgün bir üslupla konuşulmasını biliyor musun! Anca onu yapma Gece bunu giyme Gece! Bunalıyorum!" En başından bir sınır koymam gerektiğini biliyordum ona bu konularda taviz verirsem ilerde sonunu tutamayabilirdim.
"Haklısın," dedi direkt kesin bir dille. "Seni kısıtlıyormuşum gibi hissetme. Ama sende biliyorsun kaç gündür güzel bir dille uyarıyorum seni o olmaz diye." Baskın kelimeleri kulaklarıma nüfuz etti.
"O üzerindeki zımbırtı-"
"Zımbırtı dediğin elbise Boran Asparşah!" Dedim uyarır şekilde.
"Aynı şey," dedi umursamazca. "Öyle de seslenme bak!" Diye tısladığında başımı onaylamazca salladım.
"O zımbırtı," derken baskı uyguladı üstüne bilerek. "Ne göğüslerini kapatıyor ne sırtını kapatıyor ne de bacaklarını birde yetmezmiş gibi yırtmacı vardı, lan yürüsen her şeyin görünecek birde kalkmış bununla gelecem diyor! Kaç yüz tane erkeğin arasına sokar mıyım kadın ben seni!" Diye gürlemeye başladığında yüzümü buruşturdum. "O düğünde soykırım yapmamı istemiyorsan değiş üzerini son defa söylüyorum."
"Pardon!" Dedim ellerimi belime koyarak, sanki karşımda kapı değilde o varmış gibi. "Son defa söylemezsen nolucakmış acaba. Asıl ben son defa söylüyorum aç şu kapıyı sinirlerim bozulmaya başladı bak!" Dediğimde dayanamayarak zorladım kulpu indirmek için.
Açılmadığında öfkeyle ayağımla vurdum kapıya, "Aç sana be adam şu kapıyı!" Diye bağırdım. Herkes gitmişmiydi de duymuyorlardı bizi, kimse çıkmamıştı yukarı şaka gibi.
"Açmıyorum lan!" Diye karşılık verdi benim gibi.
"Aç dedim aç!"
"Açmıyorum."
Pes ederek kapıdan uzaklaştım bir kaç adım. Çantamı duvarın kenarına yere bıraktım. "Eğer istersem bu odadan öyle ya da böyle çıkarım biliyorsun değil mi?" Diye yükseltim sesimi duyması için.
"Gece, canım sıkılmaya başlıyor bak o elbise yerine ne giyersen giy söz etmem yahu ben senin için diyorum zaten doğru dürüst hareket bile edemezsin düğünde." diye tekrar ikna etmeye çalıştı. "Ulan Aşiret düğünü birde."
"Ya iyi de yüzlerce kadın olacak o düğünde sadece ben değil ki niye bu kadar abartıyorsun. Sanki herkes benim gelmemi bekliyor da ben geldiğim gibi bütün erkeklerin bakışları bana dönecek. Sende biliyorsun o kadar da dikkat çeken biri değilim benden kat kat daha güzel bir sürü kadın olacak orada."
"Gözümdeki tek kat kat güzelliğe sahip kadın sensin Gece." ses tonu fazlasıyla derin çıkmıtı ve tüm tüylerim diken diken olmuştu. "Üstelik sorun dikkat çekmen değil ki bebeğim, sana laf falan ederler canın sıkılır etrafta gerizekalı çok! Hem hiç mi hakkım yok üstünde? Vallahi hiç doğru değil hoş olmaz o elbise." dedi.
Zaten insan gibi içeri girse görürdü giymediğimi ama o kapıyı üzerime tutmayacaktı. "Kapıyı açıyor musun açmıyor musun?" Diye yükseltim sesimi duyması için.
Sert soluk sesleri gelmeye başladı. "Bebeğim benim gitmek istiyorsan değiş üzerini bak, o üstündeyken yanına gelemem biliyorsun, yapma." Dediğinde sakin kalmaya çalışıyordu hâlâ. Dediklerine cevap vermedim. İnat değil miydi demeyecektim zaten onu giymediğimi üzerime kapıyı tutmasının bedeli diyelim biz buna. Ama o içeri girecekti öyle ya da böyle. Ses çıkarmamaya özen göstererek şöminenin üstündeki bir el kadar büyük porselen bibloyu elime alarak önce kapıya bir bakış attım.
"Gece? Sesin soluğun kesildi ne o değişiyor musun yoksa? Aferin benim karıma doğru kararı vericeğini biliyordum zaten. Sana söz giyebileceğin bir yere götüreceğim seni." Dediğini duyduğumda sırıttım pis pis ve bibloyu tüm gücümle halının olmadığı kısma yere attım. Çıkan gürültülü sesle biblo parçalara ayrıldı. Gerileyerek parcaların ayağıma batmasına olasılık vermedim. O sıra hemen Boran Ağa'nın sesi geldi. "Gece!" Dedi endişeyle. Ses vermedim.
"Bilerek yaptın biliyorum ama olmadı ses ver!" bu kadar çabuk beni tanımaya başlaması iyi değildi. Ses vermedim kollarımı göğsümde birleştirip beklemeye başladım. Çokta beklemedim tabi küfür ederek kapıyı sert bir ifadeyle açarken gözleri anında odayı taradı.
Kehribar gözleri önce yerdeki parçalara sonra vurdumduymaz şekilde duran bana kaydı. Sert yüz ifadesini korurken kararmış bir ifadeyle bana adımladı. Kollarımı ister istemez tedirgince çözdüğüm de burnumun dibine kadar yaklaştı. "Bilerek yaptın de mi?" Diye sordu tehlikeli bir sakinlikle ancak maskesinin altındaki delirmiş hâlini görebiliyordum. Her an patlayabilirdi. Günler sonra ilk defa sınırı aşıp bu kadar yakınlaşması heyecanlanmama neden oldu. Karışık bir heyecan. "Evet bilerek yaptım." Yüzümü fazla olmasa da yakın oluşundan biraz kaldırmıştım. Topuklularım sağ olsun.
Zehir sarısı gözleri alev almış gibi kapandı sıkı bir solukla. Sakinleşmeye çalışıyordu ama neden? İçten içe sırıttım, biliyordum. Onu incelediğimde pek bir farkı olmasa da şık olduğunu gördüm. Genelde şirekete de takım elbiseleri ile giderdi bu sebeple yadırgamamıştım. Beyaz gömleğinin ilk üç düğmesi açıktı yine, gömleği üzerine öyle bir olmuştu ki gerinmeye kalksa tüm bedeni belli olacaktı sanki yani biraz kalıplıydı. Ceketi ve pantolonu bedenine yine tam oturmuştu saçlarını sağa doğru taramış bir iki tutamı alnına dökülmüştü onları da diğerlerinin arasına katıp düzeltme isteği bir anda parmaklarımın uçlarını karıncalattı. Yakıcı bir hisle yutkunduğumda elimi elbiseme sürttüm. Neler oluyordu böyle bana.
Göz göze geldiğimizde hafif sakallı yüzünde bilmiş bir gülümseme belirdi, tıraş olmuştu bu arada sakalları biraz daha uzundu ama kısaltmıştı. "Ne o yanına yakışabiliyor muyum." Diyerek göz kırptı. Onu süzüşümü farketmişti ama ben sadece incelemiştim.
Kaşlarım hafif çatılırken gözlerim yine göğsüne indi, "Düğmelerin fazla açık aslında." Dedim bir anda. Allah kahretsin! Gözleri irileşirken gömleğinin yakasına baktı sonra bana baktı doğru mu duydum diye. "Yani beni ilgilendirmez öyle çıktı ağzımdan birden." Diye açıklama yapma isteği duydum ancak bir halta yaramamıştı!
Boran Ağa başını eğdiğinde dudağının ucuyla güldü, "karım istemiyorsa kapatırız bizde." Dedi. Parmakları düğmelerini kavradı ikisini ilikledi. "Bazen boğuluyor gibi hissediyorum o yüzden açık bırakıyordum." Dedi ufak bir açıklama da yaparak.
"Olabilir," diyerek nefes verdim. "Nasıl iyi hissediyorsan öyle davran yani ben söyledim diye kapatmana gerek yoktu."
Yakasını öylesine bir düzelterek bakışlarını bana kaldırdı, nasıl da keyifli görünüyordu şimdi. "Yok yok karım ne diyorsa o." Dedi, sırıtarak Allah'ım bilerek yapıyordu şimdi de, istediği yere çeksindi banane.
Göz devirdiğimde daha da keyiflendi. Kehribar rengi gözleri yavaşça aşağı kaydığında incelemeye başladı beni, zaten bakmamış mıydı yine niye yapıyordu ki. Elini tutmam için uzatınca şaşırsam da elimi avucuna bıraktım yutkunarak. Beni ağırca etrafımda döndürmeye başladığında itiraz etmeyerek ona uydum. Tekrar önüme döndüğümde elimi bırakmadı bende çekmedim. "Nasıl olmuşum?" Diye sordum ondan çekinmediğimi belirtmek isteyerek. Hâlbuki çok utanıyordum şu an.
Gözlerini kısıp tekrar bedenime baktığında üzerime adımlayarak mesafeyi kapadı, "Bir şey demeye hakkım yok, o zımbırtıyı çıkarırsan ne giyersen giy laf etmem demiştim." Derken dilini damağına vurdu kehribarları yakıcı bir hâl aldı. "ama bu ne kadar can alıcı bir güzelliğin olduğunu değiştirmiyor. Bir şey farkettim de yine, sen ne giyersen giy hep bir güzel oluyor sanırım güzelliğini saklayabileceğim hiçbir şey yok. Oysa sadece ben göreyim isterdim." Dilim damağım kurumuştu ve ne denirdi buna bilemedim. Cevapsız bıraktım bakışlarımı zorlukla ondan çektim o ise bakmaya devam etti çekinmeden.
"Gitsek mi artık?" Diye sordum bu anı bozarak. Sesli bir nefesle yavaşça salladı başını onaylayarak. "Hazırsan çıkalım," dediğinde hazırdım zaten. "Burayı söyleriz Diljen'e gelmeden halleder." Kasttettiği kırdığım bibloydu. Elimi bırakmadan ilerlediğinde odadan çıkmak için bir anda durdu ve bana döndü. Ensesini kaşıdı, "az daha unutuyordum." Diye söylendiğinde elimi bıraktı. Ceketinin iç cebine koydu elini anlamayarak ona baktığımda cebinden çıkardığıyla bir kaç adım geriledim.
"Napıcaksın onu!" Diye yükseldim bir anda. Birden uzaklaşmama o da kaşlarını çatarak cevap verdi. Elindeki üçgen şeklindeki cevşene bir bakış attı. "Tanıdığım iyi bir hocaya yaptırdım nazardan kötü şeylerden korusun diye." açıklama yaptığında, "Saçmalama," dedim hızla. "Ben korkarım böyle şeylerden."
"Asıl sen saçmalama," dedi yanıma gelerek. "Bir zararı yok ki sana, basit bir cevşen okunmuş sadece. Kötü bir şeyi sana yaklaştırırmıyım hiç." Dese de kararsızdım.
"Napıcaksın şimdi?"
"Sana takacağım tabi ki."
"Olmaz! Ya yanlış bir hareketimde çarpılırsam üzerimde okunmuş bir şey varken rahat edemem ben." Husursuzluğumla o da kötü oldu sanki. Cevşeni cebine attı tekrar ve kollarımdan tutarak yaklaştı bana ama sanki gülmek istiyor da yaparsa onu mahvedeceğimi biliyordu. "İnsanlar da kötü göz vardır bilirsin de mi, nazar falan olma diye ufak okunmuş bir şey bu korkman saçma işe yarar mı belli bile değil."
"Nazar boncuğu takarım o zaman." Dediğimde yüzü ciddileşti. "Nazar boncuğu daha beterdir, sanıyor musun ki gerçekten nazar boncuğu?! Öyle şeyleri yanına bile yaklaştırma at gitsin." Dediğinde gerildim. Zaten yoktu ki ama insanlar bunu kullanıyordu hep yani. Kollarımı bıraktı yavaşça, ona bir bakış attım yandan. "Büyü falan yapmadın değil mi?" Diye sordum.
"Ne?" Dedi, güler gibi oldu. "Saçmalamaya başladın bak." Omuz silktim ona.
"Olabilir, dayanamayıp aşkına karşılık almak için bağlanma büyüsü falan yapmış olabilirsin." Dedim, gayet olağan bir tavırla.
"Ukala." Dedi ama tavrım hoşuna gitmiş gibiydi. Üzerime eğilip yüzünü yaklaştırdı. "Benim seni etkilemek için büyüye falan ihtiyacım yok, kendi büyüm yeter sana." Dediğinde burun kıvırdım.
"Egoist." Dedim omzundan onu iterek. Gülerek geri çekildi. "Ee takacan mı." Dediğinde cevşeni gösterdi, kaşlarımı kaldırarak hayır dediğimde tekrar yerine koydu.
"Eh yani Gece sana da, neyse okuyup üfleyeceğiz artık yine." Dedi göz kırparak. "Hadi çıkalım artık ama üzerine bir şey al hava esiyor üşürsün."
Üzerime bir şal alıp kendimi topladığımda yan yana çıktık odadan. Hava gerçekten esiyordu. Aşağı indiğimizde Diljen'e seslendi. Mutfaktan çıkan kız yanımıza geldiğinde bizi süzdü şöyle bir. "Maşallah pek bir şık olmuşsunuz." Dedi hayranlıkla. Gülümsedim ona. Aslında ona gelmesini söylemiştim ama kabul etmemişti. "Eyvallah sağ ol Diljen ama sen bir bizim odaya baksan olur mu hanımın pek bir sakardı bugün koca bibloyu kırdı." Dedi bana yandan bir bakış atarak.
"Tabi, tabi hemen hallederim ben orayı." Diyerek yanımızdan uzaklaşarak gitti.
"Kapıyı kapatmasaydın üzerime bende kırmazdım."
"O elbiseyi zaten giymediğini söyleseydin açardım niye böyle bir şey yaparsın ki."
"Evliliğimize heyecan katmak istedim." Dedim alayla. "Sanki hiç yokmuş gibi." Dedi olumsuzca sallayarak başını.
Etrafa bakış attım hiç kimse yoktu. "Herkes gitmiş mi? Geç kaldık galiba, hadi gidelim." Diyerek adımlamaya başladığımda o da geldi. Konak kapısını, önüme geçerek o açtı. Açtığı kapıdan çıktığım da bir kaç merdiveni inerek yola çıktım.
"Arabayı getir aslanım hadi." Diyerek kapıdaki adama komut verdiğinde. "Hemen Ağam." Diyerek hızla garaja gitti. Şalıma sarındığımda Boran Ağa yanıma geldi, çok değil biraz beklediğimizde arabayı önümüze getirip çalışır hâlde bırakmıştı adam ve yerine geçmişti. Belimden ittirerek ön kapıyı benim için açmak istediğinde Boran Ağa, "Beni almadan mı gidiyorsun Ağam." Diyen Güneş'le geri çekildi. Aynı anda arkamızı döndük.
Üzerinde hemen dizlerinin üstünde biten bir elbise vardı, siyah ve beyazın karışık olduğu elbisesi kıvrımlı hatlarını çıkaracak kadar iyi sarmıştı bedenini. Kalın askılı bir modeldi boynu açıktaydı ama hoş duruyordu, bileğine kulaklarına ve boynuna altın seti takmıştı. Omuzlarının altında biten siyah saçlarını su dalgası şeklini vermişti ama ilk defa şal takmamıştı, düğün yüzünden tercih etmemiş olabilirdi tabi ve fazla olmasa da koyu bir makyaj yapmıştı. Kısacası baya iyi olmuştu yanımdaki adama baktığımda sertleşmiş çehresiyle bakıyordu Güneş'e. O da bizimle mi gelecekti yani, bildiğim kadarıyla düğüne tabiki de geliyordu ama diğerleriyle gidecekti.
"Sen niye buradasın, Merih'lerle gidecektin!" Diye konuştu sert bir tavırla Boran Ağa. Güneş şuh bir gülümsemeyle Boran Ağayı açık açık süzerek gelmeye başladı topukluları üzerinde. Rahatsızca kıpırdandığımda biraz uzaklaşmak istedim yanımdaki adamdan ama belimdeki eli bunu farkeder etmez belimi kavradığı gibi bedenine yapıştırmıştı. Şaşkınca ona baktığımda yüzüme eğildi çekinmeden, "Bir adım dahi uzaklaşırsan seni mahvederim Gece." Diye sertçe ama kısıkça uyardığında önüme döndüm ters bir bakış atarak. Nefesi saçlarıma vururken çekildi.
"Onlarla değil seninle gitmek istedim ve kaldım, sorun mu vardı," bana nefret dolu bir bakış attı. "Yoksa Gece hanım izin vermez mi, ama bak unutmazsa iyi eder çünkü ben ondan önce de senin karındım bu arabada yanında daima ben otururdum nereye gidiceksem seninle giderdim." Çantamı tuttuğum elim titredi ama tepkisiz durdum.