Mert, arabayı ormanın içine kıvrılarak ilerleyen dar bir yolda sürdü. Kuş sesleri giderek artıyor, şehir gürültüsü tamamen geride kalıyordu. Müge artık merakına hâkim olamayıp camdan dışarı bakıyordu. Sonunda küçük bir açıklığa vardılar. Ağaçların arasında, ahşap bir bungolov duruyordu. Önünde küçük bir veranda, yan tarafında hamak; karşıda gölün parıltısı ağaçların arasından seçiliyordu. Müge’nin nefesi bir an kesildi. — Mert… burası… burası muhteşem! Mert arabadan inip bagajı açtı, küçük çantayı çıkardı. Gözlerinde hem gurur hem de hafif bir çekingenlik vardı. — Beğenmene sevindim. İki günlüğüne burası bizim. Hiç kimse yok, sadece doğa ve biz. Müge yavaş adımlarla bungolovun önüne yürüdü, verandaya dokundu, sonra göle bakan manzaraya baktı. Yüzünde çocuk gibi heyecanlı bir gülümsem

