5

1442 Kelimeler
Boğaz manzarasının enfes görüntüsüne karşı yaptığımız Rumeli Hisarı'ndaki kahvaltımızdan sonra Türk kahvelerimizi sipariş edip muhabbete devam etmiştik. Otelde yaptığım kahvaltı trafikte dururken erimiş gitmişti resmen. Şimdi de Poyrazın kızlardan kaçarken neler yaşadığını dinleyip kahkahalarla gülüyordum. Acar'da gülmeye başladığında gülüşüm yüzümde dondu kaldı. Arkadaş bir adam bu kadar güzel gülemez , gülmemeli kalp sağlığına zararlı bu ne? Silkelenip kendime geldiğimde Poyraz'ın bana manalı bakışlar attığını fark ettim göz kırpıp güldüm ve kahvemin son yudumunu içip fincanı kapattım. 'Ya bak hayatım boyunca tek beceremediğim şey şunu dökmeden kapatmak oldu herhalde, nasıl yapıyorsun ya ?' Deyip fincanı ters düz etmeye başladı. Arada bir fincanın altına üçüncü gözü çıkacak gibi bakması dışında normal bir görüntüydü. Ona gülerek fincanı elinden aldım ve sıkı sıkı kapatıp 'Şimdi al ve ters çevir bak sıkı tut' deyip gülmeye devam ettim. Hızlıca çevirip üzerine dökmediğini fark edince sevinç nidası atıp tek yumruğunu havaya kaldırdı. Acar gülerek kafasına vurdu ve 'Tamam rezil etme bizi ' diyerek bana göz kırptı. 'Ee kim bakıyor fala?' Diye benimle aynı anda kapadığı fincanını açtı ve dışarı dökmeden içine çok önemli bir şey varmış gibi bakmaya başladı Acar. Poyraz'da avucunu yanağına yerleştirip fincanın içine bakmaya başladığında bu ikisinin fotoğrafını çekip telefonumu hiç fark ettirmeden çantama geri attım. "Şu fincanı ver ben bakarım" Fincanı bana verip ikisi de meraklı bakışlarla masanın ortasında duran fincana bakmaya başladı. Ben de fincanı elime alıp orada gördüğüm ve anladığım birkaç şeyi söylemeye başladım. 'Şimdi sen böyle çok sıkılmışsın her şeyden hani arada bir yaptığın kaçamaklar dışında hiç eğlencen kalmamış" diyerek Acara baktım. 'Sen etrafındaki insanların baskısı altındasın galiba bu fala göre ya da ben bakamıyorum neyse bence biz bunu bırakalım' deyip fincanı elimden bırakacakken Acar engel olup devam etmemi istedi. 'Tamam son bir şey, bu ara kendine ve verdiğin kararlara dikkat etmelisin bu kadar daha da bakmam.' Deyip orda gördüğüm çoğu şeyi atlayıp geçtim. Hastalık ya da o tarz bir şey olduğunu sanmıyordum ama buradaki şeyi başka nasıl tarif edebilirdim? Aynı şeyi Poyraz'da da tekrarladık ve sürekli sorduğu sorularla beni bunaltmış Acar'dan da uyarı yemişti. Ayda'nın Acarı aramasıyla restorandan çıkmış gazetecilerin ortasına düşmüştük. Bunlara kim haber verdi ? Ya da bunlar nasıl anında haber alıyorlardı? Poyraz belimden iteklerken Acar'da kolumu tutmuş hızlıca çekiştirmişti. Açıklama yapsalar daha az dikkat çekerdi bence ama olsundu. "Bu ne ya adım başı gazeteciyle mi geziyorsunuz? Amsterdam'da hiç böyle şeyler olmuyor kaç tane futbolcu arkadaşım var böyle bir şey başıma gelmedi bunlar şaşırmış" diye söylenerek arabanın ön koltuğunda yerimi aldım. Acar gerginliğini atmış bir şekilde gülerken Poyraz direk kahkaha atmaya başlamıştı. 'Evet küçük hanım nereyi gezmek istersiniz 'diyerek bana merakla bakan Acar'a dönüp gülümsedim ve Galata Kulesine gitmek istediğimi söyleyip önüme döndüm. Daha önce gelmiştim fakat kuleye girememiştik. Nazlı bizi orda bir kahveciye sokup ayaklarına kara sular indiğinden şikayet ediyordu en son onu hatırlıyorum. Sokaklara park etmek sıkıntı olduğu için Acar arabayı otoparka park etmeye karar vermişti. Valla benim de böyle arabam olsa ben de herkesten sakınırdım. Birlikte yürüyerek kuleye kadar gelmişken her yerde fotoğraf çekip durmuştum. Bir daha ne zaman buraya geleceğim meçhuldü o nedenle değerlendirmek gerekiyordu. Poyraz telefonumu alıp ikimizin fotoğrafını çekerken Acar kolunu omzuma atıp beni kendine çekmiş ve kaslı vücuduna yapışmama sebep olmuştu. Kameraya gülümseyerek poz verirken gerçekten bu fotoğrafların benim için ne kadar değerli olacağını henüz fark etmemiştim. Poyraz telefonumdan kendini arayıp numaramı kaydetmiş ve fotoğrafları ona da atmamı istemişti. Boşlukta kalan elimi Acarın beline dolarken gazetecilerin sıkıntı yaratmamasına mutlu olmuştum. Etrafıma baktığımda herkes bir koşuşturma peşindeydi. Biz de onlara ayak uydurup yanımdaki iki yakışıklı beyle kulenin dibine doğru inmeye başlamıştık. Poyraz yükseklik korkusu olduğunu söyleyip yukarı çıkmazken Acar ve ben içeri girmiş dar ve dik merdivenleri çıkmaya başlamıştık. Yukarı çıktıkça kalbim göğüs kafesime sığmazcasına atarken aklıma gelen şeyle durdum, ya gerçek olursa? Bir rivayete göre Galata Kulesi'ne kiminle çıkarsan onunla evlenirmişsin ben ilk defa çıkıyordum ama Acar daha önce kaç defa çıkmıştır sonuçta. Yüksek ihtimal Ayda ile çıkmış olsa gerekti ki onunla evlen- 'Burnumuzun ucunda ama bir defa merak edip gelmedim şuraya, uzaktan bakmak hep hoş geldi sanırım' deyip elini belime koydu ve merdivenleri çıkarken destek oldu . Gözlerim kocaman açılırken 'Nasıl ya sen daha önce çıkmadın mı buraya?" diyerek bildiğim cevabı tekrar duymak istedim. Gülümseyerek kafasını iki yana sallarken artık ciddi anlamda kalp atışlarımı durduramıyordum. Bildiğim gerçeği yok sayıp önüme çıkan manzarayı hayranlıkla izledim bir süre. Saçlarım rüzgârda uçuşurken ellerimle onları tutup dürbüne doğru ilerledim. Burası harikaydı. Acarın varlığı hemen yanımda kendini belli ederken onu umursamamaya çalışarak manzaranın keyfini çıkardım. Masmavi denizi bütünüyle gören bu kule İstanbul'a aşık olan bir insanı tekrar ve tekrar kendine aşık edebilirdi. Bu şehre gelen her insan şair yada ressam olabilirdi. Öyle güzel öyle kibar bir dokusu vardı ki her yanı tarih kokuyordu resmen. Ne kadar mahvedilmeye çalışılsa da kendini koruyan bir tarihi dokusu olduğu göz ardı edilemezdi. Acar da baktığım dürbüne eğilince geri çekilip ona bakması için zaman sundum ve korkuluklara yaslanıp kollarımı bağladım. İnsanların gürültüsü ve uzaktaki denizin tuzlu kokusu genzime dolarken bu kokuya karışan tarçın kokusuyla yanıma dönüp bana ışıltılı gözlerle bakan Acara gülümsedim ve teşekkür ettim. Acarın asistanı aradığında merdivenlerden inmeye başlamıştık. Ben çektiğim birkaç poz fotoğrafa bakarken Acar'da gergince telefonda konuşuyordu. Sekreteri ya da her kimse ona "Bu akşam yanında olamayacağımı, önemli bir işimin olduğunu söyle" deyip kapattı. Bana döndüğünde gergin yüz hatları yumuşayıp gülümsedi ve arkadaki takıcıyı gösterip 'Hadi seç bakalım' diyerek beni oraya itekledi. Gülümseyerek iki tane bileklik seçtim biri kapıda bekleyen Poyraz biri de Acar için ve benim olanı da Acar seçmişti. Acara seçtiğim siyah ince derilerden oluşan bilekliğin tam ortasında gözlerim gibi masmavi bir boncuk vardı. Poyrazın ki de kahverengi deriydi ve ondada mavi ve yeşil taşlar vardı. Kendimden izler bırakma durumu hoşuma gitmişti. Aldığım bilekliklerin parasını Acar'ın ısrarlarına rağmen ödeyip onu bekledim. Acar da benim bilekliğimi ödeyince Poyrazın yanına doğru hızlı adımlarla yürümeye başlamıştık. Poyraz yanındaki minicik elbisesi Beyoğlu sokaklarında yürümesini bir hayli zorlaştıracak topukluları olan kızı başından savmaya çalışıyordu. Ona ufacık bir yardımda bulunmak istediğimden ve birazcık da Acar'ın etki alanından çıkmak istediğimden gidip koluna girdim ve kızın beni fark etmesini bekledim. Konuşmaktan kimseyi fark etmiyordu resmen Allah aşkına neydi bu kızın derdi? "Tamam yakışıklı olabilirsin ama bu öküz olmanı gerektirmez canım aaa" diyerek gözlerini açtığında beni ve arkamdan gelen Acar'ı fark etti. Poyraz onu başından savmayı başarınca elimde sıkı sıkı tuttuğum bilekliklerden kahverengisini alıp Poyraz'ın bileğini kendime çektim. Şaşkınca bana bakarken bileğine taktığım bilekliği görünce güzel bir gülümseme kondurdu suratına ve yanağımı da sulu bir şekilde öptü. Acara dönüp onun bilekliğini taktığımda kafamı kaldırıp gülümseyen suratına baktım ve derin bir nefes alarak geri çekildim tabi Acarın izin verdiği kadarıyla. Bileğimi kibar bir hareketle tutup üzerinde kelebek motifi olan siyah bilekliği taktı ve ufacık bir öpücüğü bileğimin iç tarafına kondurdu. Kendime gelmeye çalışarak derin derin nefes aldım ve hızlıca konuştum. "Artık gitsek iyi olur saatte epey geç olmuş sizi de daha fazla tutmamış olurum. Hatta buradan taksiye binip gideyim siz de işinize bakın olur mu?" Birkaç adım daha geri çekildim. Şimdi her ikisini de net bir şekilde görüyordum. Acar hemen itiraz edip "Hayır tabi ki de havaalanına kadar bırakırız seni. Sen bana Nazlı'yla Tolga'nın emanetisin o yüzden düş önüme." deyip derince yutkundu. Emanet.. Gerçi ne bekliyordun ki aptal Duru, adamın nişanlısı var Allah'ım bana ne oluyor böyle bir an önce evime dönüp daha sonra da eski halime dönmem gerekiyordu. Kafamı sallayıp "Bu son" diyerek ilerlemeye başladım. Poyraz yanıma gelerek kolunu omzuma atıp saçlarımı karıştırmaya başlayınca gülerek elinden kurtulmaya çalıştım. "Eh be Duru ben geldim sen gidiyorsun oldu mu şimdi bu?" deyip son dakikalarda olan sıkıntısını belirtti. "Böyle olmak zorunda ben orada yaşıyorum, ama siz gelebilirsiniz" deyip yanımda yürüyen Acar'ı da yakınıma çekerek bu iki yakışıklının kollarına girip yavaş yavaş yürümeye devam ettim. Arabaya geldiğimizde hepimiz sessizdik.. Yine ön koltuğa geçtiğimde radyodan bir şarkı seçip başımı cama yasladım. Buraya bomboş gelmiş biri olarak çok şey kazanıp geri dönmüş gibi hissediyordum. Görkem Nazlı ve Eceye gittiğimi haber verirken en yakın arkadaşım ve beni Amsterdam'da dört gözle beklediğine emin olduğum Güneşe ve anneme haber verip telefonumu kapadım. Havaalanı trafiğinden kurtulduğumuzda hava iyice kararmış uçağıma da 40 dakika kalmıştı. Acar ve Poyraz arkada bende ellerim cebimde önde yürüyerek girdik havaalanına. Poyraz tutturmuştu ben taşırım valizi diye ben de bir şey diyememiştim. Anons duyulana kadar havaalanının rahatsız koltuklarında oturmuş anons gelince valizimi görevlilere teslim edip çocuklarla vedalaşmak için arkamı döndüm. Poyraz elinde mendille beklerken bu duruma birazcık güldüresi bir şeyler katmak istediğinin farkındaydım ama o mendiller daha çok şu an yanımda olan insanlardan ve İstanbul'dan ayrılacağım için dökeceğim gözyaşlarından nasiplenecekti sanırım. İkisine de sıkı sıkı sarılıp daha fazla yanlarında durmadan Poyrazdaki peçetelerden iki tane kapıp hızlı adımlarla kontrolden geçerek uçağa geçtim. Koltuğumu hostes yardımıyla bulurken A sınıfının rahat koltukların içine gömülüp ağlamak tek isteğimdi. Rahat koltuklara gömülürken uçağın kalkış anonsu yapıldı ve son kez İstanbul'a baktım. Daha uzun süre görüşemeyecektik.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE