10. BÖLÜM / OLAYLAR 1

1305 Kelimeler
10. BÖLÜM / OLAYLAR 1 “ALİZE TABAKÇI” Gözlerimi açtığımda inanılmaz biçimde hala boğazım yanıyordu. Nerede olduğumu hatırlamam ve olayları idrak etmem biraz zaman aldı. Neredeyim, benim başıma neler geldi, ne oldu, en son ne yapıyordum bir süre düşündüm. Sonra diz kapağının biraz üzerinden kesilmiş ve morarmış bacağı hatırladım. Hızla yattığım yerden doğrulunca başım döndü, etraf karardı ve gözlerimi yeniden kapattım. Bir süre bekleyip tekrar açtım. İğrenç görünen sararmış bir yatakta yatıyordum. Öyle midem bulandı ki kim bilir kimin pisliğine yatırmışlardı beni. Hızla yataktan kalktım. Az ilerimde pislikten görünmeyen bir el yıkama lavabosu ile klozet gördüm. Onların görüntüsü ve pisliği yüzünden öğürmeye başladım. O kadar çok midem bulandı ki bulunduğum ortamın pisliğinden mi yaşadıklarıma olan korkumdan mı bilemedim. Beyaz derin dondurucu gibi bir şey gördüm yerde. Bir tek o biraz temiz görünüyordu. Hemen gidip açıp içine bakmamla üzerine kusmam aynı anda oldu. O kesilmiş ve morarmış iğrenç bacak o derin dondurucunun içindeki buzların üzerinde öylece duruyordu. Üzerine kusmasam iyi olabilirdi kızacaklar kesin bana ama elimde değil acayip pis bir yer ve iğrenç bir bacak görüntüsü vardı karşımda. Kusmam bitince yerdeki derin dondurucu dolabın kapağını kapattım ve etrafa bakındım tekrar. Cam denemeyecek kadar küçük bir delik vardı ama benim ulaşabileceğimden çok yukarıdaydı. Muhtemelen bir yerin zemin katında iğrenç bir odadaydım. İnsana işkence olarak bu odada tutulmak bile yeterdi. Daha fazlasına gerek yoktu bence. Hemen demir parmaklıkların olduğu yere gittim ve sonunda nihayet akıl edip bağırmaya başladım. Şu an için elimde bağırmaktan başka hiçbir gücüm yoktu. “Kimse yok muuuu, beni burada neden tutuyorsunuz, ne istiyorsunuz benden, imdaaaaat….” gibi bir sürü kelime ile bağırabildiğim kadar bağırdım. Acaba piyano diye geldiğim kursun içinde miydim hala? Yoksa beni başka bir yere mi götürdüler hiçbir şey hatılamıyordum. Bayılmadan önceki adamların yüzlerini bile hatırlamıyordum korkudan. Bağırma seslerime daha fazla duyarsız kalamayan full siyah giyinmiş bir adamın yaklaştığını gördüm. Tekrar “Beni burada neden tutuyorsunuz, ne istiyorsunuz benden, siz kimsiniz, bırakın beni, ben kimseye bir şey yapmadım” diye peş peşe bağırdım adama. Artık boğazım hem bağırmanın hem de genzimi yakan iğrenç tadın yüzünden çok acıyordu. Adam tam karşımda durup ellerini cebine attı ve “Boşuna bağırıyorsun seni burada uçan kuş bile duyamaz. Kendine yazık ediyorsun” dedi. Ben yine aynı şeyleri söyleyip bir süre daha bağırmaya devam ettim. Artık en sonunda iyice güçsüz düşünce bir süre susup bekledim ve “Ne istiyorsunuz benden?” dedim inler gibi çıkmıştı sesim. Siyahlı adam demirliklere bir adım yaklaşıp “Hiç laf, söz dinlemez misin sen? Yazık olacak sana bu kafayla” dedi. “Allah aşkına söyle, neden buradayım ben? İşkence mi edeceksiniz bana? Ben ne yaptım size? Senin kız kardeşin, ablan, sevgilin ne bileyim annen yok mu? Onu böyle sebepsiz yere kaçırsalar ne yaparsın? Allah aşkına bırak beni gideyim” dedim. Hem ağlıyor hem o anın şoku ile aklıma ne geliyorsa söylüyordum. “Senin başına gelecekler sebepsiz değil merak etme. Sen bunu ve daha fazlasını hak ettin. Patron burada değil o yüzden ben bir şey diyemem. Bunu söylediğinde yüzünün alacağı şekli görme zevkini ona bırakacağız. Boşuna bağırıp kafamızı şişirme” dedi ve arkasını dönüp yürümeye başladı. “Suuu…” dedim son bir çare dönmesini ve ‘patronunuz kim onu söyle bari’ demek istedim. “Oradaki çeşmeyi açıp içebilirsin temiz su yok” dedi ve arkasını bile dönmeden devam etti. Ben o musluktan değil su içmek yanına bile yaklaşmazdım. Yani en azından o zaman öyle düşünüyordum. Paslanmış demir parmaklıkların olduğu yere oturup odaya arkamı döndüm. O pisliği görmek iyi gelmiyordu midem buna dayanamıyordu. Hem en azından geleni görürüm diye orada bekleyecektim. Acaba patron bacağı kesik adam mıydı? Ben ne yapmış da bu odayı hak etmiş olabilirdim bilemedim. Düşünmekten delirecektim neredeyse. Ellerimi açıp Allah’a yalvardım bu bir rüya olsun da uyanayım istedim. Ama değilmiş. Annemin sabah duyduğum güzel sesi geldi kulağıma. Saat kaçtı, beni kaç saattir burada tutuyorlardı bilemedim. Ama eğer çok olmuşsa annemler telefona bakmadığım için meraktan delirmişlerdir. Hatta ilk uçakla İstanbul’a gelmek için bilet bile almış olabilirlerdi. Gelseler beni bulabilirler miydi? Umarım bulurlardı çünkü ben burada çok fazla dayanamaz kesin ölürdüm. Her zaman fıtı fıtı konuşan iç sesim de korkudan içime kaçmıştı galiba hiç sesi çıkmıyordu. Halbuki şu an ona çok ihtiyacım vardı. Çünkü ben de çok korkuyordum. Ben küçücük bir kız, ne yapmış olabilirdim kocaman kocaman adamlara? Benden ne istiyor olabilirlerdi? Acaba abimlerle derdi olan birileri mi diye bile düşündüm ama neden beni kaçırsınlar? Sen hak ettin başına gelecekleri dedi koruma gibi olan siyahlı adam. Abimlerin meselesi olsa ben hak etmiş olmuyordum ki. Düşünmekten mi, beni bayılttıkları için stresten mi bilmiyorum delirecek gibi başım ağrıyordu. Artık patron mu ne zıkkımsa gelse de öldürecekse öldürse diye düşünüyordum ağrıdan ki uyuyakalmışım orada. O küçücük pencereden gelen ışık da gitmişti herhalde gece olmuştu uyandığımda. Benim olduğum alanda ve dış koridorda floresan ışıklar yanıyordu. Işıklar gidip geliyor korku filmi gibi bir alan oluşturuyordu. Beni buraya ölmem için mi bıraktılar acaba diye düşünmeye başlamıştım. Tekrar uyumaya çalıştım çünkü ayakta kalmak ve ortamdaki kokular beni delirtecek gibi oluyordu. Zeminde yatıyordum çünkü milyon tane insanın ayakkabıları ile bastığı bu yer bile yataktan daha temiz görünüyordu bana. Yatak sararmaktan ve kokusundan yanına yaklaşılmayacak haldeydi. Tamam erkeklerle büyümüş olabilirim ama bu işkenceye dayanabileceğim anlamına mı gelir? Ben daha bu odanın üzerimde yarattığı işkenceye bile dayanamıyordum. Uyuyabilmek için iyi şeyler düşünmeye çalıştım. Yani tahmininiz üzerine hemen Deniz’i düşündüm. Masmavi gözlerini, gülümsemesini, Alize deyişini… Hepsini ağır çekimde tek tek düşünürken uyuyakaldım sanırım. Çünkü birinin beni ayağı ile ittirmesi ile korkarak uyandım. Az önce yanıma gelen koruma ve başıma üşüşmüş bir sürü siyahlı adam gördüm. Tabi o tekerlekli sandalyedeki adam da gelmişti. Hemen toparlandım ve korku ile karışık kenara kenara çekildim. “Ne istiyorsunuz benden?” dedim korkudan çıkmayan sesimle. “Bacağımın üzerine kusmuşsun bir de terbiyesiz. İnsan misafir olduğu yere kusar mı lan?” dedi tekerlekli sandalyede üstüme yaklaşan adam. “Sizin bacağınız mı o? Neden getirdiniz buraya benimle ilgisi ne Allah aşkına söyleyin ben dayanamıyorum daha fazla. Bacağımı mı alacaksınız, donör müyüm ben size? Dokularımız mı uyuşuyormuş beni neden getirdiniz?” dedim. Etrafta huzursuz bir gülümse oldu. “Sen gerçekten anlamadın mı? Numara mı yapıyorsun?” dedi adam hala üzerime gelmeye devam ediyordu duvara yaslanmıştım artık. “Neyi anlamam gerekiyordu?” dedim. “Yüzüme bir iyice bakar mısın beni tanımadığına emin misin?” “Tanımıyorum. Gerçekten tanımıyorum.” “Ne güzel ya tecrübesizlikle insanların hayatını sikip atıyorsun sonra da bir iki dava ile olayı kapatıyorsun. Ben de sana burada istediğimi yapsam en fazla beş dava sonra ben de yırtarım o zaman. İyi iş…” “Ben size tecrübesiz olacak ne yaptım?” dedim hala yüzüme dik dik bakmayı sürdürüyordu. Beni iyice sıkıştırdı ve ellerini iki yanımdan duvara koyarak ayağa kalkmak için hamle yapınca adamlar hızla yaklaşıp ayağa kaldırdılar. Benim iki yanıma ellerini açmış nefesi yüzüme çarpıyorken “Geçen sene rafting botundan düşüp ayağı kesilen adamın ta kendisiyim ben küçük beyinsiz. Senin kullandığın rafting botu. Hatırlayabildin mi zahmet edip de hanım efendi? Lan madem bot kullanmayı bilmiyorsun insanların hayatını bok edeceksin ne diye çıkıyorsun tura kaltak?” deyip kafası ile burnuma denk gelecek biçimde vurdu. Ama nasıl vurmak… Sıcak kan kokusu hissettim. Burnumun kırıldığını hissettim ve olduğum yerde adamın kolları arasında yere yığıldım. Yine bayıldım zannediyorum. Ama ben birine bir şey oldu mu diye sormuştum aileme. Hayır senin dışında kimseye bir şey olmadı demişlerdi. Adamın bacağı benim yüzümden kesilmiş. Benim yaptığım bir hata yüzünden geçirdiğimiz kazadan sonra adamın bacağı kesilmiş. Ben birinin yürüyebilme gücünü almışım elinden. Ama bana bunu söylemediler. Bunun için mi beni tek başıma göndermek istemediler. Ah annem… Kadife sesli annem bunun için mi başıma bir şey gelir diye korkuyormuş? Bu adam şimdi bana ne yapacak? Öldürecek mi beni? Acaba çok aç bırakıp o bacağı yememi mi sağlayacak? Yine Alize ve hayal dünyası… Ama bu defa Alize’nin hayal dünyası da çok kötü durumda. Sıcak kan midemi bulandırıyor… Bu adam beni öldürür kesin. Ben buradan sağ çıkamam. Deniz… Ah Deniz… Buradan sonrasında bir süre bilincim yine yerinde değil. Sanırım tekrar bayıldım.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE