8. BÖLÜM / KÜÇÜKLER UMURSAMAZLAR
“ALİZE TABAKÇI”
Deniz Atına çok bozulmuştum. Bütün sinirlerimi ve duygularımı yerle bir etmişti. Çocuksun, küçüksün bilmem ne. 19 yaşındaydım ve yakında 20 olacaktım. Hadi küçük bile olsam bunu söylemenin yolu bu değildi bence. Sonuçta o benim ilk aşık olduğum insandı. Böyle reddedilmeyi de bence kimse hak etmezdi.
Ona olan sevgimi nefrete dönüştüremedim tabi ama azaltacaktım en azından. Bi kere aşırı gururlu bir insandım. Aşkından ölsem karşısına çıkmazdım bundan sonra. O da beni küçük bulduğuna göre birini sever onunla evlenirdi herhalde artık. Kendisi büyük olduğu için evlenebilirdi hödüğün.
Kendimi dershane ve ev arasında iyice sıkıştırdım reddedilişimden sonra. Ailem Trabzon’da okumamı istiyorlardı ama sürekli Deniz’i görerek bunu yapamayacaktım. Herkes ile tek tek konuşup şehir dışında üniversite okumak istediğimi bana en azından bu kadarını borçlu olduklarını söyleyip vicdan yaptırdım.
İstanbul ya da İzmir istiyordum ve okula diye gidip belki bir daha hiç dönmezdim. Oralarda ya da belki yurt dışında iş bulur çalışırım diye düşündüm. Başıma geleceklerden habersiz masum hayallerim vardı o zamanlar. Ama bilmiyordum ki ailemin yanından ayrılmak benim cehennemim olacak.
8 Ay Sonra…
***
Tam 8 ay ders çalıştım. Deniz yüzünden öyle hayata küstüm ki eski tadım ve neşemden hiçbir şey kalmadı bana geriye. Eskisi kadar konuşmuyor, gülmüyor, eğlenmiyordum. Uğur dışında bu durumun gerçek sebebini hiç kimse bilmiyordu. Kendime bile anlatamadım ki başkasına nasıl anlatsaydım?
Herkes ‘neyin var, neden durgunsun’ gibi gibi bir sürü şey dedi ama sınav senem, stresliyim diye geçiştirdim. Uğur ile aynı dershaneye gidiyorduk. Çocukluğumuzdan beri ayrılmayan sıra arkadaşlığımız yine ayrılmadı.
Deniz hala ara sıra diğer rehberler ile bize geliyordu ve akşam yemeğinde rastlaşıyorduk. Radyodaki yayınına da hiç girmiyor onu hiç dinlemiyordum. Adını bile aklımdan geçirmiyor tüm benliğim ile olanları reddediyordum. Denk gelişlerimizde de çok mecbur kalırsam bir iki kelam edip hemen ortamdan sıvışıyordum.
Dershaneden kendime yeni kız arkadaşlar edindim. Nasıl davrandıklarını nelerden hoşlandıklarını anlamaya, onlar gibi yaşamaya çalışıyordum. Çünkü benim gibi erkek Fatma ile kimsenin işi olmaz ve ben hep reddedilirdim böyle gidersem diye içim içimi yiyordu. O yüzden daha fazla geç kalmadan kız olmayı öğrenmem gerekiyordu.
Deniz’i birkaç kez daha merkezde bir sokakta aynı kızla görmüştüm. Kalbime yine milyon sızı saplansa da durup izlemiştim. Öpüyor mu, dokunuyor mu, bir kadını öperken nasıl görünür acaba diye merak etmiştim. Ama sadece karşılıklı durup konuşup dağılıyorlardı. ‘Ya muhafazakar bir ilişki oluyor ya da o kızın da abileri var onlardan korkuyorlar’ dedi iç sesim. İç sesimin de zaten Deniz konusunda maşallahı var. Normalde çıt çıkarmayıp hayata küsen canım iç sesim Deniz’i görünce bülbül kesiliyor.
Öyle ya da böyle bence ben o günden sonra büyüdüm. Çünkü sevgini kalbine gömebilmek küçüklere göre bir şey değilmiş ben bunu çok iyi anladım. Çok zor. Bence bunu bir tek büyükler yapabilir. Bu kadar kalp ağrısı çekip başkalarına gülümsemek büyüklere bile zor geliyor olabilir hatta. Ben bunu yapabildiğime göre kesin büyüdüm.
Geçen onca zaman sadece kalp ritimlerimi değiştirmedi. Deniz’i her görüşümde yine ilk gördüğüm zamanki gibi atıyor. Kalbime söz geçirememe çok sinirleniyorum. Kalbim hala küçük bir çocuk galiba bir tek o hiç büyümüyor.
Deniz’ler raftinge başlayalı epey bir süre oluyordu ama hiç tesise gidip gelmedim o süreçte. Rüzgar abim ısrar kıyamet kaç kez çağırdı da ama ben dershaneyi ya da arkadaşlarımı bahane edip hiç gitmedim. Haziran başlarında üniversite sınavına girdik artık. Deniz’in üzerimdeki tek iyi etkisi ders çalışmamı sağlamış olmasıydı sanırım. Çok iyi geçmişti sınavım. Benden beklenmeyecek kadar iyiydi hatta. Kesin giderim şehir dışında bir yere diye seviniyordum.
Poyraz abim inadıma gibi son zamanlarda sürekli Deniz, Deniz, Deniz diye dolanıyordu. ‘Haay Denizler alıp götürsün inşallah seni’ diyecek oluyor ama kendimi tutuyordum. Deniz’in üniversiteden avukat kardeşi dönmüş gelmiş herhalde ve benim Poyraz abim sanırım aşık olmuş ve kızı her gördüğünde yiyecek gibi bakıyormuş.
Evde de sürekli “Deniz’in kardeşini ne zaman istemeye gideriz” diye dolaşıyor. Kızın asla adını bilmiyoruz. Deniz’in kardeşi aşağı Deniz’in kardeşi yukarı. Kız bununla o kadar muhatap olmamış ki bizimki adını bile soramamış. İç sesim bu olaya da ‘Denizler de aile boyu iyi posta koyuyorlar ha’ dedi. Gerçekten abisi beni kardeşi abimi reddetmiş oldu böylelikle.
Ama abim “Pes etmeyeceğim o kız bu eve gelin gelecek göreceksiniz” diyor. En azından kızı alırsak Deniz sıfır biz bir oluruz. Ama abimin yüzüne bakmıyormuş bakalım benim becerikli abim bunu nasıl halledecek. Birkaç kez bana yalvardı “Ne olur gel bir kızı gör taktik falan ver. Bir konuş benim adıma iyi adamdır de” dedi ama hiç işim olmaz. Deniz bir de beni kardeşi yüzünden azarlasın istemedim.
Bizim evin değişik gündemleri içerisinde üniversite sınav sonuçları açıklandı ve tam tahmin ettiğim gibi Turizm Otelciliğin çok üzerinde bir puanım vardı. Öğretmenlik okumak istiyorum dedim bizimkilere de şaşkın bakışlarına rağmen. “Emin misin yapabilir misin?” seremonisi ve vazgeçirme çabaları yaşandı tabi.
Rüzgar abim;
“Güzelim neden karar değiştirdin birlikte iş yapacaktık. Aramızda bir diplomalının olması iyi olacaktı” dedi.
Poyraz abim;
“Benim içim şehir dışında okumasına razı olmuyor. Trabzon’da ayağına taş değse yanında biteriz ama şehir dışı sıkıntılı” dedi.
Babam ve erkek kardeşim başka bahaneler ile gitmemem gerektiğini vurguladılar. Ama yalnızca annem “Senin istediğin gibi olsun canım kızım, gönlündeki gibi olsun çok çalıştın hak ettin” dedi.
Ben diğer bütün şartlar eskisi gibi olsa memleketimde okumak ve abimlerle iş yapmak isterdim tabi. Ama sürekli Deniz’i görebilecek olmam bana iyi gelmiyordu. Son zamanlarda sokaklarda bile yürüyemiyordum. Acaba sevgilisi ile karşıma çıkarlar mı diye çok korkuyordum. Eski hareketli, hiperaktif, eğlenceli halimden eser kalmamıştı ve bu beni yoruyordu. O yüzden gitmek iyi gelecekti.
Öğretmenlik de tamamen Uğur yüzünden geldi yerleşti aklıma. Çünkü o İstanbul ya da İzmir’de öğretmenlik yazacaktı. Ve ben şimdiye kadarki en yakın arkadaşımı bırakmamak onunla gitmek yine aynı sıralarda olmak istiyordum. O kadar güçlü yetiştirilen ben, şimdi yanımda Uğur olmadan dışarı çıkamıyordum. Deniz sadece reddetmedi beni. Bütün özgüvenimi ve kendime inancımı da aldı götürdü. Onun yüzünden kafasını kaldıramayan güçsüz bir kız oldum. Ve burada onun dibinde eski benliğime dönemiyordum.
Bir gün karar veriyordum tamam her şey mükemmel olacak ben harika biriyim diye ama ertesi gün bir yerde onu görüyordum ve yine darmadağın oluyordum. Gitmek bundan sonraki hayatım için başıma gelebilecek en iyi şey olacaktı. Ben de öyle yapacaktım. Ailemin erkeklerinden izin çıkması biraz zor olsa da her gün solduğumu gören canım annem ile müttefik olmamız işimizi kolaylaştırdı. Marmara Üniversitesi’nde sınıf öğretmenliği kazandım. Uğur da İTÜ’de bilgisayar öğretmenliği. Aynı okul olmasa da aynı şehri tutturduk onunla ve bunu kutlamak için bizim bahçede yemek verdik.
Annemler yemeğin adını Alize’ye veda yemeği koydular ve tanıdık herkesi olduğu gibi Deniz’le ailesini de davet ettiler. Onlar da hiç itirazsız geldiler tabi. Poyraz abim çok mutlu Deniz’in kız kardeşi de gelecek diye. Gören de ben gidiyorum diye mutlu zannedecek pisliği.
Hani dizilerin sezon finalinde olur ya uzun beyaz geniş bir masa kurulur tam kadro. Öyle bir yemek oldu. Uğur ile ben en başa oturtulduk ve herkese geldikleri için teşekkür edip yemeğe başladık. Yine alışık olduğum gibi gözlerim sık sık Deniz’e değdi. Bazılarında o da bana bakıyordu ya da bilmiyorum öyle istediğim için bana öyle geliyordu.
Yemekten sonra bahçede hafif hareketli şarkılar açılıp oyunlar oynanıyor herkes bir yerlerde eğleniyordu. Ben masada oturduğum sandalyede kalmış, kollarımı masaya dayamış herkese tek tek bakıyordum. Belki onlar olmadan yaşayacağım zorlukların hüznü çökmüştü içime. Belki de ne kadar fazla özleyeceğimi hissediyordum bilemedim.
Annem, babam Uğur’un anne babası, Deniz’in annesi ve birkaç büyükler ile birlikte en ileride çay içip sohbet ediyorlardı. Anneme baktım uzun uzun. Canım annem hiçbir şey bilmese de bir şeylerin beni mutsuz ettiğini anlıyordu. O yüzden gitmeme izin verdi ve diğerlerine karşı benimle birlikte mücadele etti. Ana yüreği diye bir şey var gerçekten kendisi istemese bile küçük kuzusunun mutluluğu için kabul edebiliyorlar bazı şeyleri.
Babama baktım. Yorulmuş yıllanmış çizgilerine konuştukça kısılan gözlerine baktım. Çok özleyeceğim onu diye iç geçirdim. Rüzgar abime baktım. Bir eli cebinde bir şeyler anlatıyordu yine. Kesin yeni iş planları vardı ve konuşurken taslağını çiziyordu karşısındakilere. Poyraz abime baktım sonra. Evimizin en haylazı, en hareketlisi, en sevileni. Hülya’nın peşinde kırk takla atıyordu. Hülya’da da gözlemlediğim istemem yan cebime koy havaları ikisinin de oldukça hoşuna gidiyor bu durum da belli oluyordu. Olur bence bunlar ve ben düğüne gelip Deniz Atını yine görmek zorunda kalırım kesin. Kader deyince de benimkisi gibi olmalı zaten.
Kardeşime baktım. Bora’ya. Ondan pek bahsetmedim farkındayım. Kendi halinde top peşinde bir ergen çünkü. Kayda değer bir yaşamı yok gibi geliyor bana şu sıralar. Yine ayağında bir top değişik hareketler yapmaya çalışıyor yaşıtlarına. Uğur da onların yanında. Allah’tan Uğur benimle İstanbul’a geliyor. O geldiği için ailemin bir parçası geliyormuş gibi hissediyorum. Canım dostum o da çok mutlu görünüyor.
Derken gözlerim ona değiyor. Deniz’e…
Gözlerim ona değer değmez kaçırmak istiyorum ama eli ile 1 dakika işareti yapıyor. Yanıma doğur yürümeye başlıyor. ‘Ufaklık harçlığa ihtiyacın var mı’ mı diyecek acaba diyor iç sesim. Deniz üzerime üzerime yürümeye başladı ya iç sesim hemen ortaya çıkıyor tabi.
Ama yanıma gelip dibimdeki sandalyeyi çekip oturunca ve “Herkesle gözlerinle vedalaştın beni es geçtin” dedi beyefendi.
‘Ben seninle vedalaşalı 1 sene olacak neredeyse’ dedi iç sesim. Gözlerim dolmasın diye kafamı sağa sola salladım ve “Siktir et çok önemli değil benim vedam” dedim.
O da bana “Önemli değil siktir et…” demişti. İçimde hala yumru gibi duruyor kendisi oradan hatırlıyorum. Yüzü gülüyordu yanıma gelirken ama öyle deyince bir değişti sanki ifadeleri. Ya da bilmiyorum bana öyle geldi. Onunla ilgili hiçbir şeyi bilmek istemiyorum artık çünkü.
Deniz;
“Bana veda edemiyorsun yani anladım.”
Ben;
“Veda etmem gereken herkese veda edebiliyorum merak etme.”
“Uuuuu bunu da anladım. Ama yine de bir hoşça kal demez mi ya insan?”
“Hoşça kal Deniz ABİ.”
Gözleri gözlerimde uzun denebilecek bir süre öylece kalakaldı. O çekmeden ben çekmek istemedim gözlerimi. Çünkü o bana ayıp etti neden ben suçlu gibi kaçayım?
“Hoşça kal Alize. Yavşaklara ve karı kız düşkünlerine dikkat et” dedi sonra hala dik dik bakıyorken.
“Nasihatlerim ile abiliğin hakkını vereyim diyorsun…”
“Arkadaşça bir nasihat verdim.”
“Sen senden küçüklerle arkadaş olabiliyor musun Deniz ABİ?”
“Kinci misin biraz?”
“Hayır. Kin büyüklerin işi. Küçükler kin tutamıyorlar.”
“Bak o gün…” dediği anda devamını dinlemek istemediğim için böldüm ve “Hoşça kaaal Deniz ABİİİİ, izin verirsen veda partimde dans edeceğim” deyip kalktım ve Poyraz abimin açtığı şarkıda Uğur ile dans ettim. Üstelik bu sefer hiç de gıcıklık yapmadım. Belimi tutma, yaklaşma demedim ve o da beni elimden tutup kendi etrafımda döndürdü.
Kendi etrafımda dönerken Deniz’i gördüm tekrar. Aynı yerde oturmuş bizi izliyordu. “Kıskanıyor bu öküz seni” dedi iç sesim.
“Sus be salak salak konuşma” dedim sinirle. Ama Uğur üzerine alındı.
“Ne dedim be ben şimdi” dedi canım arkadaşım kıyamam.
“Sana demedim benimkiyle konuşuyorum” dedim tatlı tatlı gülerken. Uğur biliyordu iç sesim ile mevzularımı.
“İstanbul’a gidince seni bu yüzden terapiye götüreceğim yoksa insanlar sana deli diyecekler” dedi ve ben de daha sıkı sarıldım canım dostuma. Üzerimdeki bakışlar gerçekten kalbimi delip geçiyordu sanki o an ama hiç umursamadım. Çünkü küçükler umursamazlar :)