Untitled

1333 Kelimeler
Başının üstünden geçen mermilerin haddi hesabı yoktu. Kayaların arasına çarpan kurşunlar kulakları sağır eden bir çınlama bırakıyordu. Kardelen, hızlı adımlarla Naime’nin yanına varıp yedek şarjörü aldı, hızla mevziye yatıp namluyu hedefe doğrultarak tetik çekmeye başladı. Naime, bir yandan ateş baskısını sürdürürken bir anda elini kulağına attı, kulaklığı kapattı. Artık timin geri kalanı onları duyamazdı. Gözleri hâlâ karşı tepedeki namlu flaşlarındayken, sadece Kardelen’in duyabileceği bir tonda konuşmaya başladı: "İyi misin? Az önce mühimmat deposunun orada gördüklerim normal değildi Kardelen. Bir şeyler dönüyor, farkındasın değil mi?" Kardelen, tüfeğinin boş kovanlarını yere dökerken Naime’ye kısa ve buz gibi bir bakış attı. "Evet Naime, farkındayım ama burada konuşamayız. Döndüğümüzde anlatacağım... Şunu bil ki, gerçekten çok garip şeyler olacak. Bu timin kurulma sebebi sadece bu operasyon değilmiş." Görevi tamamlayıp karargaha geçtiler. Üzerlerindeki barut kokusu henüz dağılmamıştı. Dinlenme odasında, her biri kendi düşüncelerine gömülmüş otururken kapı açıldı. Gelen, General’in postasıydı. "Komutanım, Generalimiz sizi toplantı odasında bekliyor." Posta odadan çıktıktan sonra ortamdaki gerilim elle tutulur hale geldi. Binbaşı Asaf, boğazını temizleyip ayağa kalktı. Sesindeki o sarsılmaz asker tonuyla, "General bizi çağırdıysa önemli şeyler olacak," dedi. Gözleri bir an Naime ve Kardelen üzerinde durdu. Onların MİT’ten bu ortak görev için geldiklerini biliyordu ama sahadaki o "iki kişilik" gizli iletişimini sezmişti. İçeri girdiklerinde General, masanın üzerindeki operasyon haritasını sertçe kapattı. Bakışları tek tek tim üyelerinin üzerinde gezindi ve sonunda Naime ile Kardelen’de durdu. "Başarılı bir operasyon," dedi General, ama sesi tebrikten çok bir sorgulamayı andırıyordu. "Ancak sahadaki sinyal kayıtlarında bir kopukluk var. Naime, telsizini neden kapattın? Ve Kardelen, o an neyi tartışıyordunuz?" Asaf Binbaşı ve diğer askerler pürdikkat kesildi. Naime soğukkanlılığını bozmadan bir adım öne çıktı. "Komutanım," dedi Naime. "Sahadaki telsiz trafiğinin güvenliğinden şüphe ettik. Teşkilat'ın bize sağladığı kriptolu hat üzerinden Kardelen ile bir veri doğrulaması yapmamız gerekiyordu. Çünkü hedef binadaki belgeler, aslında bizim buraya gelmeden önce imha edildiğini sandığımız belgelerdi." Kardelen araya girdi, sesindeki ciddiyet odadaki herkesin sırtını ürpertti. "Generalim, garip şeyler olacak dediğimde kastettiğim şuydu: Operasyon bölgesinde bulduğumuz mühimmat serileri, bizim kendi envanterimize ait görünüyor. Yani biz, bize ait olan silahlarla vuruluyorduk. Bu timin asıl görevi şimdi başlıyor; çünkü bu mühimmatın oraya nasıl gittiğini bilen kişi, şu an bu karargahta." General, masasının üzerindeki lambayı kendine doğru çevirdi. Odanın geri kalanı karanlıkta kalırken, ışık sadece masanın ortasındaki o kanıtı aydınlatıyordu. Binbaşı Asaf, Kardelen’in getirdiği mermi çekirdeğine bakarken dişlerini sıktı. Artık fısıldaşmaya ya da üstü kapalı konuşmaya gerek kalmamıştı. "Bizi Bizim Mermimizle Vurdular" Kardelen, çekirdeği işaret ederek doğrudan ve net bir şekilde konuştu: "Komutanım, lafı dolandırmaya gerek yok. Sahada Naime’ye de söyledim, bu mermi bizim envanterimizden. Seri numarasının son üç hanesi hâlâ okunabiliyor. Bu mermiler, geçen ay bizim birliğin deposundan 'imha edilmek üzere' ayrılan mühimmatlar." Asaf Binbaşı şaşkınlıkla başını kaldırdı. "Ne demek imha edilmek üzere? Yani depodan çıkan mühimmat, imha edilmek yerine karşı tarafa mı satılmış?" Naime, kapının önündeki duruşunu bozmadan söze girdi: "Sadece satılmamış Binbaşım. Bizim oraya, o pusunun içine düşeceğimiz biliniyordu. Bizi kendi silahlarımızla, kendi kurşunlarımızla vurup, sonra da 'terörist pususu' deyip üzerini kapatacaklardı. Telsizi kapatmamızın sebebi, sızıntının hangi frekanstan yapıldığını manuel olarak taramaktı." General, mermi çekirdeğini eline aldı, ağırlığını hissetmek ister gibi avucunda sıktı. "Yani diyorsunuz ki," dedi General, sesi odada yankılanarak, "bu karargahın içinde, kağıt üzerinde mühimmatı yok eden ama aslında düşmana sevk eden bir hain var." Kardelen geri adım atmadı. "Sadece bir hain değil komutanım, profesyonel bir ağ var. Ve biz o mermiyi oradan çıkarmasaydık, kimsenin ruhu duymayacaktı. Garip şeyler olacak derken bunu kastediyordum; bu operasyon bitti sanıyorlar ama asıl savaş şimdi karargahın koridorlarında başlıyor." Asaf Binbaşı, Naime ve Kardelen’e baktı. İlk başta duyduğu o "güvensizlik" hissi, yerini profesyonel bir öfkeye bırakmıştı. "Eğer bu mermi depodan çıktıysa," dedi Asaf, sesi artık çok daha sertti, "kayıtları tutan, kapıyı açan, kamyonu yollayan herkes bu işin içindedir." General, masadaki mermiyi çekmecesine kilitledi. "Bu gece bu odada konuşulanlar, mühimmat gibi imha edilecek. Kimseye tek kelime yok. Kardelen, Naime... Teşkilat üzerinden bu seri numarasının son imzasını kimin attığını bulacaksınız. Binbaşım, sen de timi sanki hiçbir şey olmamış gibi yarınki eğitime hazırlayacaksın. Avımızı ürkütmeyeceğiz." Kardelen ve Naime selam durdu. Kapıdan çıkarken Kardelen, Asaf’ın yanından geçerken alçak sesle ekledi: "Artık kimin asker, kimin tüccar olduğunu anlama vaktimiz geldi Binbaşım."Toplantı bittiğinde karargahın koridorları her zamankinden daha soğuk ve ıssızdı. Binbaşı Asaf, Naime ve Kardelen, General’in odasından çıktıklarında tek bir kelime dahi etmediler. Gözlerdeki o sarsıcı gerçek, dile dökülmeyecek kadar ağırdı: İçeriden vurulmuşlardı. Kardelen ve Naime, nizamiyeden çıkıp kendi araçlarına bindiklerinde gece yarısını çoktan geçmişti. Yol boyunca ikisi de sustu. Şehrin ışıkları camdan akıp giderken, Kardelen’in zihninde hâlâ o ezilmiş mermi çekirdeği dönüp duruyordu. Eve girdiklerinde Naime kapıyı içeriden üç kez kilitledi ve perdeleri sıkıca kapattı. Üzerindeki kirli kamuflajı çıkarıp bir kenara bırakırken derin bir nefes aldı. "Yarın çok sert geçecek Kardelen," dedi Naime, sesi boş evde yankılandı. "O merminin hesabını sormaya başladığımızda, dost bildiğimiz kim varsa karşımıza dikilecek." Kardelen, mutfak tezgahına yaslanmış, dışarıdaki karanlığı izliyordu. "Zaten garip olan da bu ya Naime... Kimin dost olduğunu bilmeden uyumak. Ama o mermiyi oradan çıkardık ya, artık ok yaydan çıktı." O ağır operasyondan sonra hepsi Naime ve Kardelenin evine doluşmuştu. Ama evde strateji değil, tam bir komedi fırtınası esiyordu. Mutfağın Tavşanı: Samet ve Meyra Mutfakta Meyra, akşama yemek yetiştirmeye çalışırken Samet tezgahın üzerine oturmuş, kırt kırt havuç kemiriyordu. Meyra: "Samet! O elindeki beşinci havuç! Yeter artık, eve manav borcu takacağız senin yüzünden!" Samet: Havucu Meyra'ya uzatarak "Meyra Teğmenim, bu havuçlar sayesinde seni 4K çözünürlükte görüyorum. Gözlerim o kadar keskinleşti ki, şu an kalbindeki ritim bozukluğunu bile teşhis edebilirim. Bence bana aşıksın, havuçlar yalan söylemez." Meyra: "Samet, o havucu şimdi ağzına tıkarım, bir daha konuşamazsın! Git salona, Asaf Binbaşı’ya rapor ver, havuç kemirme!" Mert, balkon demirlerine yaslanmış, elindeki kahve kupasını Naime’ye doğru uzatıyordu. Gözlerini Naime’den bir saniye bile ayırmıyordu. Mert: "Sahada 800 metreden hedefi vuruyorum ama şu balkonun içinde senin mesafeni bir türlü ölçemiyorum. Kaç milim kalsın aramızda?" Naime : ters bir gülümseme ve özgüvenli bır ses tonuyla "Mert, senin dürbününün merceği mi kaydı? Teşkilat ajanıyım ben, senin menziline girmem, menzilini ben belirlerim." Mert: "Sen belirle o zaman. Mesela... Kalbinin tam merkezine kaç rüzgar hızıyla gelmem lazım?" İçeride Asaf Binbaşı, kardelen ile yanyana oturmuş, bir dosyaya bakıyorlardı. Ömer ise karşı koltukta, bacak bacak üstüne atmış, elindeki mısır kasesiyle ikisini bir dedektif gibi izliyordu. Asaf: "Kardelen, sahada mermiyi alırken gösterdiğin o refleks... Bana çok tanıdık geliyor. Sanki yıllar önce bir başkası da böyle yapardı."Binbaşım, herkesin bir tarzı vardır. Belki de çok fazla aksiyon filmi izliyorsunuzdur." Asaf: "Belki... Ama ismin Kardelen olsa da, ruhun bana Kayra gibi fısıldıyor." Ömer Mısırı ağzına atıp kendi kendine fısıldayarak "Ulan Binbaşım, 'fısıldıyor' diyorsun ama resmen bağırıyor! Hatun Kayranın aynısı, sadece perçemini değiştirmiş. Asaf aşkından kör olmuş, Kayra diye Kardelen’e yürüyor. Ama ben kayramı kimseye bırakma binbaşım Ben de buraya Ömer diye oturdum ama galiba 'Ajan Sherlock' olarak çıkacağım bu evden.” O sırada mutfaktan bir bağırtı koptu. Samet elinde yarım bir havuçla içeri kaçtı, arkasından Meyra elinde kepçeyle kovalıyordu. Samet: "komutanım! Koruyun beni! Meyra havuçlarıma el koydu, lojistik desteğim kesildi!" Meyra: "Asaf Binbaşım, bu adam mutfaktaki tüm garnitürü yedi! Akşama sadece havuç sapı yiyeceğiz!" Mert balkondan içeri kafasını uzattıp "Meyra, sakin ol! Samet'in gözleri fazla açıldı, Naime'nin dosyasını falan okur şimdi mazallah, havuçları saklayın!" Naime gülerek Kardelen’e baktı "Kardelen... Biz bu timle mi dünyayı kurtaracağız?" "Valla Naime, dünyayı bilmem ama biz bu akşamı sağ salim atlatırsak büyük başarı." Ertesi sabah karargaha girdiklerinde hava pusu altındaydı. Hiçbir şey olmamış gibi eğitim alanına geçtiler. Binbaşı Asaf, timi içtimaya toplamış, her zamanki sert duruşuyla personeli süzüyordu. Ancak gözlerindeki o şüpheci parıltı, dünkü toplantının izlerini taşıyordu. Naime ve Kardelen, timin arkasında yerlerini aldıklarında, askerlerin arasındaki o tuhaf sessizliği hemen fark ettiler. Herkes birbirine bakıyor ama kimse gerçek anlamda kimsenin gözünün içine odaklanamıyordu. Asaf Binbaşı, adımlarını sertçe yere vurarak timin önünde yürüdü ve tam Kardelen’in önünde durdu. "Bugün eğitim programı değişti," dedi Asaf, sesi tüm sahada yankılandı. "Bugün 'iç sızma' ve 'yakın koruma' çalışacağız. Madem mermilerimiz dışarıda değil içeride geziyor, biz de merminin kaynağına gitmeyi öğreneceğiz." Kardelen, Asaf'ın bu açık mesajıyla hafifçe gülümsedi. Binbaşı safını belli etmişti. Tam o sırada, karargah binasından bir subay hızla onlara doğru koşmaya başladı. Elinde kırmızı mühürlü bir zarf vardı. "Binbaşım! Acil kodlu emir var…
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE