Güneş tüm kızıllığıyla etrafı aydınlatmaya başlamışken gözlerimi yeni görev için araladım. Siyah eşofman takımımı giyip saçımı sıkıca topladım. Yanıma yedek kıyafet alıp sessiz adımlarla odamdan çıktım, evden uzaklaştım. Evin bir kilometre uzağında kalan spor salonuna doğru tempolu bir yürüyüşün ardından kendimi orada buldum.
Isınma hareketleriyle başlayan antrenmanım, boks torbasına geçişimle hız kazandı. Tüm düşüncelerden uzaklaşmak adına yumrukluyordum torbayı. Kaç dakika geçti bilmiyorum… Arkadan sinsice yaklaşan birini hissettim. Tam omzuma dokunacaktı ki hızla ters dönüp yumruğumu indirirken, sağ bacağımla kum torbasına sert bir tekme savurdum.
Yüzüne aşina olduğum biriydi.
— “Ömer! Napıyorsun ya? Az daha yumruğum yüzünle buluşacaktı.”
Gözlerini kısıp yüzünde büyük bir sırıtma belirdi.
— “Gelen senden sonrası önemli mi?” dedi ve eliyle ringi işaret etti.
Teklifini kafamla onayladım, önden ilerledim. Ringde elinde iki çift boks eldiveniyle karşımda duruyordu. Eldivenleri elime geçirip bekledim.
— “Eski günler için…” dedi, ellerini uzatarak.
Yumrukla karşılık verdim.
— “Eski diye bir şey yok.”
Dudaklarına küçük bir tebessüm yerleşti. İlk atak benden geldi. Sağ yumruğumu, yüzündeki o alaycı tebessümü sökmek ister gibi geçirdim. Dudak kenarında hafif bir kızarıklık oluştu, ama kanamamıştı. Gülümsemesi silinmedi, tam tersine büyüdü.
— “Hâlâ aynısın… Hâlâ çok sertsin. Bunun bir eğlence olduğunu unutuyorsun, hâlâ çok hırslısın Kayra.”
Karnıma indirdiği yumrukla sendeledim, etrafımda tam tur attım. Sonrasında toparlanıp çenesine yumruk geçirdim.
— “Ben Kayra değilim!” diye bastıra bastıra söyledim.
Sesim bu kez daha cılızdı. Dövüş gittikçe hoyratlaşıyor, kendime hâkim olamıyordum. Daha sertleşiyordum. Dengemi kaybedip yere düştüm, tam o sırada o da üzerine kapanıp beni tuttu. Fazla yakındık. Nefeslerimiz birbirine karışıyordu. Gözlerim yuvalarından fırlayacak gibi açılmıştı.
Bir anın etkisiyle onu ittim, yere oturmasına sebep oldum. Göz bebekleri titredi, büyüdü. Eldivenlerimi hızla çıkarıp kenara fırlattım. Çıkmak için ayağa kalktığımda önümde durdu, ellerimi tuttu.
Çekmeye çalıştım, bırakmadı. Ben de üstelemedim.
— “Kayra… Ne olur kes artık. Biliyorum, çok yanlış yaptım. Ama seni çok özledim. Tenini, kokunu… Bizi çok özledim. Bizim anılarımızı hiç unutmadım. Hele o minicik beden…”
Sesi çatallandı.
— “Neden kürtaj yaptın? Bu kadar mı nefret ettin benden? Bizim bebeğimize neden kıydın? Söyle bana, neden yaptın Kayra!”
Ellerimi onunkilerden çekip yüzüne sert bir tokat attım.
— “Ben Kayra değilim!” dedim, haykırır gibi.
Arkamı dönüp hızla uzaklaştım.
⸻
Yazardan:
Üç yıkılmış beden, üç hayal kırıklığı…
Asaf, Kayra için gelmişti; duygularını anlatmak, belki de yeniden başlamak için. Ama duydukları akıl alır gibi değildi. Ömer, Kayra’nın hamile olduğunu bilmiş miydi? Ona haber vermemiş miydi? Asaf’ın zihnini kurcalayan soru buydu.
Asaf, Kayra’nın bebeğini ondan nefret ettiği için aldırdığını düşünüyordu. Ama gerçek çok daha derindi. Karşısındaki kız Kayra değildi.
Ve şimdi asıl soru şuydu: Gerçek Kayra gerçekten hamile miydi? Bebeğini aldırmış mıydı, yoksa bambaşka bir sır mı saklıyordu?Koridor boyunca ayak seslerim yankılanıyordu. Yumruklarımı sıkmış, nefes nefese dışarı çıkmıştım. Kapının eşiğinde durup gözlerimi kapattım. Kalbim göğüs kafesime sığmıyor gibiydi. “Ben Kayra değilim…” sözleri hâlâ dudaklarımda yanıyordu. Ama Ömer’in yüzünde beliren şaşkınlık, çaresizlik ve öfke gözlerimin önünden gitmiyordu.
Arkamda sessizlik vardı, ardından kapının gıcırtısıyla birlikte ağır adımlar.
— “Eğer sen Kayra değilsen…” diye mırıldandı Ömer, sesi neredeyse fısıltı gibiydi. “…o hâlde kimsin sen?”
Bir anlık cesaretle ona döndüm, gözlerimin içine bakmasını sağladım. Dudaklarım aralandı ama kelimeler boğazımda düğümlendi. Söyleyemezdim. Henüz değil.
— “Bunu bilmen için doğru zaman değil Ömer.” dedim, sesim titrerken.
Ömer’in bakışları karardı, yumruğunu sıktı.
— “Zaman mı? Ben bir ömür kaybettim! Eğer sen Kayra değilsen, peki bana onun yerine kimi verdiler?”
Sustu. Derin bir nefes aldı, ardından yüzüme daha sert bir ifadeyle yaklaştı:
— “Bunu Asaf’a söylemen gerektiğini biliyorsun. Çünkü o hâlâ seni Kayra sanıyor. Ve senin ‘ben Kayra değilim’ deyişin… Benimle sınırlı kalmaz.”
Kalbim hızla çarpmaya başladı. Asaf’ın adı anıldığında içimde tarifsiz bir sızı oluştu. O an fark ettim ki, sır artık daha fazla gizlenemezdi.
⸻
Yazardan
Gerçek ortaya çıkmaya adım adım yaklaşıyordu. Ömer, gerçeğin peşindeydi. Asaf ise hâlâ, karşısındaki kadının Kayra olduğuna inanıyordu. Peki, bu sır açığa çıktığında ne olacaktı?
Kayra gerçekten hamile miydi? Eğer öyleyse, bebek neredeydi? Kürtaj mı olmuştu, yoksa çok daha derin bir sır mı vardı?
Ve asıl soru… Kardelen, gerçeği ne kadar daha saklayabilecekti?Karargâhın soğuk koridorlarında yankılanan bot sesleri, yaklaşan fırtınanın habercisiydi. Kardelen, siyah taktik kıyafetlerini giymiş, saçını ensesinde sıkıca toplamıştı. Masanın üzerine açılan haritada kırmızı işaretlerle gösterilen noktalara göz gezdirdi.
Tim komutanı sert bir sesle konuşmaya başladı:
— “Hedef; sınır hattında faaliyet gösteren bir sığınak. İstihbarata göre içeride ağır silah ve mühimmat depolanıyor. Sessiz girilecek, hızlı çıkılacak. Gözaltı öncelik, gerekirse imha.”
Kardelen sessizdi. Parmakları haritanın kenarını sıvazlıyor, zihni ise hâlâ Ömer’in sözlerinde dolanıyordu: “Eğer sen Kayra değilsen, kimsin sen?”
Asaf, masanın diğer ucunda gözlerini ona dikmişti. Şüpheyle değil, alışık olduğu güvenle bakıyordu. Kardelen’in içi daha da sıkıştı. Onun gözlerinde hâlâ Kayra’ydı.
Tim araçlara bindi. Motorların gürültüsü geceyi yardı. Araziye vardıklarında herkes maskelerini taktı, silahlarını kontrol etti. Kardelen susturuculu tabancasını kemerine yerleştirip tüfeğini kavradı.
Ormanlık alanın derinliklerinde ilerlerken telsizden kısa komutlar yükseldi:
— “Birinci ekip sağdan dolansın, ikinci ekip benimle. Kardelen, sen benimle geliyorsun.”
Asaf’ın sesi buydu. Kardelen başını salladı, göz göze gelmemeye çalıştı. Gölgeler arasından sığınağa yaklaştılar. İçeriden boğuk sesler, arada kahkahalar geliyordu.
Ömer, eliyle işaret verip Kardelen’in yanına sokuldu. Fısıltıyla konuştu:
— “İlk sen gir. Kayra bunu yapardı. Sen de öylesin, değil mi?”
Sözlerinde meydan okuma vardı. Kardelen hiçbir şey söylemedi. Nefesini tuttu, kapının mandalına dokundu. Sessizce içeri sızdığında, zaman durmuş gibiydi.
Üç adam sobanın başında oturuyordu. Kardelen gözünü kırpmadan nişan aldı.
— “Teslim olun!” diye bağırdı.
O an ortalık karıştı. Silahlar çekildi, kurşunlar duvarlara saplandı. Kardelen kendini yere atıp karşılık verdi. Asaf yanına düşmüş, seri atışlarla karşı tarafı bastırıyordu.
Kaosun ortasında bir anlığına göz göze geldiler. Asaf’ın gözlerinde gurur vardı:
— “Hâlâ aynı Kayra’sın… Cesur ve sert.”
Kardelen’in boğazı düğümlendi. Her kurşun sesinde sırrını biraz daha saklamak zorundaydı.
Kendine gelmeli bir an önce buradan sağ salim kurtulup sonraya bakmalıydı, olanlar ve olacaklardan habersizce direnebilecekleri yere kadar direnmeli,ve kendi içindekı kaostan kurtulmalıdı. Elindeki mermi giderek azalmış ve tükenmişti kulaklığa doğru “mermim bitti” elinde fazladan olan var mı? dıye sordu sabırsızca .”Bende var” sesiyle naime’nin olduğu tarafa hızlı adımlarla giderken oluşan bir kaosun içine çekildi…