Toplantı odasında, duvarları kalın çelikle yalıtılmış, dış dünyayla bağlantısı kesilmiş bu karanlık odada zaman bile duraksamış gibiydi. Herkesin üzerinde görünmez bir baskı vardı. Soluklar sessizce alınıyor, gözler temkinli biçimde etrafta geziniyordu. Göz göze gelenler kısa sürede bakışlarını kaçırıyordu.
Birkaç dakika süren bu boğucu sessizliği, sonunda Mustafa Başkan bozdu. Elindeki kalemi masaya bırakarak herkesle sırasıyla göz teması kurdu. Tok, kararlı sesi odada yankılandı:
— Evet arkadaşlar… Burada neden bulunduğunuzu merak ediyor olabilirsiniz. Ama önce bir tanışalım. Ben Mustafa Aslantürk, MİT Başkanıyım. Zaten birçoğunuz beni tanıyorsunuzdur ama sizi tanıştırmak istedigim kişi— eliyle göstererek ka-
Tam o sırada, masanın sağ köşesinde oturan Samet sözünü kesti. Sesi ne saygısız ne de fazla samimiydi; yalnızca gerçeğin önüne geçilmesine izin vermeyen bir netlik taşıyordu:
— Onu zaten tanıyoruz başkanım. Asıl neden ve niçini soylemesi gereken biri var burada.
Tüm gözler bir anda masanın diğer ucundaki kadına döndü. Gözleri keskin, duruşu dimdikti. Omzundaki apoletler yoktu belki ama bir yüzbaşının karizması hâlâ üzerindeydi.
Samet devam etti:
— Kendisi… Kayra Ece Erdem. Yüzbaşımız. Şehit olduğunu düşündüğümüz ama aslında şehit olmayan ve MİT’e katılan kişi.
Kısa bir sessizlik daha oldu. Masada kimi nefesini tuttu, kimi kaşlarını çattı. Kadın derin bir nefes aldı, ellerini masanın kenarına koydu. Gözlerini birer birer herkesin üzerinde gezdirerek konuşmaya başladı:
— Öncelikle… Hoş geldiniz. Fakat bir düzeltme yapmam gerekiyor.
Kısa bir duraklamayla cümlelerine devam etti:
— Ben… Kardelen Türk. MİT'in özel operasyonlar dairesinde üst düzey bir personelim. Kayra Ece Erdem isimli birini tanımıyorum. Bana benzetmiş olabilirsiniz. Bu mümkün. Lakin ben o değilim. Ve geçmişimle ilgili de herhangi bir yanlış anlaşılmayı düzeltmek istiyorum.
Masada birkaç kişi bakıştı. Özellikle Naime'nin gözlerinde destekleyici bakışlar vardı.
Mustafa Başkan, ortamı daha fazla gerilmeden toparladı:
— Tamam. Tanışma faslını sonraya bırakalım. Sizi buraya toplamamızın sebebi, sıradan bir görev değil. Ülkenin doğusunda büyük bir yapılanma var. Üstelik bu yapılanmanın başında... eskiden bizden olanlar bulunuyor.
İç çekti.
— , asker kökenli stratejistler, mühendisler… Ama bu kadarla bitmiyor. Yapılanmanın içinde Ruslar, Amerikalılar ve hatta Çinli bazı bağlantılar var. Uluslararası bir çete kurmuşlar. Bu, Türkiye’nin bağımsızlığına yönelik doğrudan bir tehdit.
Sessizlik yine odayı sardı.
Mert, gözlerini kısmıştı. Düşünceleri karışıktı ama sonunda soruyu patlattı:
— Başkanım… Peki bu yapılanmayı durduramazsak ne olacak?
Kardelen ellerini masaya daha net bir şekilde koydu. Yüzünde kesin bir eminlik vardı:
— Öyle bir şey olmayacak . Bunu zihninden çıkar. İmkânsız diye bir şey yok. Bu masada bulunan herkes hayatı boyunca imkânsızın tanımını defalarca yıktı. Bu görev de onlardan biri.
Mustafa Başkan, başını sallayarak Kardelen’in sözünü onayladı:
— Bu görev, bireysel kahramanlıklarla değil; ekip ruhuyla başarıya ulaşacak. Siz bu ülkenin en iyilerisiniz. Görevin adı “Zifiri Hat.” Ve bu görevde tam yetkili ve ekibinizin iki lideri olacak Kardelen ve Asaf Binbaşı ikiniz iyi bir uyum içinde ekibi yöneteceksiniz ve bu ekip askeri görevde sahada olacak istihbaratı naime ve Kardelen sağlayacak ve savunmada da yer alacaklar özellikle Kardelen size her türlü yardım edebilir kendisi çok başarılı bir mit personelidir bu yüzden lider konumunda bu yapılanmayı kökten bitirin mit adı altında askeri bir görev olacak bu görev
Masadakiler anlamaya çalışır gibi birbirine baktı. “Zifiri Hat” ifadesi soğuk bir çağrışım yapıyordu.
— Bu yapı, sınırın doğusunda faaliyet gösteriyor ama hatları sınır ötesine kadar uzanıyor. İran sınırından sızıyorlar, Kuzey Irak’ta üsleri var. Suriye’den gelen destekle güçleniyorlar. Bu yüzden görev yalnızca iç istihbaratla değil, dış operasyonlarla da ilgilenecek.
Samet, dosyasına göz attı:
— Bu yapıya sızmak imkansız mı?
Mustafa Başkan başını iki yana salladı:
— İmkansız değil ama tehlikeli. En az üç personelimiz bu uğurda kayboldu. Ve içlerinden biri bize ihanet etmiş olabilir.
Kardelen bir an duraksadı. Dosyasını açmadan önce gözlerini Başkan’a dikti:
— Bu görevde kardeş ülkelerle iş birliği olacak mı?
— Kısmen. Kardeş ülkelerle gerekli durumlarda Bordo Berelilerle özel bir koordinasyon kurulacak. Askerî destek alacağız ama temel operasyon bizim üzerimizden yürüyecek. Sizler, bu görev için özel olarak seçildiniz.
Masadakilerin hepsi sessizce Başkan’ı dinliyordu. Konuşulanlar artık sıradan bir görev olmadığını açıkça ortaya koyuyordu.
Başkan, projeksiyon cihazını açtı. Duvara yansıtılan harita üzerinde birkaç bölge kırmızıyla işaretlenmişti. Her biri potansiyel sızma noktalarıydı.
— Şu an için üç ana üsleri var: Biri Hakkâri kırsalında, biri Kandil’in eteklerinde, diğeri ise Suriye'nin kuzeyinde Halep çevresinde. Kod adları: Karakule, kobra ve samir.
Naime yutkundu.
— Başkanım, bu kadar dağınık bölgelerde aynı anda nasıl hareket edeceğiz?
Mustafa Başkan, hafifçe gülümsedi. Ardından Kardelen’e döndü:
— İşte bu yüzden Kardelen burada . O, bu operasyonun sahadaki koordinatörü olacak.Ve ekibinizi Binbaşı asafla beraber yönetecekler
Kardelen başını hafifçe eğerek onayladı:Asafsa bir yandan kardeleni incelerken başıyla onaylamıştı.
Kardelen başını diklestirip
— Operasyonu üçe ayıracağız. Her kısım itinayla gerceklestirilip veriler anlık olarak ortak havuza aktarılacak. Bu görev bizi uğraştıracak ve uzun süre alacak ama başarıyla tamamlamış olacak Tüm analiz ve değerlendirmeler karargâhta yapılacak. Gerektiğinde sahada birleşeceğiz.
O sırada genç bir kadın, meyra, eliyle söz almak istedi:
— Affınıza sığınarak soruyorum… Bu yapı neden şimdi harekete geçti? Bu kadar büyük bir şeyi gizlice kurmaları nasıl mümkün oldu?
Başkanın yüzünde kısa bir hayal kırıklığı ifadesi belirdi.
— Çünkü biz içerideki düşmanlarımızla meşguldük. Ve bazı şeyleri görmezden geldik. Ama artık değil.
Dosyalar açıldı, haritalar incelendi, isimler not edildi. Ekip yavaş yavaş görevin ağırlığını hissetmeye başlamıştı. O an Kardelen ayağa kalktı:
— Bu görev sadece bir operasyon değil. Bu, ülkenin kader çizgisine çekilen kanlı bir sınır. Bu sınırı çizmelerine izin veremeyiz. Buradan sağ çıkamayacağımızı bilsek bile gitmek zorundayız.
Odanın içinde donmuş bir sessizlik yeniden çöktü. Herkes Kardelen’in sözleriyle gerçeğin ağırlığını iliklerine kadar hissetmişti.
Mustafa Başkan toparladı:
— Size zaman veremem. Yarın sabah, saat 04.00'te harekete geçiyoruz. Dosyalarınızı alın. Hazırlıklarınızı yapın. Bundan sonrası görev disiplini, güven ve sadakat meselesidir. Anlaşıldı mı?
Herkes sırayla başını salladı. Gözlerde tereddüt yoktu. Kararlılık ve biraz da kaderin kabulü vardı.
Kardelen odadan çıkarken göz ucuyla bir kez daha Naime’ye baktı. Naime ise ona guc vermek istercesine gozlerini kapatip açtı. Zaten Kardelen artık bu yükü taşımayı öğrenmişti.
Masumiyetin değil, görev uğruna var olmanın yüzüydü onunki.
Ve perde, o gece " Zifiri hat" kod adlı bir görevin karanlığına doğru kapanırken, gerçek savaş yeni başlıyordu.